Ayna ayna, söyle bana var mı benden zengini dünyada?
7/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2018 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2018 23:35
YouTube kitap kanalımda Aynalar kitabını önerdim: ytbe.one/dXzhmc2yGYw Ayna ayna söyle bana var mı benden daha ırkçısı, kadın düşmanı, bilim karşıtı, para kölesi bu dünyada? Eduardo Galeano - Aynalar kitabı 1000kitap 2. İstanbul Buluşması için oylama usulüyle belirlenmiş kitaptır. Küçüklüğünüzde ya da etrafınızdaki eğlence mekanlarında mutlaka görmüşsünüzdür sizi olduğunuzdan şişman, zayıf, uzun ya da kısa gösteren aynaları... Bu "olduklarından farklı görünme" konusu bana bu incelemeyi yazma konusunda da küçük bir ilham oluşturdu. Galeano aslında Kuzey Amerika, İngiltere ya da diğer Avrupa ülkelerini Aynalar kitabında bahsettiği konularla iğneleyici bir dille eleştirirken aslında bu kıtalarda halkını kapitalist bir düzenle yönetmeye alışmış liderlerin, iktidarların ve diktatörlerin ülkelerinin masum görüntülerinin altında yatan şeytani ve göründükleri gibi masum olmayan geçmişlerini hatırlatmak istemişti. Güzel şeylerin olduğu ve insanların mutlu hissetmeye başladığı anda, Orfe'nin lirini çaldığı ve etrafındaki insanları dans ettirmeye hazırlanıp farklı bir şeyler yapmaya kalkıştığı sırada sanki tepelerinde beliren bir Zeus kitabın 49. sayfasında da "Zeus bir yıldırım gönderdi ve bu küstahlıkların yazarını ikiye biçti." belirtildiği gibi insanların mutlu olmalarını istemiyor gibiydi. Dünyada herkes kadın ve bilim düşmanı, farklı düşüncelere kapalı olmaya başlamışken ortaya çıkan Erasmus, Galileo, Rembrandt, Hypatia, More, Kopernik gibi aydın isimler kilisenin hakimiyetinde olan dönemlerde belirttikleri bilimsel ve o zamanki zihniyete göre ütopik düşünceleriyle aslında çok büyük bir cesaret ve özgüven oyunu oynuyorlardı. Ama kilisenin onların ağzını kapatması tabiri caizse "KİLİSELENMELERİ" çok da geç olmadı. Aslında Galeano dünyanın kanayan yarası olan kölelik konusunun üzerine fazlasıyla eğilmeyi amaçlamıştı. Onun 170. sayfada yazdığına göre Afrika köle satıp silah satın alıyordu: kol gücünü şiddetle değiş tokuş ediyordu. Böylelikle Afrika tam bir zenci köle üretim makinesine dönüşmüştü. Galeano'nun düşüncelerine paralel olarak Lord Byron daha 19. yy'ın başlarında bir söz söylemişti ki bu cümlesi tam da Aynalar kitabında anlatılan şeyleri doğrular nitelikteydi : "Günümüzde artık insan üretmek makine üretmekten daha kolay." Ford Sistemi'ndeki üretim sistemi gibi kapitalizmi çağrıştıran düzenler aslında zenci köleleri, köleleşmek için üretilen ve yaşatılan insanları bir üretim makinesinde görmeye benziyordu. Parayla köle satın alınıyor fakat sonucunda daha da çok para kazanılıyordu. Zaten böyle Avrupa'daki Sanayi Devrimi ya da Amerika'daki bütün o teknolojik gelişmelerin temeli atıldı. İşgalci patronlar ve para babaları daha çok para kazanmayı arzu ettikleri, yerel insanların yaşadığı ve hiç keşfedilmemiş yerlerin bulunduğu ülkelere giderken aslında bu yerel insanların ağızlarına resmen para tıkayarak onları bir bakıma susturuyor ve böylelikle sadece kendilerine çalışılması için kalplerini çalıyordu. Kadın yasağın kelime karşılığıydı zaten... Zevklerden, yaşama, düşünce ve fikirlerini özgürce belirtme hakkından, ötekileştirilememelerden, istedikleri gibi giyinmelerinden, bilimsel icatlardan, sevinç, duygu, eğlence gibi bütün manevi haklardan kadınların arınması gerekiyordu. Bu nedenle kadın denilen bu illet görüldüğü yerde susturulmaya çalışılıp kilise tarafından çarmıha asılan bir tarihsel sembol haline getirilmeliydi. Galeano da zaten tam olarak bunların farkındalığını kazandırmak istiyordu. Liderlerin ve para babalarının dünya yansa da umurlarında değildi zaten. Onlar köleleriyle beraber saydıkları paranın keyfini sürerken birileri zaten onlara o sıralarda para kazandırıyordu. Galeano aslında hiç kimsenin duymak istemeyeceği, ışık tutulmamış konulara bir fener niteliği olma özelliğini anlatmaya çalışırken dünyada her şeyin erkekleştirilmeye ve kadınsızlaştırılmaya başladığı yerde bir farkındalık yaratmaya çalışıyordu. Kapitalizmin nasıl yok edilebileceğine dair ütopik bir öneriydi Muse'un Animals şarkısı. youtube.com/watch?v=tFG_5PB... Belki de Galeano da bir Muse hayranıydı, kim bilir? 10 puan üzerinden verdiğim 7 puana ve eleştirilerime gelecek olursak; puan kırdığım yerler aslında Galeano'nun bu emek dolu kitabının genel aurasına gölge düşürmeyecek şekildeydi. Fakat Türkler ve Osmanlı Devleti gibi konulardan neredeyse hiç ve Atatürk, Dostoyevski gibi dev isimlerden hiç bahsedilmemiş olması benim 1 puanı kırmama yetmişti. Bir dine bağlanıp da huzuru bulmaya çalışan, kendisini ve hayatını sorgulamaya adayan insanları Celal Şengörcül bir üslupla eleştiren, yüzlerce sayfalık kutsal kitaplardan tek cümlelik alıntılar cımbızlayarak sadece "Öldür." kelimesine odaklı IŞİD gibi bir mantıkta bazı bölümler hazırlayan bir Galeano vardı bazen karşımda, bu yüzden de 1 puanı gitmişti. Ayrıca üç din aracılığıyla günümüz dünyasına hükmeden bir Tanrı'yı Hristiyanlık gibi bir dinle açıklamaya çalışıp, Hz. İsa'yı anlattığı bölümlerde onun Tanrı'nın oğlu olduğunu belirtmesi de bir eksiklikti benim için. Çünkü Markos 10:18'de "Bana neden iyi diyorsun? Tanrı dışında kimse iyi değildir." ve Markos 12:29'da "İsa şöyle karşılık verdi: ‹‹En önemlisi şudur: ‹Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab'dir." ya da Nisa Suresi 171. ayette "Allah üçtür demeyin. Kendiniz için hayırlı olmak üzere (bundan) vazgeçin. Allah, ancak bir tek tanrıdır. O, herhangi bir çocuğu bulunmaktan münezzehdir." gibi alıntılarla belirtildiği gibi aslında teizme bağlı kutsal kitaplar ve İncil'in de bazı kısımları açıkça Hz. İsa ile Tanrı'nın ayrımını net bir şekilde ortaya koyuyordu. Ermeni Soykırımı gibi bir konudaki görüşünü tek bir millet üzerinden ofansif olarak biraz da taraflı bir şekilde değerlendirerek aslında System of a Down'ın yazdığı youtube.com/watch?v=X-bNqBj... Holy Mountains adlı şarkıda belirtilen tepki ve eleştiri kültürünün epey bir aşağısında kalıyordu. Evet, Holy Mountains şarkısı Türklere de yazılmıştı fakat onları yurtlarından atmak isteyen İngilizlere, Fransızlara, Ruslara, Aras'ın etrafında yaşayan diğer boylara karşı da bir seslenişti. Siyasi anlamda baktığımız şeylere aslında edebisel ve müzikal anlamda bakmayı bilmiyorduk. Sırf siyasi görüşlerimiz ve kabarık milliyetçi duygularımız yüzünden bir kitabı, bir düşünceyi, bir fikri, bir müziği, yani aslında bir emek bütününü kolayca çöpe atabiliyorduk. Aynı Galileo, Rembrandt, More, Hypatia, Erasmus ve Kopernik'e zamanında yaptığımız gibi. Geriye kalan 1 puan ise kitabının adına "Neredeyse Evrensel Bir Tarih" denilip de aslında dünyasal bir tarih ortaya koymuş olunmasındaydı. Çünkü dünya dışında herhangi bir gezegenden, noktanın da noktası kaldığımız evrende ne uzaydan ne de başka hiçbir yerden, Neil Armstrong'dan, Yuri Gagarin'den, uzay ve evren araştırmalarından, 1971'de doğan ve aslında Harari'nin de kitabının başlığında belirttiği gibi bir bakıma "Yarının tarihi"ni yazacak olan Elon Musk'dan bahsedilmemişti. Bu yüzden kitap "Neredeyse Dünyasal Bir Tarih" olarak adlandırılmalıydı. Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun ve aydınlandın! Keyifli okumalar dilerim. *İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı bu sefer epey öneririm : kitapciziyorum.blogspot.com.tr/2018/01/eduardo...
Edebiyat
Aynalar: Neredeyse Evrensel Bir TarihEduardo Galeano · Sel Yayıncılık · 20201,459 okunma
··
1.809 Gösterim
19 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ya Oğuz Hocam ben yeni gördüm bu muhteşem incelemeyi. Bugün 70 defa siteye girmeme rağmen nasıl denk gelmiyor anlamıyorum ki! O kadar ani çıktı ki karşıma, hemen okuyup hızlıca tükettim:( Yarın gündüz kahvemi, ortamımı yapıp bir daha okuyacağım. Çizimler de harika... Aynı anda bir kitabı okuyup farklı zihinlerden süzülen incelemeleri her şey tazeyken peş peşe okumak ne kadar keyifli bir olaymış... İstanbul buluşmaları olmasa dahi, ara sıra yapalım bunu bence... Hem daha yüksek bir katılım olur... İncelemenizde öne çıkardığınız her fikre katılıyorum. Galeano'nun genel olarak kadınlar hakkında yazdıkları da çok önemli. Çok farklı ve etkili yaklaşımları var. Kitaptaki olumsuzluklara gelince, okuduğum tüm incelemelerden anladığım kadarıyla aşağı yukarı aynı konularda birleşmişiz. Kısacası, böylesine zengin içerikli bir kitaptan Ege'nin sızma zeytinyağı gibi konuları çok güzel süzmüş, lezzetli bir şekilde bizimle paylaşmışsınız... Kaleminize ve emeklerinize sağlık... Pazar günü görüşmek üzere... Sevgiler...
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Necip Hocam yine kendiniz gibi samimi bir yorum yazmışsınız, çok teşekkür ederim. Ortam hazırlayıp tekrar okuma fikri şahaneymiş. :)) Böyle onlarca kafadan başka ses çıkmasıyla 30 35 kişinin aynı kitabı okuması çok hoşuma gitti benim de, hele ki buluşmanın güzelliğini tahmin edemiyorum. Sızma zeytinyağını da severim, amacım gitgide ve kademe kademe o zeytinyağını daha iyi sızabilmek ve tadını her seferinde hem farklı hem de eskilerini aratmayacak biçimde yeni bir tatla sunmak bir bakıma. Çünkü mesleğimden dolayı da devinimde olmayı epey seven birisiyim. Çizgim yenilenmeyi ve dinamik olmayı seviyor, bu yüzden bunu da belirttiğiniz için çok teşekkür ederim. Pazar günü görüşmek üzere, sevgiler...
Oğuz Bey merhabalar, bazı kitap yorumlarına özellikle inceleme yazıyorum ki anasayfaya düşsün ve daha çok kişi görsün diye. Siz şu sitede ciddi anlamda okumaktan büyük keyif aldığım ve okuduklarını kaleminize yedirişinize çok saygı duyduğum bir okursunuz. Başarı takdir edilmeli diye düşünüyorum. Sizi okumak ille o kitabı okumaya teşvik etmiyor; sizi okumak, OKUMAYA TEŞVİK EDİYOR. Sitede dönem dönem inceleme niteliği hakkında görüşler belirtiliyor. Eğer edebiyat eleştirmeni gibi değerlendiren bir kişi varsa o tek kişi sizsiniz. Bu açıdan sizi ne kadar takdir etsem azdır, ama sakın ola kibre kapılmayın tabi, olmaz ama olur korkusu ile küçük bir önlem diyelim :) Bu tür incelemelerin ve bu tür incelemelere gelen olumlu tepkinin artmasını çok isterim. Neyse ki siz sitede hak ettiği değeri görebilen birkaç kişiden birisiniz. Tabi bu sözümü de yanlış anlayacaklar vardır ama umrumda mı asla. Dünya adaletsiz bir yer ve bozuk saat de günde iki kere doğruyu gösterir misal, siz bu bozuk saat içinde doğrunun denk geldiği yegane kişisiniz. Kalemize sağlık.. Hep var olun ve yazın...
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Kübra Hanım bunlar çok güzel cümleler gerçekten bunları duyduğuma çok sevindim. Fakat böyle “tek kişi” gibi bir birlemeyi de biraz abartı bulduğumu söylemem gerekir, çünkü sitede çok farklı ve aynı zamanda yine bilgilendirici incelemeler yapan birkaç insan daha var kesinlikle. Düşünceleriniz mutlu edici ve yenilerini yazabilme konusunda şevk verici, insanı umursadığınızı ve emeğe değer verdiğinizi belli ediyorsunuz. Her şeyden önemlisi de bu zaten. Size çok teşekkür ederim. Eksik olmayın Kübra Hanım.
"Edebiyat eleştirmeni gibi" ifadesinin altının çizmek isterim. Yoksa bence de oldukça güzel incelemeler var, onları okumak da bir şans bir mutluluk benim için. Zaten beğendiğim incelemelere dilden geldiğince beğenimi ifade ediyorum. Sizler de eksik olmayın, emek verenler..
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Evet, edebiyat eleştirmenliği konusuna biraz eğilmeye çalışıyorum. Bir eseri başka başka bakış açılarıyla değerlendirmeye çalışıyorum. Tabii ki öznel yorumlarımı ve eleştirilerimi de eklemeliyim ki bu kitabı okumayı düşünen popülasyona ışık olsun. Çok teşekkür ederim Kübra Hanım.
Eline sağlık Oğuz, epey aydınlatıcı bir inceleme olmuş nerdeyse okumuş kadar oldum. Kadınlara biçilen değer her devir aynı maalesef; üstelik doğu, batı falan da fark etmiyor. Özellikle çizimler harika olmuş, çok beğendim. Tebrik ederim. Sevgiler...
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Çok teşekkürler Hesna. Okumuş kadar olmakla kalmasın bence, okunmayı her türlü hak ediyor çünkü. :) Yorumlarda Ayşe'ye dediğim gibi aslında zaman kavramı da kadına biçilen değerle beraber ilerliyor, devletlerle ve bu kitapta geçmişteki kadınlara uygulanan yaptırımlarla pek çok çıkarıma varmak mümkün bu yüzden. Senin de yorumuna sağlık, sevgiler olsun...
Okunacak elbette bu da okunacak sırayla :) Böyle incelemeler sayesinde merak da iyice artıyor.
Okumayı istediğim çok merak ettiğim bir kitabın incelemesini görünce hep mutlu oluyorum. Hele ki inceleyen bu işi biliyorsa okumak büyük keyif oluyor. Yine çok güzeldi. Blog da ayrı keyifliydi. Zaten incelemelerin sonrasında kendimi blogda çizimlere bakarken buluyorum :) Emeğine sağlık...
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim Fazi, okunması gereken kitaplardan kesinlikle. Salt bir tarih ve bilgi empozesi değil de sanki bir roman gibi olay örgüsü kullanılarak etkileyici bir tarih kitabı oluşturulmuş. Farkındalık doldum yemin ederim. Tekrar teşekkürler verdiğin değer için. :)