İnsan Tutulması
10/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2024 55. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2024 01:13
Adam aldı eline tabancayı ve ateş etti. Kimse anlamadı onu. Coşkulu dünyasına kimse tahammül edemedi. Oysa o, insanları sonuna kadar anlamak istiyordu. Onlarla derin bağlar kurmayı arzuluyordu. Kendi fikirlerine nasıl bağlanıyorsa başkaları da kendi fikirlerine öyle sıkı bağlansın, bir dedikleri bir dediklerini tutmasın istemiyordu. İstikrarlıydı, hayatı ciddiye alıyordu, hayatı anlamakla dolup taşıyordu. Oysa çevresindeki insanlar goygoycuydu. Pis zevkleri, beş para etmez zihin dünyaları vardı. Hiçbir şeyi önemsemiyor, durup anlamaya çalışmıyor, önemseyenler ve durup anlamaya çalışanlarla da dalga geçiyorlardı. Selim'le de geçtiler. Selim Işık fazlaydı böyle bir dünyaya. Aldı tabancayı eline ve ateş etti. Sonsuz bir huzura kavuştu belki böylece. ... Bu kitap öyle bir vakitte okunmalı ki ne yoğun ve meşguliyetle dolu bir dönem olmalı ne tamamen boşlukta olmalı ne çok mutlu günler geçiriyor olunmalı ne de çok depresif ve mutsuz bir dönemde olunmalı. Üzerinize çok derin bir yorgunluk çökecek. Hazırlıklı olun. Öyle böyle bir yorgunluk değil. Bir başkası için belki de ilk defa böylesine karamsar hissedeceksiniz. Aslında kendiniz için de... Çünkü benliğinizle ilgili yaraları açacak bu roman. Hoşlanmayacaksınız, kızacaksınız belki yazara. Belki de çok sıkılacaksınız kitaptan. Eğer sıkılıyorsanız asla ve asla okumayın, zamanınız gelmemiş. Zihniniz o karamsar demi almamış henüz. Var olmakla kafayı bozmamışsınız. İçinize dönük yaşamamışsınız. İnsanları yadırgamamışsınız. İnsanları pek önemsememiş, hep sizi beğensinler istememişsiniz. Utangaçlıklarınız ve kaygılarınız ağır basmamış. Okumayın öyleyse, zamanını bekleyin. Öyle bir zaman yoksa da boş verin gitsin. Fakat eğer tam da bu saydıklarımı dibine kadar yaşıyorsanız o zaman da okumayın. Daha çok tükenirsiniz, daha çok yüklenirsiniz o ağrıları. Tuz basarsınız yaralarınıza. İşte bu yüzden arada bir yerdeyken, ne iyiyken ne de kötüyken okuyun bu kitabı. Bilmem, ne kadar iyi bir tavsiyedir bu. Ancak kitabı anlamanız ve benimsemeniz ancak bu şekilde olur gibi geliyor bana. Öyle bir zamanda okuyun ki çok benimseyin isterim bu kitabı. Kitap bunu hak ediyor çünkü. Bütün çabam bu yüzden. GENEL OLARAK KİTAP: Tutunamayanlar. Yani tutunmayı deneseler de başaramayanlar. Sonucunda da iki ağır kayıp: biri intihar, biri acı çekmek. Yani Selim Işık ve Turgut Özben. Selim Işık kendini bir tutunamayan olarak bile görmüyordu fakat varsayalım ki öyle, o da tutunamayanlara tutunamayan olarak bir tutunamayan olur :) Tutunamamanın kriteri mi olur canım? Herkes farklı farklı yanlarıyla tutunamaz şu hayata. Selim Işık'ı arayışın kitabı bu kitap. Turgut'un zihnine girip Selim'i sayıklayışını okuyacaksınız. Ne derin ne gerçek ne sancılı ne hatıralı ne özlemli bir sayıklayış... İnsan zihnini en iyi ve derinlikli işleyen romanlardan biri oldu benim için Tutunamayanlar. Hem Turgut'uyla hem Selim'iyle. En çok da Selim'iyle. İki madde ki bu kitaptaki büyük resmi gösterdiğini düşünüyorum (Biraz Selim Işıkcılık oynayalım :) ). Kendimiz ve Toplum. Madde 1 - Kendimiz: Düşüncelerimiz ne pis bizim? Olur olmadık düşünce suçları işliyoruz aslında her an. Misal bir insana iyilik yaparken ardından kafamızda ne hinlikler dönüyor, herkes bir tek kendisinden biliyor. Sevdiğimiz kişilerle ilgili bile bir anlığına olsa da kötü şeyler düşünebiliyoruz. Ve her şeyden ne de çabuk sıkılıyoruz. Çok mu açız ne? Neden bir türlü doymak bilmiyoruz? Doymayı hissetmeye çalışmadığımızdan mı? Hissetmeye nasıl çalışmamış olabiliriz? Ah şu hız dünyası... Her şeye nasıl da bir otoyoldan geçen arabalara bakarmışız gibi dikkat bile edemeyip üzerine kafa yoramamamıza sebep oluyor! Neye bu hız, bu acele? Durup bazı şeylere bakalım. Kim dedi ki her nesneyi çabucak silip süpürmemiz gerektiğini? Her şeye hakim olmaya çalışmamız yüzünden mi bu hıza kapılma çabası? Bırakalım, dünyada sonsuz nesne var; sonsuz olduğunu bilelim yeter. Akalım biraz, neyi görmek istiyorsak onlara daha çok bakıp anlamaya çalışalım. Kitaplara başlayıp başlayıp bırakmayalım mesela Turgut Özben gibi. Her şeyi yarım yarım bırakmayalım. Her şeyi yaparız sanıp hayal kırıklığına uğramayalım. İnsan oluşumuzun acziyetine güvenip kollarımızı onun dingin sularına bırakalım. Oyun mu üretmek istiyoruz? Üretelim. Oyunlar yaşamanın nakışlarıdır. Bir şeyler yaratalım, yer yer saçmalasak da. Hayatı güzelleştiren budur. Ama can sıkıntısı da var işte, bunu da kabullenelim. Madde 2 - Toplum: Peki, kendimizle ilgili sorunları nispeten hallettik diyelim, ya toplumun sorunları? Hırsızın hiç mi suçu yok, var tabi. İşte bunları da yerelim ve düzeltecek imkânlarımız varsa kullanmaktan geri durmayalım. Oğuz Atay ne güzel de yermiş toplumumuzu. Kolaysagelkendinyapdiyengillerden olmayalım. Sadece eleştirmenin bile toplumun gelişmesinde bir adım olduğunu bilelim. Fakat şunu da bilelim ki madde 1 olmadan madde 2 zaten yürümez. Önce herkes bir kendisine baksın. Kitabın bütününden çıkardığımız derslerden sonra biraz daha derine inelim. TURGUT ÖZBEN VE SELİM IŞIK: Yarım kalmış, tükenmiş, her şeyden çok çabuk sıkılan, bir işin bir türlü sonunu getiremeyen, tembel mi tembel ya da yorgun mu yorgun, yanında karısı Nermin olduğu halde kendi kendine yetmeye çalışan, kendini diyaloglu monologlu sohbetlerle donatan Turgut Özben ve onun gözünden intihar ettiğini öğrendiği en yakın dostu Selim Işık romanın iki ana karakteri. Selim Işık ve Turgut Özben'i birbirinden uzaklaştıran şey evlilikti sanki. Turgut Özben'in evlenmesi Selim'le olan dostluğunu içten içe zedelemişti. Selim Işık ötekileri tarafından da yeterince değer görmemiş, yaşadığı yalnızlık hissi onu boğmuş ve intihar etmişti. Belki de başka bilinmeyen birçok neden vardı. Turgut'u biraz da bu yaralıyordu. Bunları bilememek. Ama onu asıl yaralayan şey Selim'in, yani en yakın dostunun intihar ederek sanki Turgut'u bir uzvundan etmiş gibi sakatlamasıydı. Turgut, Selim'in yokluğunu yüklenmiş ve bunun ağırlığı altında ezilmişti. Karısı Nermin'e karşı da bu yüzden yabancılık çekiyordu. Selim'in ölümünden kendisini sorumlu tutuyordu (belki biraz da karısını). Çünkü bir taraf evlenince bekâr ve evli olan arasındaki arkadaşlıkta ister istemez mesafe artıyordu. Demek ki bu yüzden Selim'i yeterince anlayamamıştı. İşte bu hisler onu çıldırtıyordu. Bu derin suçluluk hissi artık tüm hayatına yayılmış: Selim'i düşünmek, Selim'in fikir dünyasını anlamak, Selim'den parçaları birleştirip bütüne ulaşmak, Selim'in kişiliğine, zevklerine vakıf olmak olarak dışavurulmuştu. Turgut belki de böylece Selim'in intiharında sorumlu olmadığını kendine kanıtlayarak rahatlayacağı bir çıkış noktası arıyordu. Bilinçdışının oyunları... Turgut ve Selim'in dostluk ilişkisini okumak çok eğlenceliydi. Turgut'un Oblomovvari tembelliğini ve depresif ruh dünyasını Selim'in çalışkanlığı, alaycılığı ve ince fikirliliği dengeliyordu. Selim Işık, dünyayı değiştirebileceğine inanan ve bunu teorilerle yapmaya baş koymuş bir "düşünür"dü. Büyük resmi görüp bunun çaresini aramakla meşgul, dertli, hem bireyin hem toplumun sorunlarını bulup görüp anlayıp çözüm konusunda kararsızlığa düşmüş gerçek bir "düşünür". Çünkü kararsızlık sorgulamaktır, hiçbir fikre gözlerin kapalı sonuna dek inanmamaktır. Bunu anlamış birisi Selim Işık. Daha sonra da bireyde görmüş işin sırrını. Kendimizi değiştirmenin dünyayı değiştirmede ilk adım olacağına karar vermiş. Ne de doğru düşünmüş! En çok kendimizi değiştirebiliriz. Çalışarak, öğrenerek, sorgulayarak... Selim Işık'ın hayal dünyasına ne demeli peki? Mısralarla oluşturduğu şarkılardan kendine bir dünya yaratmış. Fakat bu şarkılar fikir şarkıları. Hikâye şarkıları. Kendisine hayalî bir tarih oluşturmuş, hayalî bir bilim dünyası kurmuş ve onlara Turgut'un bu notları bulmasıyla bizler de tanık oluyoruz. Bu hayalî dünyada Orta Asya'daki Türkler, Hegeller de var. Fakat hepsi hayatları kurgulanmış kişiler. Zaten Oğuz Atay kitabın her bölümünde yaratıcılığının sınırlarını zorlamış. Selim'in içindeki o karamsar ve kötümser çocuk nasıl da kıvranıp duruyor. Çevresinin onu gülünç bulması nedeniyle nasıl da aşağılanmış hissediyor kendini. Hayatı boyunca hep bir şeyler yapmaktan, eylemekten, "etkin" olmaktan geri durmuş, kendi içine gömülmüş. Özgüveni çok düşük, kendini sürekli kötülemek istiyor, kendini kendine şikayet ediyor, kendinden çok rahatsız. İşte bunları okudukça onun ne kadar hassas bir insan olduğunu daha çok hissedeceksiniz. Ne çok Selim okuyacaksınız, aklından kalbine ve zaaflarına doğru, bir okyanusa dalar gibi dalacaksınız yavaş yavaş onun zihnine. O okyanusun rengi her kademe biraz daha değişecek, koyulaşacak, soğuyacak. Tüm bu nedenlerle Selim Işık'ta birçok okur kendini görmüştür, ben de çok kez kendimi gördüm. İnce düşünceli, hassas ve tükenmiş yanlarımızla birer Selim Işık'ız biz. Turgut Özben ise Selim'den sonra hayatında keskin bir düşüş yaşamış, kirlenmiş bir karakter. Zavallı demek eksik kalıyor. Hem suçlu hem de zavallı bir adam Turgut Özben. Bana göre en büyük suçu karısını aldatmak. Bu hatayı yapıyor. Hem de pişmanlık çekmeyerek... Acı olan da bu. Ona bu yüzden çok öfkeliyim. Her akıllı insanın sınırları olmalı oysa. Bunu bekleriz o kadar derin düşünceli ve sevdiği insanlara bağlanan (karısını sevmiyorduysa da boşansaydı) Turgut'tan. Ama o sınırı hoyratça geçiyor. Hayattan pes ediyor bir nevi. Ne olacaksa olsun, her bataklığa batayım artık, diyor. Umursamıyor. Bir insan tutunamıyorsa biraz da tutunmak istemediğindendir diye haykırmak istiyorum Turgut'a. O kendi karanlığında boğuluyor. Ne yazık Nermin'e... Aldatmayı bu kerte umursamaması yüzünden yüzüne tükürmek istiyorum Turgut'un. Hepimizin idolleri vardır ve zaman zaman değişir. Hatta idollerimiz dışındakileri küçümser, idollerimizi daha da yüceltir, onlara hayranlık besleriz. Selim Işık'ın da idolleri var. Oscar Wilde, Maksim Gorki gibi belli yazarları idol görüyor, kalemlerine hayran kalıyor, onları okurken "Daha iyisi yok." diyor fakat bir süre sonra yeni bir idole tutunup eskisini bırakıyor. Turgut'un idolü de Selim. Fakat onunki çok büyük bir saplantı. Selim'in yokluğu, varlığından katbekat büyük bir bağımlılık oluyor Turgut için. Selim de etkilenilmeyecek adam değil açıkçası. Ben bu kadar derin çizilmiş, ilmek ilmek işlenmiş, her detayı düşünülmüş, böylesine gerçekçi bir karakter okumamıştım. Çok samimi, utangaç, yaratıcı, coşkulu, fikirlerine sıkı sıkı sarınan, meraklı, ilkeli ve bir o kadar da çocuksu bir karakter Selim Işık. Fakat sağ olsun, çevresindeki canım insanlar onun bu güzel özelliklerini teker teker çiğniyor. Karamsar ve tükenmiş bir hale getiriyorlar Selim'i. Selim Işık'ın en belirgin özelliklerinden biri içe dönüklüğüydü. İçe dönük insanlar aslında deneyimleriyle ilgili derin analizler yapmaya daha çok vakit ayırır, hayat üzerinde daha çok düşünür, bir şeyleri derinlemesine anlamaya daha çok merak salarlar. Selim Işık böyle bir insandı ancak böyle olmasının çok fazla dezavantajı da vardı. Sosyal ortamlara uyum sağlamakta zorluk çekiyordu, tavır ve davranışlarını toplum içinde nasıl düzenlemesi gerektiğini pek bilemediğinden insanlar tarafından çocuksu, eğreti ve komik görünebiliyordu. Yani kısacası evet, "kafalı" bir insandı ancak "kafa" değildi. Hay "kafa"nız batsın! Onun standartlarına ulaşması zordu insanların. Fakat o bunu farklı yorumluyor, kendini yetersiz, eksik ve yalnız hissediyordu. Toplum onu kabul etmiyordu ve o da intihara sürükleniyordu. İşte toplum denen canavar! Herkes ona uymak zorunda kalıyordu. Uymayanlar tutunamayanlardı. Ya yutabileceği şekle sokuyor ya da bir şekilde püskürtüyordu toplum onları. "Bat dünya bat!" Selim sana fazla geliyordu. KİTABA DAİR ÖNEMLİ NOTLAR: *Kitabın bazı yerlerinde bilinç akışı tekniği dolayısıyla kimin ağzından konuşulduğu karıştırılabiliyor. Turgut'un zihni içerisinde kendi kendine soru sorup karşısındakinin de cevap verdiği hali tamamen bulamaç şekilde okuyorsunuz. Arada noktalama ayrımı olmuyor. Fakat okudukça anlarsınız. Bu aralıksız hayalî diyalog gibi monologlar daha akıcı ve ilginç hale getiriyor kitabı. *Kitapta Oblomov , Dorian Gray'in Portresi , Benim Üniversitelerim, Don Kişot, Dönüşüm ve Yeraltından Notlar gibi birçok esere gönderme vardı. Bu eserleri okuduktan sonra Tutunamayanlar'ı okumanızın bu eserlere yapılan göndermeleri anlamak bakımından daha verimli olacağını düşünüyorum. Anlata anlata bitirilemez bir kitap Tutunamayanlar. Tam anlamıyla bir başyapıt. Lütfen tedbirlerinizi aldıktan sonra, iyi bir vakit ayarlayarak okuyun ya da hiç okumayın. Yarım bırakıp da "tutunamayanlar"a dönmeyin sonra :)
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
··
409 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Monsilya Öyle güzel, öyle coşkulu yazmışsın ki daha da anlatmış olsan daha da okurdum sıkılmadan 😌 Özellikle Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar okurken sanki Oğuz Atay kalbimi avucuna almış gibi hissediyordum. Okumak bile denemez, yaşamak en derininde. O yüzden Tutunamayanlar'ı yarım bırakanlarla asla ruhumun yakınlık kuramayacağı şeklinde bir önyargım var. Bazen "Bat dünya bat!" cümlesini kullanırım çevremde. Anlayan çıkarsa ruhdaşım kabul ederim, böyle bir çılgınca sevgi; "Ha-ha." 😅 disconnectus erectus karakterleri seviyoruz :) Harika bir inceleme, 1 defa beğendim ama 100 defa beğenmiş kabul edilsin :)
Monsilya
Gönderi Sahibi
Özellikle senin yorumunu bekliyordum. Çok mutlu ettin beni😁🪻🙏🏻 Aynen öyle. Biz Tutunamayanlar'ı yaşayan kesimdeniz. Derinimize işleyen bir eser. Ve insanın duygularını coşturuyor gerçekten. Karamsar ruh halimiz sağ olsun 😄😄 "Bat dünya bat" turnusolu da çok iyiymiş hahah 😄 Ben de yeri gelince kullanayım🤭 Çok çok teşekkür ederim. Birbirimizi çok iyi anlıyoruz🤗
Eseri okumakla kalmayıp adete yaşamışsızsınız. Emek verilmiş bir inceleme.. Alıntı ve inceleme güzeldi. Keyifli okumalarımız olsun. 🙏
Monsilya
Gönderi Sahibi
Çok teşekkürler ilginiz için. Ne mutlu bana 😊🪻🙏🏻
Monsilya
Gönderi Sahibi
Bir başyapıt ya anlata anlata bitirilemez yani içindeki gevezeyi coşturur insanın ya da tek ve çok etkili bir kelimeyle övülür, insana söyleyecek söz bırakmaz. İkisi de aynı yola çıkar. İkisi de o eserin ne kadar dolu dolu olduğunu gösterir. Ama ben anlatmaya doyamayan gevezelerdenim. 😄