William Golding 2.Dünya Savaşında aktif olarak görev yapmış eski bir asker. Savaş sırasında gördükleri onu epey etkilemiş. İnsanın yapabileceği kötülüğün sınır tanımaması ve insanın içindeki derin karanlık savaş bittikten sonra William Golding ’i yazmaya itmiş. Sineklerin Tanrısı
’ndan sonra Mirasçılar ile de insanın derinlerindeki karanlık ve şeytani tarafı anlatmaya devam ediyor.
Bu kez anlatıcımız bir Neanderthal. İsmi Lok. 8 kişilik bir Neanderthal kabilesi bir orman yangınından canlarını zor kurtarmıştır. Sadece 8 kişi kurtuluştur, geri kalanların tamamı yangında ölmüştür. Çok primitif bir yaşamları vardır. Alet kullanmamaktadırlar, kullandıkları en karmaşık alet dikenli ottur. İsimleri de basittir; Lok, Fa, Ha, Mal, Liku…Gördüğünüz gibi hep tek heceli isimler. Mecbur kalmadıkça et yemezler, bitki kökleri, meyveler ile beslenirler. Yiyecek bir şey bulamayınca et yerler ancak. O da avlanarak değil, diğer hayvanların avladıkları canlılardan kalan leşleri yerler. Neanderthal kabilesi yarını düşünmez. O günü yaşar ve hayatta kalmaya çalışır. Buna rağmen oldukça barışçıl canlılardır. Akıllarına bir fikir ya da düşünce gelince resim görüyorum diye bir tabirleri vardır. İnandıkları tanrı – tanrıça ise Oa’dır. Doğa ile uyumlu ve barışçı bir şekilde yaşayan bu kabilenin kaderi yeni bir insan türü adaya gelince değişir. Bu gelen yeni tür homo sapiens’tir (Kitapta “diğerleri” diye geçmekte, neanderthaller ise “insan” olarak adlandırılmış). Birçok açıdan Neanderthallere benzemektedirler. Ancak iki ayak üzerinde yürümektedirler, yüzleri daha farklıdır. Alet kullanabilmektedirler, iletişimleri daha güçlüdür. İsimler bile daha karmaşıktır; Tuami, Vivani…Ayrıca kanoları vardır ve su üzerinde de hareket edebiliyorlardır.
Neanderthaller için tam bir bilinmezdir bu yeni tür. Ancak hiç de hayırlı olmamıştır bu karşılaşma. Zira Homo Sapiens tek tek avlamaya başlar Neanderthalleri. Önce Ha yok olur ansızın ardından Nil öldürülür. Liku ve yeni doğan kaçırılır. Büyük bir korku ortaya çıkmıştır Neanderthallerde. Ancak korku kadar büyük diğer bir duygu ise meraktır. Çünkü çok tuhaf hareketleri vardır bu yeni türün. Kendilerine bir yandan benziyorlardır ancak diğer yandan hiç benzemiyorlardır. Acımasızdır bu yeni tür. Gözünü kırpmadan öldürmektedirler. Ayrıca mülkiyet kavramı da oluşmuştur Homo Sapiens’te. Neanderthallerin hiç değer vermediği sarı taşlardan (Altın) takılar yapmıştır yeni insan kadınları. Sahiplenmişlerdir o taşları. Neanderthal için ise hiçbir önemi olmamıştır altının. Biraz oyalanıp atmışlardır. Öldürmek nedir bilmezdi Neanderthller. Böyle bir şeyi tasavvur bile edememişlerdir. Bu sebeple diğerleri tarafından atılan okları “hediye gönderilen kısa tahtalar” olarak adlandırırlar. Kırbaç ise ölü yılandır neanderthaller için.
William Golding kitabını bir neanderthalin gözünden anlatarak bir yandan neanderthalleri tanımamız sağlıyor diğer yandan da yeni tür Homo Sapiens’i tanıtıyor. Lok sürekli olarak izliyor ve inceliyor yeni türü (Bu anlatım bir belgesel havası da katmış kitaba). Görünmemeye çalışıyor ve her hareketlerine bir anlam vermeye çalışıyor. Ancak bunda da oldukça zorlanıyor çünkü doğaya bakış açıları hiç Neanderthaller gibi değil. Neanderthaller doğaya uyum sağlamaya çalışırken, Homo Sapiens doğaya yön vermeye çalışıyor, kullanıyor hatta. Ağaç kütüklerinden sallar yapıyorlar, oklar, kesici aletler yapıyorlar doğadaki elementleri kullanarak. Lok bir süre sonra korku ve merakın yanında hayranlık da duymaya başlar sapienslere karşı. Ayrıca sınıfsal bir yapıları da var bu yeni komünün. Liderleri var ve bu lider diğerlerine işkence etmekten çekinmiyor.
Kitabın son kısmında homo sapienslerin gözünden bu hikâyeyi okuyoruz. Neanderthllerin Homo Sapiens’ten korktuğu gibi Homo Sapiens’ler de Neanderthaller’den korkmuş. Onları canavar olarak isimlendirmiş. Hatta bu korku yüzünden adayı terk etmek zorunda kalmışlar. Yani Homo sapiens’leri vahşileştiren şey aslında duydukları korkuymuş. Son kısımda sapiensler bir saldalar. Başka bir yere doğru yolculuk ediyorlar. Bu yolculuk aslında bir bakıma insan evriminin de sembolize edilmesi. Human Being’den Human Becoming’e olan yolculuk diyebiliriz. Yani bugünkü durumundan oluşmakta olan kişiliğe bir geçiş. Tabi bu arada Neanderthallerden Homo sapiens’e olan bir geçiş diye diyebiliriz. Zira hâkim tür artık Homo Sapiens’tir. Ve birçok bakımdan selefleri Neanderthal’den çok farklıdırlar. Daha zeki olmalarına rağmen daha vahşidirler. Grup halinde yaşamalarına rağmen sınıflara ayrılmışlardır. Eşitlikçi değillerdir ve paylaşım yapmayı sevmemektedirler.
Bu kitap yukarıda belirttiğim gibi Sineklerin Tanrısı ’sının devamı gibi. Ben ayrıca Âdem'den Önce 'ye de epey benzettim bu kitabı. Bu arada belirtmem gerek, kitap kolay değil. Zira anlatıcı bir Neanderthal ve onun basit ya da ilkel bakış açısından anlatım yapılıyor. Bu da beni okurken zorladı. Ancak yine de keyif aldım. Farklı bir kitap. Sineklerin Tanrısı ’nı sevdiyseniz, Mirasçılar ’a bayılacaksınız. Bu arada kitabın başındaki çevirmen notunu muhakkak okuyun. Romanı okurken size büyük kolaylık sağlayacaktır. Son olarak Engin Mavi bu kitabı da okuma listene alman gerektiğini düşünüyorum.
Homo Sapiens'in kendinden önceki türlere özellikle de Neandertallere yönelik yaptığı büyük katliamın boyutlarını daha önce Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens de ve roman formatında ise Jack London ‘ın 2.favori eserim olan Âdem'den Önce sinde okumuştum; bir insan evladı, bir insan evladına bunları nasıl yapabilir? diye istemsizce sordurmuştu.
Sineklerin Tanrısı ve Âdem'den Önce kitaplarının aromasını içinde barındıran bir Neandartel roman daha önce de ilgimi çekmiş ve okunacaklar listeme almıştım. Eh, Özgün Coşkun da tavsiye edince artık bize de artık okumak düşer.
William Golding yine burada da insanın gölgede kalan pisliklerini deşifre etmiş görünüyor. Yazarın insanla bu kadar derdinin olmasını hala günümüze baktığımızda çok da yadırgamamak lazım.
İnceleme yazın oldukça bilgilendirici olmuş, eline sağlık ✨🙏🏻✨teşekkürler.