Cengiz Aytmatov okumayı özlediğim şu günlerde, kısa bir eserle bu özlemi gidermenin mutluluğunu yaşıyorum. Sıcakların bunalttığı bir günde, gölgelikte oturup hayata kısa bir mola vermek, bir çeşit antidepresan sayılabilir. İncelemeyi yazmaya başlarken kendim için şu tespiti yaptım: Belli bir süre Cengiz Aytmatov okumadığımda, bünyemde bir istek ve ihtiyaç oluşuyor. Bu his, birkaç yazar için de geçerli olsa da, en çok Aytmatov'da kendini gösteriyor. Bir çeşit bağımlılık da denilebilir. Zaten olacaksa, insanın böyle bağımlılıkları olmalı...
Cengiz Aytmatov, hemen her eserinde olduğu gibi Cemile'de de savaş, tren garı, yoksulluk, aşk, gelenekler, köy hayatı gibi konuları gayet akıcı bir şekilde işlemiş. Yaklaşık on sekiz yılını Kars'ta, bir köyde geçirmiş biri olarak, bu eserlerdeki köy hayatı ve işlerinin tasviri, her seferinde beni geçmişe, çocukluğuma götürür. Kendimi bazen kavurucu güneşin altında dirgenimi ot yığınına saplarken bulur, bazen traktör üstünde hayal eder, bazen de soğuk ayranı kana kana içerim.
Farklı coğrafyaların benzer çocukluklarında, benzer hayatlarında buluşuyoruz Cengiz Aytmatov ile...
"Cemile", alışılmışın dışında bir karakterdir. Toplumun kalıplarının dışına çıkma cesareti, ona hem saygınlık kazandırmış hem de insanların ona içten içe farklı gözle bakmasına neden olmuştur. İnsanların Cemile'yi eleştirirken ona hayranlık duymaları, toplumun bilinçaltında gelenekleri reddetme arzusunun bir göstergesidir. Kendisini arzulayanların, sonunda Cemile'yi namus kavramı üzerinden vurmaları, toplumun ahlak anlayışına yönelik üstü kapalı bir eleştiridir. Tabii ki bunlar benim öznel çıkarımlarımdır.
" Cemile " evet bir aşk hikayesidir. Hatta ünlü Fransız şair Aragon'a göre "dünyanın en güzel aşk hikayesi"dir. Fakat ben aynı düşüncede değilim. Bana göre bir erkeğin veya kadının (cinsiyet üzerinden okumak yanlış olur diye düşünüyorum) evli olup başkasına gönül vermesi, eşi yanında olmazsa dâhi masum değildir, olmamalıdır. Masum olmayan bir aşkım da dünyanın en güzel aşkı olması bana göre mümkün değildir. Bazı değerleri korumalıyız! Yaşar Kemal'in dediği gibi: "İşte bunu yapmamalı. İnsanlarla oynamamalı, bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli." İnsanlar kendi aşk hikayelerini yazmak uğruna bazen çokça kalpler kırıp, birçok kişinin gururunu yerle bir etmiştir. Buna gerçekten gerek var mı? Bu hikayenin yananı Sadık oldu...
Benim gibi düşünenler de, Cemile'yi haklı bulanlar da olacaktır. Doğup büyüdüğümüz toplum ve hayata bakış açımız belirleyici olacaktır.
Ne demişti Fakir Baykurt: "Otuz beş yaşıma kadar onurla bağlandım inançlarıma. Otuz beş yıl daha bağlanabilirim..."
Cemile, okuması zevkli, mola vermek, durulmak niyetine okunacak en iyi kitaplardan bir tanesi. İncelememi bitirirken kitaptan en sevdiğim alıntıyı bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki okuyan bir kaç kişiye en gerekli zamanda denk gelir bu alıntı.
"Hiç pişman olma, sen mutluluğunu en sarp yollarda yürüyerek buldun!..."