4/10
·793 syf.··
2024 108. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2024 21:19
Yarım bırakmamak için kendimi zorladığım bir Murakami kitabı daha... Ensest ilişkilerin bulunduğu bu romanı neden mi okumaya devam ettim? Yazarın bu konuyu nasıl ele alıp sonuçlandıracağını merak ettiğim için. Yazarın, annesiyle aşk yaşayan ve babasını öldürdüğünü düşünen bir oğulun (Kafka Tamura) hikâyesini anlatarak ödipal komplekse gönderme yaptığını anlamayacak kadar budala değiliz elbette. Fakat iyi bir kitap sadece mitolojiye ona buna şuna gönderme yapıp yapmamasıyla mı ölçülür yani?! Kral Oidipus hikâyesinden ilham alınmış olabilir. Bundan mı ibaret olmalı? Diyelim ki ana karakter annesiyle ensest bir ilişki yaşıyor, ben onun bu sapkın dürtülerini ve eylemlerini okumakla neyi anlıyorum ki? Bana bunun arka planı iyi verilmiyor. Ben böyle bir ilişkiyi okumaktan sadece rahatsızlık duydum. Ruh sağlığı tamamen alt üst olmuş bir karakter Kafka. Kitaba olan öfkemi böyle kustuktan sonra bu olumsuzluklar haricinde kitabı değerlendirmeye çalışacağım. Hikâye 15 yaşındaki Kafka Tamura'nın evden kaçmasıyla başlıyor. Annesi, ablasıyla birlikte onu terk etmiş ve yapayalnız kalmış bir karakter bu. Bir gencin evden kaçıp kendi hayatını kurma serüveni bana direkt Madenci kitabını hatırlattı. Ki yazar da Natsume Soseki ve Madenci'yi bu kitapta anıyor zaten (İç sesim: Bu kitabı boş verin, gidin Madenci'yi okuyun, kat kat iyidir :D). Daha sonra da Kafka'nın Oşima adlı bir çocukla arkadaş oluyor ve beraber takılıyorlar. Hikâyenin bu kısmına kadar genel olarak beğendim. Birbirlerine müzikten, sanattan, hayattan bahsediyorlar. Burada özellikle de Oşima karakterinin bir derinliği olduğunu hissettiriyor yazar, ilgi çekici biriydi. Kafka ve Oşima bir süreliğine orman kulübesine gidiyorlar ve Kafka birkaç gün yalnız kalıyor. Bu süreçte doğayla iç içe yaşıyor, hayat hakkında derin düşüncelere dalıyor. Bir nevi inzivaya çekiliyor ve hayatı anlamlandırmaya çalışıyor. Bu kısımlar da çok güzeldi. Murakami bireyin anda kalırken yaşadığı zihinsel süreçleri çok iyi yansıtıyor. Kaleminde en sevdiğim şey bu oldu. Kafka'nın kulübenin bahçesinde otururken, ormanda yürürken zihninin hayata dair kaygılardan uzaklaşarak doğayla bütünleştiği, doğayla birleşircesine sakince aktığı o anlar, karakterin doğaya dair farkındalığı, doğa betimlemeleri... Çok güzeldi. Zaten kitaba en çok buradan puan verdim. Kitapta Murakami'nin klasik müziğe olan tutkusunu da görebiliyoruz. Özellikle Schubert'in D Major Sonatı ve Beethoven'ın Arşidük Üçlüsü'nden çok sık bahsediliyordu. Bu bestelere Youtube'dan baktığımda yorumlarda çoğu kişi Sahilde Kafka kitabı sayesinde o müziği dinlediğini, Murakami'ye teşekkür ettiğini belirtmişti. Bunu görmek beni gülümsetti. Belki de çok kısıtlı bir kitle tarafından dinlenen bu besteler edebiyatla daha çok kişiye ulaşmış oldu. Bu da edebiyatın müziğe desteğidir. Bireyin bedenle olan ilişkisine de Kafka karakteri üzerinden çok sık değiniyor yazar. Tabi Kafka 15 yaşında bir ergen olduğu için çoğu ergen gibi zihni daha çok bedenine yöneliyor ve bedenini bir bütün olarak keşfetmeye, cinsel bir bedeni deneyimlemeye daha açık hale geliyor. Bedenini geliştirmek için düzenli olarak spor yapıyor, kas geliştiriyor. Bedensel hakimiyet kurarak dünyaya karşı tümgüçlü hissediyor. Normalden daha dürtüsel bir karakter Kafka. Murakami'nin diğer romanı olan Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında'daki Hacime karakteri de böyleydi (yazar mı böyle?? :)). İki karakterde de çok çok az duygusal dışavurum var. Duygularına dair neredeyse hiçbir şey aktarılmıyor. Yazarın cinsellikle ilgili anlatım tarzı da çok açık saçık bence, sürekli karakterin erkeklik organı yüzünden çektiği sıkıntıları okutuyor, bunları rahatsız edici ve gereksiz buldum. En azından daha az anlatılabilirdi. Kitapta Karga adlı bir delikanlı ara sıra Kafka'nın düşüncelerinin ardından onunla konuşuyor. Karga'yı bir metafor olarak alt benlik (id) gibi düşünebiliriz. Kafka'nın kendine itiraf edemediği, bastırdığı düşünceler, bilinçdışı malzemeler Karga'nın sesiyle ortaya çıkıyor. Biz de Kafka'nın ruh dünyasındaki kargaşaya bu şekilde tanık oluyoruz. Kafka'nın annesiyle olan ensest ilişkisinin arka planına bakacak olursak kitapta en belirgin ipucu şu kısımdaydı bence: "O neden beni sevmedi acaba? Ben annemin sevgisine layık değil miydim acaba? Bu soru uzun yıllar boyunca yüreğimi cayır cayır yakmış, ruhumu acıtmıştı. Annemin beni sevmemesi, bende önemli bir sorun olduğu için miydi acaba? Vücuduma doğuştan bulaşan pislik gibi bir şey mi taşıyorum acaba? İnsanların beni gördükleri anda bakışlarını başka bir yöne çevirmeleri için doğmuş bir insan mıyım acaba?" (s. 675) Kafka'nın kendi kendine sorduğu sorular bunlar. Annesine çok öfkeli olduğu belli. Bilinçdışına bakıldığında bu intikam onunla cinsel ilişki kurmak olarak ortaya çıkıyor. Bu yolla onu yeneceğini düşünüyor. Tabi bu, Kafka'nın annesinden zorla almaya çalıştığı sevgi aslında. Yani annenin zamanında Kafka'ya vermediği sevginin intikamı cinsel bir dürtüye ve eyleme dönüşüyor diyebiliriz. * İlgililer için Oidipus kompleksine/ödipal komplekse de değineyim. Psikanalizde Sigmund Freud'un öne sürdüğü en önemli problematiklerden biridir ödipal kompleks. İnsan doğduğu andan itibaren ilk defa annesine âşık olur ve ilk aşk nesnesi annedir. Anneyi elde etmeye çalışır, baba ise burada rakiptir, kıskanılır, bu rakibi yok etmek arzulanır. Bir çocuğun zihninde kontrollü düşüncelerden söz edemeyiz, bir kaos halinde düşlemler, saldırgan dürtüler ve duyumlar yer alır. Dolayısıyla çocuğun babasına karşı saldırgan dürtüler beslediğini söyleyebiliriz, çünkü babası çocuğun annesiyle olan bağına müdahale eder, annesinden alacağı doyumu engeller. Çocuğun bilinçdışında babayı öldürmeye ve anneyle cinsel ilişkiye girmeye/aşk yaşamaya dair bir düşlem oluşur. Tabi bunları düşlemsel olarak ele almalıyız, eylem olarak bunlar elbette sapkın ve yanlıştır. Eyleme dökülüyorsa zaten orada gelişmemiş, patolojik bir ruhsallık söz konusudur. Ödipal kompleks, mitolojik bir öge olan Kral Oidipus'un hikâyesine dayanır. (Hikâyenin konusunu merak edenler buradan okuyabilir: tr.m.wikipedia.org/wiki/Kral_Oidipus_(Sofokles)) Yani bu kompleks, anneyi elde etmek için babayı öldürüp öldürmemeye yönelik bir ruhsal çatışmadır. Psikanalitik açıdan, id (altbenlik) ve süperego (üstbenlik) arasında gidip gelen egonun (benlik) oluşum sürecinin temelinde bunun yattığını söyleyebiliriz. İyi bir benlik yapılanmasında anneye ve babaya yönelik bu yıkıcı dürtüler bir miktar bastırılır, yüceltilerek açığa çıkarılır. Bu dürtülerin fazla bastırılması ya da hiç bastırılmamasının sonucu patolojiktir. Tekrardan kitaba döneyim. Açıkçası, kitabın büyülü gerçekçilik akımının etkisiyle yazılması sebebiyle her şeyin saldırgan bir düşlemden ya da rüyadan ibaret olabileceğini ve Saeki Hanım'ın Kafka'nın annesi, Sakura'nın da ablası olduğunun "varsayılmasını" göz önünde bulunduracak olursak kitapta ensest bir ilişkinin gerçek anlamda olmadığı sonucuna ulaşabiliriz. Ancak Kafka karakteri hiçbir koşulda masum bir karakter değil, çünkü annesi ve ablası varsaydığı kişilerle, böyle varsaymasına rağmen ilişkiye giriyor. Ki bu kesinlikle patolojiktir. Ayrıca kitapta bu ilişki biçimi kimse tarafından yanlışlanmadan, hatta normalleştirilerek, hatta romantize edilerek aktarıldığı için inanılmaz derecede rahatsız ediciydi. Yazarı bu anlamda asla ve asla desteklemiyorum. Bu arada büyülü gerçekçilik akımına bir türlü kanım ısınamadı. Ya da bu kitaptaki büyülü gerçekçilik aktarımı benim zihnimdekine hiç uymadı. Anlatılan fantastik karakter ve olaylardan hiçbir şey anlamadım. Kediler niye vardı, niye öldü, Nakata ve Hoşino'nun bu kitaptaki işlevi nedir, hiç anlam veremedim. Yazar neden iki koldan akış oluşturmuş, anlamadım. Bir yerde birleştirecek herhalde, diye düşündüm ama beklentimin altında bir birleştirme oldu. Bütünsel bir anlama ulaşamadım. Hiçbir karakterle de bağ kuramadım. Murakami'nin anlatım tarzı güzel ve akıcı, ancak anlattığı şeyler itibariyle beni huzursuz eden bir yazar oldu maalesef. En azından şu anki aklımla diğer kitaplarını okumayı düşünmüyorum. Kitabı da tavsiye etmiyorum.
Japon Edebiyatı
Sahilde KafkaHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202012,1bin okunma
··
1.205 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
al benden de o kadar Gurbetcim)
Monsilya
Gönderi Sahibi
@Islakkelebek12 canım çok teşekkür ederim ❤️🪻 :)) VüsaIe Quluzadeh sizin de kitapla ilgili benzer fikirde olduğunuzu görmek beni mutlu etti. Teşekkürler 🙏🏻 😅
Monsilya
Gönderi Sahibi
Beğenmediğim bir kitabın incelemesi için bu kadar uğraşmam şaka mı? 😅
Uf o kadar sana katılıyorum ki. Bu kitabı okurken bir yere kadar keyif alarak okudum bir yerden sonra ödipal kompleks diye bağırmaya başladı kitap. Okurken rahatsız olmuştum bende. Ben keşke okumasaydim demiştim. Bu kitap için her yönüyle müthiş bir inceleme yazmışsın.
Monsilya
Gönderi Sahibi
Okuma okuma diye haykırmalıydın😂😂 Napalım nasip hahah