Merhabalar Canım Kitap Dostlarım,
Modern insanın iç çatışmaları ile başlayıp, soluğu Hindistan ve Osmanlı saraylarında aldığım; efsunlu, masalsı, sımsıcak bir roman olan Uzakların Şarkısı kitabını inceleyeceğim…
İncelememe bir teşekkür ile başlamak istiyorum..
Kötü olduğum bir dönemde, kitabı yazara imzalatıp bana hediye eden canım arkadaşım Ali Osman Gökbulut ; Çok teşekkür ediyorum, iyi ki varsın.. Çevrenizde hep yüzünüzü güldürmeye uğraşan güzel insanlar olsun.. Nahif ve ince ruhlu dostlar iyi ki varlar.. Bu güzel yürekli insanlar, geleceğe umutla bakmamı sağlıyor..
Şimdi devam edebiliriz :))
Bu, Kaan Murat Yanık ‘tan okuduğum ikinci kitap. Yazarı okudukça kalemini daha da çok seviyorum. Ve bence gelecekte çok büyük bir yazar olacak. Yazarı, Sular Üstünde Gökler Altında incelememde #250645304 detaylı şekilde anlatmıştım. Tekrar etmek istemiyorum ama bu kitabında net şekilde gördüm ki kendine has bir tarzı var. Edebiyatımızda pek görmediğimiz “Büyülü Gerçeklik” temasını çok başarılı şekilde işliyor. Dünya edebiyatında bu tarzın öncülerinden olan Gabriel Garcia MarquezAlejo Carpentier gibi yazarlardan çok etkilenmiş. Benim en hoşuma giden tarafı ise etkilendiği yazarları taklit etmek yerine büyülü gerçeklik konusunu Doğu kültürüyle çok güzel şekilde harmanlaması. Zaten kitaplarında Doğu-Batı çatışmasını da net şekilde işliyor. Kendisini, yüzü Batı’ya dönük ama içi Doğu gelenekleri ile dolu birisi olarak tanımlıyor.
Çocukken babaannesinden dinlediği masalların yazım hayatının şekillenmesinde ciddi bir rolü olduğunu söylüyor.
Okuduğum iki romanında da dikkatimi çeken önemli noktalardan birisi de kitabın belli bir konu, mekan ya da zamanda başlayıp bambaşka bir konu, mekan ya da zamanda devam etmesi. Bence bu müthiş özgün bir şey. Hani bazı kitapları okurken yazarı bilmeseniz bile biraz okuduktan sonra anlarsınız ya kim tarafından yazıldığını; işte Kaan Murat da eğer bu çizgisini bozmazsa bu tarz özgün bir yazar olabilir bence. Bu yorumumu birkaç kitabını daha okuduktan sonra güncelleyeceğim.
Şimdi biraz kitaba girelim ama çok da spoiler vermeden… :))
İstanbul’da yaşadığı travmatik olaylar sonucu, kaçıp uzaklara gitmek isteyen Bünyamin’in ilk kalkacak trene bilet almasıyla başlıyor romanımız. Bünyamin daha önce defalarca kez kitap yazmış fakat hiçbirini basmayı yayınevlerine kabul ettirememiştir. Yaşadığı kötü hadiseden sonra da hem olaylardan uzaklaşmak hem de hayalini kurduğu romanı yazmak için uzaklara gitmeye karar verir. Ve Kars’a doğru yola çıkar…
Bu arada yazarımız roman taslağını oluştururken Kars’a gidip birkaç ay kalmış. Şehri ve oradaki yaşamı incelemiş. Kitabın ilk kısmında Bünyamin’in inzivaya çekildiği günlerdeki Kars betimlemeleri ve Bünyamin’in yalnızlığının güçlü tasvirinin altında, Kaan Murat’ın karakterlerini önceden yaşayıp öyle yazmasının etkisi çok büyük. Yazar bu konuda gerçekten çok başarılı. Tebrik ediyorum kendisini..
Devam edelim..
Bünyamin iki ay boyunca kitabını yazmaya çalışır fakat bir türlü başaramaz. Sürekli aklında İstanbul’da yaşadığı o korkunç olay vardır. Bir gün dolaşırken Besti Nine adında bir köylü kadın ile tanışır ve dost olurlar. Fakat bu yaşlı kadında gariplikler vardır ve Bünyamin biraz ürpererek de olsa merakının üstüne gider ve bizler de kendimizi bir anda 18. yy.da Önce Hindistan’da ordan da İstanbul’da Osmanlı Sarayında buluruz ve maceralar başlar…
Ana karakterimiz bundan sonra Gülbadem adındaki ilimkar ve Zencefil adındaki papağandır. :)) Zencefil müthiş zeki, konuşabilen yetenekli bir tuti’dir. Bu iki kafadar Osmanlı İstanbul’unun sokaklarında, kahvehanelerinde, saraylarında dolaştırır bizleri. Kah kahvehanede hanedan yanlılarıyla batı hayranlarının tartışması arasında buluyoruz kendimizi, kah galata esnafının arasında.. Arada bir saraya uğrayıp entrikacı devlet adamlarının birbirinin ayağını kaydırmak için çevirdiği dolaplara şahit oluyoruz, bazen de kellesi olmayan cesetlerin, isimsiz tehdit mektuplarının korkutucu havasını soluyoruz…
Yazar çok güzel bir Osmanlı panaroması sunmuş bizlere. İhsan Oktay Anar etkilendiği yazarlar arasındadır kendisinin ve bu kısımlarda net şekilde hissettim bunu :))
Ruhsar adında bir karakter var kitapta. Gizemli, ürkütücü bir kadın.. Yazarımız kadın psikolojisini anlayıp bu karakteri hakkıyla yazabilmek için çevresindeki 600 küsür kadın ile röportaj yapmış.
Zencefil’den bahsetmiştim yukarda. Kitap kapağında da bulunan beyaz tüylü çok özel bir papağan. Yazarımızın da aynı türde bir papağanı var ve kitabı yazmadan kendisiyle aylarca vakit geçirmiş. Tıpkı Gülbadem gibi omzunda dolaştırmış papağanı.. Gerçekten her bir karakter için ayrı ayrı emek vermişsin.. Helal olsun Kaan Muratcım :))
Kitapta tabii ki aşk da var..
Aşkın karakter değişimine etkisi de çok güzel yansıtılmış…
Gülbadem; hovarda, başına buyruk, yaramaz bir delikanlıyken aşık olduktan sonra birden olgunlaşıp sevdiği kadını kurtarabilmek adına çırpınan, hayatını tehlikeye atan bir adam haline geldi. Keza Zencefil de aynı şekilde..
Ama tabii bunlar anca kitaplarda oluyor arkadaşlar, gerçek hayatta kolay kolay olmuyor.. Siz siz olun kimsenin değişmesini beklemeyin, üzülürsünüz :))
Kitapta beğenmediğim şeylerden biri sonlara doğru çok aceleyle yazılmış gibi olması. Gülbadem ve Zencefil’in Ruhsar’ın evinde yaptıkları felan çok basitçeydi ve kendi içinde bile tutarlı değildi. Ruhsar gibi çok güçlü tasvir edilmiş bi kadın bu oyunlara gelmemeliydi bence. Yazar biraz daha kendi içinde akla yatkın yazsaymış daha güzel olabilirmiş diye düşünüyorum.
Eleştirebileceğim bir diğer konu ise Osmanlı döneminde geçen kısımlarda günümüz Türkçesine ait çok fazla kelimenin kullanılması. Bir tık daha Osmanlı Türkçesi olsaydı çok daha gerçekçi olurdu bence.
Son olarak şunu da belirtip bitireyim. Kitabın ilk bölümünde modern insanın sancılarını anlatan Tarık Tufan tarzı postmodern bir giriş yapılmış. Yazarımızın kendi tarzı çok güzel evet, ama bence postmodern yazım türüne de yeteneği var. Bu konuda da bir şeyler yazmayı denemeli bence. Başarılı bir şeyler çıkabilir ortaya…
“Çocukken hep zaman makinesi icat etmek isterdim. Bunun olmayacağını anlayınca ben de zamanda yolculuk yapabileceğim kitaplar yazdım.” diyor yazarımız…
İyi ki yazmış da biz de bu yolculuğa ortak olmuşuz, çok güzel bir yolculuktu. Herkese tavsiye ederim.
Keyifle kalın kitap dostlarım..
Sevgi ile…