Gönderi

9/10
·261 syf.··
2017 179. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2017 17:44
Çok uzun zamandır okuma listemde olan bir kitaptı. Birçok kişi tarafından önerilen ve ölmeden okunması gereken eserlerden biri olarak kabul edilen Sineklerin Tanrısı kesinlikle bir çocuk kitabı değildir. Çünkü çocuklar için yazılan kitaplarda hiçbir zaman çocukların ölümleriyle onlara bir takım dersler verme amacı taşınmaz. Hangi kitapta olursa olsun bütün çocuk ölümleri etkileyicidir ve bu tür kitapları çocukların uzanabileceği yerlerden uzakta tutmak gerekir. İkinci değinmek istediğim konu ise, bu romanın bir distopya olmadığıdır. Birçok okur tarafından bu yanılgıya düşüldüğünü gördüm ve düzeltme yapmak istedim. Toplumsal bir değişim ve kötü bir gelecek senaryosu öngörmüyor kitap. Böyle bir amaca ulaşamadım ben kitabı okurken. Tam anlamıyla yazarın bir kurgusu var içerisinde. Bu sebeple kitabın bir klasik veya roman olarak nitelendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sineklerin Tanrısı kitabının yazar tarafından neden bu kadar uzun tutulduğunu ise anlayamadım. Çünkü verilmesi gereken mesajı ve kurguyu, sanıyorum 150 sayfalık bir kitapla çok daha iyi bir şekilde okuyucuya sunabilirdi. Zira bir yazarın en önemli özelliklerinden birisi, insanların sayfalarca yazarak anlatabileceği bir vakıayı tek cümleyle anlatabilmesidir. Bu konuda yazarı eleştirmeden geçemem maalesef. Kitaptaki olay örgüsü şu şekildedir: Uçakta yolculuk eden tüm yetişkinlerin hayatlarını kaybetmesiyle sonuçlanan bir kazadan kurtulmayı başaran bir grup küçük çocuk(6-12 yaş aralığında), kendilerini buldukları ıssız adada yaşam savaşı vermeye başlarlar. Ancak bu durumda bile ayrılıklar söz konusudur. İkiye ayrılan grup iki farklı lider tarafından yönetilir. Her iki grubun amacı da farklıdır. Bir taraf eğlencesine bakarken diğer taraf hayatta kalmak için çözümler aramaktadır. İki grup lideri arasında başlayan çekişme zamanla büyük bir rekabete dönüşür ve işler korkunç bir noktaya sürüklenir. Kitap tamamen iyilik ve kötülüğün, çok seslilik(demokrasi) ve diktatöryal olguların kavgasından oluşur. Bir başka önemli değinilen konu ise, insanların vahşi olduğunun gösterilmesidir. Zaten kitabın özeti, kitabın sonunda yer alan Mina Urgan cümleleriyle mükemmel bir şekilde anlatılmış. Çok da farklı bir inceleme yapılamayacağı kanaatindeyim. Beklentimi tam olarak karşılamasa da yazarın cümleleri uzatarak sayfa sayısını kısaltacağı yerde uzattığını düşünsem de keyifli bir kitaptı. Özgün konusu ve verdiği mesajlarla okunmaya değer bir kitap.
Edebiyat
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
··
162 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İncelemenizin çoğu kısmına katılıyorum. Benim de beklentimin altında çıkmıştı. Üstelik "Sineklerin Tanrısı" adı bana göre çok daha girift, çok daha varoluşsal bir başlık gibi. Bu kitap için harcandığını düşünüyorum. Yazar, dünya üzerindeki toplum ve insan tiplerinden seçmeler yaparak bir adada minyatür bir dünya yaratmış tamam, ama olayların psikolojik tahlillere çok az yer verilerek işlenmesi kitabı biraz yavan kılmış. Adanın mekân olarak kullanımı edebiyatta önemlidir. İnanılmaz anlamlar barındıran bir metafordur. Yazarın ada kavramını da hakkıyla işlediğini düşünmüyorum. Bilmem siz ne düşünüyorsunuz?
Ben de bu kitapta acaba iki cinsiyet olsaydı olay nasıl şekillenirdi diye düşünürüm hep.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Keşke olsaydı Nesrin Hanım. Birçok değişik olayla karşılaşabilirdik. Hem bu haliyle biraz cinsiyetçi yaklaşım sergilemiş yazar. Benim fikrim, yazarın biraz korkak olduğu yönünde. Ona çok içerledim açıkçası. Yazar en vurucu sahnelerde bile efsaneleşecek cümleler kurmaktan kaçınmış. Keşke daha geniş çerçevede, belki bir seri şeklinde, ayrıntılı incelemeler yapsaydı.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Söylediklerinize %100 katılıyorum. Özellikle kitabın ismiyle ilgili söyledikleriniz konusunda altına imzamı atarım. Fikir güzel, mekan güzel, konu güzel; ama işleniş ve kullanış dediğiniz gibi yavan...
Benim eksikliğim sanırım bilmiyorum, sizce mi öyle olması gerekiyor yoksa distopyanın tanımı içinde mi mevcut?
Aslında bu yazdıklarınız Fahrenheit 451, Cesur Yeni Dünya için de geçerli bence. Biz'i okumadım, 1984'ü hep birlikte anarlar ama onu ayırıyorum; ama acaba distopyalarda okuyucuya mı düşüyor uzun tahliller?
Evet incelemede de zaten sizin gibi düşünüyor Paul Muaddib, ama saydığınız özelliklerden bu konu da gelecekte olabilir, ayakları gerçeklere basmıyor pek benim açımdan. Distopik bir ada gibi. Ben de edebi anlamda pek doyum almamıştım ama dayanamayacak derecede değildi. Teşekkürler cevap için.