Genel Takdim:
Cumhuriyetin yüzüncü yılına girerken o dönemi, bizatihi yaşayan ve bunu kalemine aksettiren bir kişinin gözünden müşahede etmek oldukça manidar.Bu minvalde Yakup Kadri’nin ‘’Ankara’’ adlı romanını; ‘’edebiyat ve tarih ile ilişki,bir edebi tür olarak roman,doğu-batı modernleşme ilişkisi ve bağlamında ele almaya çalışacağım.
Yakup Kadri’nin bu romanını yazdığı dönem,Kemalist ideolojinin ve inkılaplarının yaygınlaşmaya başladığı bir dönemdir.1934 yılında kaleme alınmaya başlanmış bir eserdir.Bu dönemde artık inkılaplar oturtulmaya gayret edilmekte ve bir resmi ideoloji olarak kemalizm de başat rol oynamakta idi. kitabımız üç kısımdan müteşekkil olup her bir kısmı farklı bir Ankara dönemine taalluk etmektedir.Aslında Ankara nezdinde bir memleketin tanmamı aksettirilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca, romanın ana karakteri Selma Hanım, Türk kadınlarının modernleşme sürecindeki yerini de yansıtmaktadır. Selma Hanım, roman boyunca kendisini sorgulayan ve yeniliğe açık bir karakter olarak tasvir edilir. Bu karakter, Türk kadınlarının modernleşme sürecindeki aktif rolünü ve değişimlere açıklığını da yansıtır.
Romana genel bir giriş:
“Tacettin Mahallesi” özelinde geçen bu birinci bölümde; Ankara’nın Sakarya Savaşı’ndan 1922 yılına kadar olan dönemini anlatıyor. İstanbul’dan yeni taşınmış olan Selma Hanım ve bankacı kocası Nazif’in Tacettin Mahallesi’ndeki evlerinde yaşadıklarını konu alıyor. Ankara, kasaba merkezli bir yerleşim yeri olarak anlatılırken, insanlarının kaba, görgüsüz ve eğitimsiz olduğu belirtiliyor. Anadolulu karakteri, kendisinden olmayanlara karşı sıcakkanlı görünse de aralarında mesafe koyan bir yapıda olduğu ifade ediliyor. Roman boyunca iki tarafın yaşamları arasındaki uçurum devam ediyor. Romanın ilk kısmında erkeklerin, karılarının efendisi olarak görüldüğü, kadınların ise erkeklerin yoğun olduğu ortamlardan çekindikleri anlatılıyor. Selma Hanım da Ankara’da ötekileşiyor ve yalnızlaşıyor.
Romanının ikinci bölümünde, 1922-1926 yılları arasındaki Ankara'nın durumu ve Milli Mücadelede yer alan kişilerin hayatları anlatılmaktadır. Bu dönemde Ankara hızlı bir şekilde değişmeye başlamıştır; apartmanlar, alışveriş caddeleri ve balo salonları ortaya çıkmış, kadınlar erkeklerle birlikte kamusal alanda bulunmaya başlamıştır. Roman, modernitenin getirdiği hızlı değişimlere, insanların kimlik arayışına ve eleştirel bir tutumla bu değişimlere karşı duruşuna odaklanmaktadır. Selma Hanım, eşi Binbaşı Hakkı Bey ile birlikte yaşayan bir karakterdir ve bir dönem Milli Mücadele'ye destek veren Selma, değişen şartlarla birlikte kendisini fildişi kulede bulunan bir zümrenin içinde hissetmektedir.
"Cebeci Mahallesi" adlı romanın son kısmında ise, Neşet Sabit ve Selma Hanım'ın Cebeci'de yaşadığı 1937-1942 yıllarını anlatmaktadır. Neşet Sabit, bir gazeteci ve yazar olarak, Batı'daki ilerlemeyi referans alarak gerçekleştirilmesi gerektiğine inandığı Cumhuriyet ideallerini temsil eder. Selma Hanım, yöneticisi olduğu bir müessese ile çalışmaktadır. Roman, Ankara'nın Atatürk ilke ve inkılapları etrafında geliştiği ideal bir şehir olarak tasvir edilir. Selma Hanım ve Neşet Sabit'in Anadolu illerindeki seyahatleri, Türkiye'deki kalkınma ve değişimleri yansıtmaktadır.
Edebiyat-Tarih ve Edebî Tür olarak roman bağlamında:
Roman, Cumhuriyet dönemi Türkiye'sindeki toplumsal, kültürel ve siyasi değişimleri yansıtır.Romanın konu itibariyle toplumsal meseleleri ele alma bakımından manzum yazıya nazaran daha öndedir. Yakup Kadri de 1919 ila 1942 arasındaki süreci Türkiye ictimai-sosyal tarihi açısından Ankara nezdinde ele almıştır.Fakat burada şunu da görmekteyiz( şahsi kanaatimce ) bir edebî tür olarak roman, hala Türk edebiyatı için yeni bir tür olma vasfını muhafaza etmekte zira bu eserde metinler arası geçiş,zaman arasındaki bağlantı,ani ve karmaşa bir durumun romana nüfuzunu görmek mümkün.Bunun bir sebebi de aslında Tanzimat,Edebiyat-ı Cedide,Fecr-i âti hattından farklı bir hatta kaymaya doğru giden Cumhuriyet Edebiyatı etkisi olabilir.Burada aslında Yakup Kadri’nin roman ile ictimai bir meseleyi ele aldığını değil de ictimai bir meseleyi ele alacağı için romanı kullandığını söyleyebiliriz.Aslında Yakup Kadri’nin muasırlarının ekserisi de böyledir.Bu dönemin yazarları ekseriya bu türü tercih etmişlerdir.
Yakup Kadri’nin diğer romanlarında olduğu gibi (En azından Yaban’da böyledir)bu romanında da toplumsal bir meseleyi anlatmasına rağmen anlattığı toplumu çok lanse edemediğini düşünmekteyim zira kendisinin bu romanında Ankara’yı bilhassa Taceddin Mahallesi sakinlerinin ‘ibtidai’ tarz-ı hayatlarını ne sürerken onlar için kullandığı roman dili diğer karakterler ile hemen hemen aynıdır. Yani Ömer Efendinin kullandığı dil ile İstanbul’dan (ki payitaht) gelen Selma Hanım ve Nazif Efendi’nin isti’mal ettikleri lisan arasında bariz bir fark gözümüze çarpmamaktadır. Muasırlarından Kemal Tahir’de bu durum çok daha farklı tezahür ettiğini görebiliriz.Zira Kemal Tahir de Yakup Kadri gibi toplumsal meselelere odaklanmakta onları ele almaktadır ve fakat Tahir’in toplumun her kesimine verdiği rol, o kesimi tamamiyle aksedebilecek evsaftadır.
Bunun yanında burada Yakup Kadri’nin Türkçe’nin geçirdiği evrelerden o dönemi yansıtabilmesi bakımından oldukça önemli bir eser olarak da görebiliriz.Zira dilde bir sadeleşme çabası görülmekle beraber bunun yanında Fransızca’nın da etkisi oldukça dikkat çekmektedir.
Doğu-Batı-Modernleşme ilişkisi bağlamında:
Yakup Kadri bize dönemin toplumsal ve siyasal atmosferini yansıtırken, aynı zamanda iki farklı Ankara portresi çiziyor. Bu portrelerden biri, devamlı gelişen ve büyüyen bir Ankara'yı temsil ederken, diğer portre ise hiçbir ilerleme kaydedemeyen, eski halinde devam eden göz ardı edilmiş bir Ankara'yı yansıtıyor. Yakup Kadri,buradaki karakterler aracılığıyla yanlış batılılaşma, özünden uzaklaşma ve görgüsüzlük kavramlarını günlük yaşam örnekleriyle anlatarak, dönemin toplumsal ve siyasal atmosferini yansıtıyor. Ayrıca, Ankara'nın farklı portrelerini çizerek, başkentin gelişimini ve değişimini de ele alıyor.
Bu kısım, ekseri romanın ikinci kısmında yani Cebeci Mahallesi mekanı olarak Ankara şeklinde karşımıza çıkmaktadır.Buradaki kısımda artık Milli Mücadele dönemi bitmiş ve inkılapların uygulanmaya başlanacağı dönem ele alınmıştır.Burada, Selma Hanım’ın Hakkı Bey ile olan ikinci evliliği ile Selma Hanım’ın ve Hakkı Bey’in değişimi nezdinde Ankara’nın tebdili ele alınmaya çalışılmıştır.
burada bir doğu-batı arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilerin nasıl anlaşıldığına dair Yakup Kadri’nin tenkitlerini de görmek mümkün.Yakup Kadri bu bölümde inkılapların yanlış anlaşıldığına ve satıhta değil sadırda bir değişimin gerekiliğine olan itikadını bu bölümde anlatmaya çalışmaktadır.Bu dönemde Hakkı Bey karakterinde bilhassa garbîliği yalnızca satıhta anlamayı tenkit etmektedir.Nitekim bunların Avrupalılaşmayı Avrupalılardan da mübalağa ettiğini göstermeye çalışmaktadır.Nitekim Hakkı Bey’in kadın eli öpmeyi ve şapkasını elinde tutmasındaki mübalağa Said Halim Paşa’nın deyişiyle, ‘’yabancıdan çok yabancı olmak’’ durumuna emsaldir Hulasa; Yakup Kadri’ye göre aslında Nazif bey de Hakkı bey de tam olarak bu inkılapları anlayabilecek ve idame ettirebilecek bir evsafta değildirler.Yakup Kadri,bu dönemin inkılapları sadece zahiren tezahür ettiğini şu satırlarda tenkitle beyan etmektedir:
…’’Eski Milli Mücadelecilerden bazıları gibi Hakkı Bey için de kıyafet değişiminden sonra milli dava adeta böyle bir mondenlik iddiası şekline girmişti.Bir Avrupalı gibi giyinip süslenmek,bir Avrupalı gibi dans etmek,bir Avrupalı gibi yaşayıp eğlenmek ve hele bu iddiada Avrupalılar nezdinde,Avrupalılar arasında muvaffak olmak bunlara büyük bir zafer kazanmak kadar ehemmiyetli görünüyordu…’’
…. ‘’Bu Almanca’yı Berlin’den mi öğrendiniz? veya Selma Hanım’a ‘’ Hiç şüphesiz Paris’ten giyiniyorsunuz.Değil mi?’’ diye sordukları vakit,Türklerce,sanki,medeniyet yolunda bir geniş adım atılmış gibi oluyor;eşte dostta bir düğün dernektir gidiyordu…’’
Bu durum aslında Selma Hanım karakterini de değiştirecek olan bir durumdur zira Selma Hanım ilk dönemde yani Nazif bey ile evliyken bir şeyler yapabiliyor olmakla görünmek istemiş ve Milli Mücadele’de Eskişehir’de hemşire olarak mücadele etmiş fakat Milli Mücadele sonrasında verdikleri mücadelenin semeresinin bu olmaması gerektiği inancına da sahiptir.Zira git gide yükselmekte fakat bu sefer de halktan koptuğunu hissetmektedir.Şu satırlarda bunu şöyle dile getirmektedir:
‘’... Bana öyle geldi ki,ayağımı bastığım her basamak,halkla benim aramdaki uçurumu bir parça daha derinleştiryor…’’
Selma Hanım gitgide bu hayattan da sıkılmaya ve kendini buradan tecrit etmeye başlayacak artık bir fail konumuna gelme arzusunun perçinleşmeye başladığını göreceğiz.Nitekim Hakkı Bey’den uzaklaşması yani aslında yabancılık çekmeye başlamasını:
‘’...asker üniforması içinde her hareketi,o kadar şahsi,o kadar kusursuz olan adamı,sivil kıyafet,ne kadar acayipleştirmiş,salaklaştırmış,kendiliğinden ayırıp sunileştirmişti…’’şeklinde dile getirmektedir.Bu dönemdeki tebeddüle Selma Hanım’ın şahsında en büyük etkiyi yapacak olanlardan birisi de Neşet Sabit’tir ki o da şeklî inkılapçılığa mesafeli duran ve Yakup Kadri’nin idealize ettiği bir Cumhuriyet aydını tipini temsil etmektedir.
Romanın baş karakterlerinden Neşet Sabit, gerçek Cumhuriyet aydınını temsil ederek ve inkılapları doğru anlayarak halktan kopmamış bir bireydir. Selma Hanım ise, başlarda Neşet Sabit'e karşı abla edasıyla yaklaşırken, zamanla aralarındaki ilişki değişiyor. Selma Hanım, Sakarya Savaşı'ndan sonra yaşadığı işe yararlılık duygusunu kaybederek Hakkı Bey'i terk edecektir ki Yakup Kadri’nin ilk iki bölümde bize gösterdiği realizmden bir idealizme doğru geçiş söz konusu olacaktır.Y.Kadri,artık gelecek dönem için inkılapların nasıl yerleşeceğiğne ve nasıl bir tebeddüle vesile olacağına olan inancını bu Neşet Sabit ve Selma Hanım aşkıyla anlatmaya çalışacaktır.
Yakup Kadri,Neşet Sabit karakteriyle,savaş sonrası değişimin yalnızca belli bir ekalliyete talluk ettiğini anlatmaya çalışmakta ve aslında inkılapların doğru bir şekilde temessülü ile bütün bir Anadolu’nun ne kadar da müstefid olacağını üçüncü bölümde daha net bir şekilde ele almıştır. Savaş sonrası şeklî inkılapçılara tenkitlerini de bilhassa bu karakter nezdinde aksettirmiştir.Nitekim bu ekalliyete hitaben: ‘’... Çünkü,cemiyet harici ve cemiyete rağmen yaşayan müfrit ferdiyetçilersiniz.Ben ise cemiyetin içinde kaybolmuş bir adamım…’’
Kadri,bu kesim için;şapkaya hakim olan değil kendilerine şapkanın hakim olduğu bir sınıf olarak tenkitini devam ettirmektedir.
Cumhuriyet Kadını Oluşturma Hedefi:
Yavaş yavaş her bölümde biraz daha kamusal hayata giren bir kadın karakteri de bize lanse edilmektedir.Kitabın ilk bölümünde kadın daha ziyade erkeğe oldukça muhtaç,adeta bir ‘nesne’ olarak addolunurken ikinci kısımda yavaş yavaş kadının kamusal hayata girmesi,daha görünür kılınması söz konusu olmaktadır.Fakat bu görünüm de sunî bir yapıdadır.Zira,Selma Hanım karakterinde yavaş yavaş tatmin olmama hissi uyanacak ve kamusal hayatta addeta bir süs vazifesi olarak görülmeye bir tepkisi olacaktır.Nitekim şu pasajda da göreceğimiz üzere hala kadına bakış açısı üstten bir bakıştır ve onlara verilmiş olan bu imtiyazlar bir lütüf olarak lanse edilmektedir:
‘’...Bizi,yalnız süsleyip dans ettirmek için mi açtınız?Yalnız buna yarayan bir kadın hürriyetinin ne kıymeti var? dedi.
Hakkı Bey onunla bir çocuk gibi alay etti:
‘’geriye alırsak kıymetini o vakit anlarsınız’’...’’
Romanın yazıldığı dönem de aslında kadınların yavaş yavaş belli haklara kavuşmak için mücadele ettiği bir dönemdir ki 1932’de Belediye İntihabında,1933’de Muhtarlık intihabında yer verilecektir kendilerine.Romandan bir yıl sonra da 1935’de vekillik intihabında 18 milletvekili kadın olarak meclise girmiş olacaktır.Dolayısıyla zaman ve roman arasında da paralel bir bağ bulunmaktadır.
Selma Hanım,artık kendi ayakları üstünde durmaya çalışan bir kadın profili olarak karşımıza çıkacaktır.
Son olarak Yakup Kadri,yeni neslin yani cumhuriyet çocuğunun vasıflarını idealize ettiği üçüncü bölümde Yıldız karakteri ile bize göstermektedir.Yeni Nesil,hem spor yapan hem de tiyatroya ehemmiyet veren,kendi ayakları üstünde durabilen bir kişilik olarak idealize ediliyor.Burada yine dönemle paralel olarak spor vurgusu da son derece ehemmiyet arz etmektedir.Nitekim başka vasıfların da ön plana çıkması muhtemel iken spora yapılan vurgu nazar- ı dikkate mazhardır.Aslında 1934’lü yıllar sadece Türkiye’ye münhasır değil dünyanın ekserisinde spora bir önem atfetme vardır.Zira savaşın getirmiş olduğu çöküntü ile artık yeni neslin daha sağlıklı ve daha dinç olması arzu edilmektedir.Belki de ikinci bir Harb-ı Umumî’ye hazırlık aşaması olarak görülmüştür.
Nihayet:
Yakup Kadri, üç farklı yer ve karakter arasında değişim yaratarak Atatürk'ün inkılaplarını bir roman şeklinde aksetmeye çalışarak Atatürk ideolojisinin benimsenmesine yardımcı olmak için yazılmıştır.Roman, Ankara'nın başkent olma sürecine şahit olan Yakup Kadri'nin gözlemlerini, duygularını ve düşüncelerini yansıtmaktadır. Roman karakterleri farklı yerlere ve zamanlara yerleştirilerek farklı düşünceleri ve idealleri temsil etmektedir. Selma Hanım, romanın ana karakteri olarak, her zaman kendini sorgulayan, yeniliklere açık ve değişime uyum sağlayabilen bir Türk kadınını temsil etmektedir.
Kaynakça:
Yalçın. Çelik, & Dilek, S. (2014). Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanı Bağlamında Kemalist İdeoloji ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Bir Başkent İnşası. Ankara Araştırmaları Dergisi, 2(1), 93-107
Yakup Kadri Karaosmanoğlu,Ankara,(2022). İstanbul. İletişim yayınları
Said Halim Paşa,Buhranlarımız,(2022).İstanbul.İz Yayınları.düz.Düzdağ M.
Yakup Kadri KaraosmanoğluSinan YıldırmazSaid Halim PaşaBuhranlarımız ve Son EserleriAnkaraYaban