Nedamet Dergisi 1. Sayı İnceleme
10/10
·78 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
74 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2025 21:33
Çekilen ve çekilmekte olan bütün kutsal acılarla, göğsümüzün kıymetli eşlikçisi Nedamet, bir mücerredin kaçınılmaz dönüşümü oldu müşahhasına. Bir mutasyon değildir bu mezkur dönüşüm, bir inkılab dersek isabetli olur adına. Geçtiğimiz sene, "görmediğimiz ne kaldı" denilip geçilen 21. yüzyılın seyr-ü sülûkuyla öyle bir silkindi ki dünya, Cemil Meriç'in "Tarafsızlık namussuzluktur" direncini bir daha anladık. İnsan, önce kendisine sorup da cevaplayamadığı bir soruyu, dışarıya, başkasına da yanıtlayamaz. Geçtiğimiz sene şahit olduğumuz Aksa Tufanı'nın başlangıcıyla hepimiz ya tazelenmeye niyet ettik mevcut duruşumuzda daha dinç olmak için yahut esrik izahlarla oyalandık. Bir önceki matbu eseri olan Vefâ isimli seçkisinin son sözünde Direnişe Selâm etmişti Nedamet'imiz. Şimdiyse bir yoklama hassasiyetiyle "Hangi Taraf?" sorusunu kazıdı 1. sayısında alnının çatına. Elbette bu, tecahül-i ârifâne bir tavırla yapıldı. Takdim kısmından sonra okuru ilk olarak hâfî'nin küçük mesnevî türündeki "Mâhî ile hâfî" başlıklı şiiri karşılıyor. Şiirin hemen yanında yer alan ve aynı imzayı taşıyan görsel ise hâfî'nin kendi el çizimiyle şiire özel tasarladığı görsel bir kompozisyon. Önceki Vefâ sayısında eserlere ve okur için istifadeye pek faydası olmayan hazır görseller, isabetli bir kararla bu sayıda tamamen çıkarılmış, şiire eşlik eden ve bir başka eser niteliğinde olan bu el çizimi ise müstesna. 41 beyitten oluşan mesnevî türündeki şiirde "münacaat, naat" gibi ayrı bölümler açılmak yerine, baştan 7 beyit bu usûle göre terkib edilmeye çalışılmış ve devamında da hikayesi anlatılmakta. Eserin 41 beyit olması, "Gül yaprağının taşırmadığı su bardağı"nı akla getiriyor. Bu karşılamanın ardından yine bir şiirle devam ediyor söz. Münhasır'ın ( Oğuzhan Âsım Güneş ) Tedavülden Kalkmayı Beklemek isimli eseri daha mısralara dalmadan başlığıyla mânidar bir anlam imgelemekte. Şiir ise söze "Ben seni beklerken" diye başlamış. Bu başlangıcın çağırdığı bağlam adeta İsmet Özel'in "Her şey ben yaşarken oldu" demesiyle uyum içinde. Zira sözüne böyle başlayan bir şair, bir bekleyiş esnasında pek çok şey olduğunun vurgusunu çağırmış demektir. Bu bağlamda Tedavülden Kalkmayı Beklemek başlığında bir şiirin kaleme alınmış olması, olunan ve olunması gereken yer arasındaki irtifanın ve mevcut süreğenliğin irkintisini temsil ediyor. İç ve dış, genel ve özel anlamda. Bağlamlar açmazında tam da her şeyi yeniden ve daha derin şekilde düşündürücü bulmaya yeltenecekken, Ömer Talha Kavas'ın ( ömer talha ) Jean Baudrillard ile Hayali Bir Söyleşi'si alıyor sözü; postyapısalcı felsefe ve postmodernizm üzerine çalışmalarıyla tanınan Fransız bir düşünürle yapıyor bunu. Onlar konuşurken biz dinliyoruz, Ömer Talha sorularla tayin ediyor söyleşinin istikametini ve Baudrillard'ın ağzından konuya yabancı olanların bile merakını uyandırabilecek açıklamalar yapılıyor. Söyleşiye "Simülakr ve Simülasyon" kavramlarının izahıyla başlanmış olması ve yapılan açıklama, insan tabiatının gerçek ve hayalle ilişkisinin günümüzde bu iki kavramı tahrif edercesine oluşan simülasyon algısı üzerinden -bununla sınırlı kalmamakla birlikte- modernizme kayda değer bir eleştiri getiriyor. Dergideki kaynakçası en gürbüz ikinci eser. Evren Gökçe'nin Süleymaniye’ye Övgü'süyle devam eden sayfalar, bir seyehatname farkındalığıyla Süleymaniye'yi anlatıyor bu sefer. Bir mimarî'nin tezkiresi gibi olan eserde duvarların üstündeki işlemelerden çok, onu oraya işlettiren ruhla ihtar olunduk okurken. Bu bir çağrıydı besbelli ki "Sinende uyuyanlar dirilsin yeniden hükmedelim maziye ve geleceğe." diyerek hitama eren. Bakılanın görülenden daha öte olduğuna bizi inandırmaya başlayan sayfalar Gürkan Pur'un Cim Halkasında Nokta başlığıyla istikrar gösteriyor. Deneme türündeki bu eserde "Cim Karnında Nokta Olmak" deyimindeki 'devede kulak' mânâsına karşın, noktanın mukîm olduğu yere göre mekânın anlam istikametini nasıl doğrudan değiştirdiğini düşünme fırsatımız olduğunu umuyorum. Akabinde Fatih Tekin'den ( Fâtih ) Akıl ile Kalp Arasında başlığı seyrediyor bizi. "Asıl akleden kalptir" ve "Özne olarak değil faaliyet olarak akıl" hakikatleriyle açıkan tefekkürde zihin çizgimizin hudutlarını belirginleştiriyor yazar. Derli toplu ve akademik üsluba da hakim olan bu yazıda pas tutan kafa çarklarımız kalbî bir ihtara uğruyor. Akıl ile kalbi hep birbirinden ayrı iki kavram addeden batı düşünce yapısıyla bu kavramların hakikatteki yerleri ve özlerine ilişkin doyurucu, hatta daha derine inmek üzre susatan bir yazı olduğunu söyleyebilirim. Yakuphan Ustaoğlu'nun ( Yakuphan ) şiiriyle bize eşlik eden sayfalarda 'Kurtubalı Yerlilerin Paris’e Hakikat Arayışına Çıkarken Ayağının Kayması' isminde ilginç bir başlıkla karşılaşıyoruz. Eserde 21. yüzyılın götürüsünden yaka silktiği anlaşılan şair, bu yüzyıla rağmen getiriyi yine gömleğinin içinde sakladığı göğsünde yoğuruyor. İlerliyoruz ve ilerleyişimiz derinleşiyor Olgun Verim'in ( Oldi ) 'Ne İşe Yarar Şiir, Şair Kuvveti Onun Neresidir' yazısıyla. Söze İsmet Özel mısralarıyla Olgun Verim, ismiyle müsemma bir anlayışla kaleme aldığı yazısında bize bir şiir şuuru zerketmeyi amaçlamakta. Daha doğrusu, bu bir uyandırma eylemi, ihtar. Hatta bu cihetten bakılınca yazısına, yani 'söz'e bir şiirin tam da şairleri ihtar eden mısralarıyla başlayan yazarımız, hem sözü şiire layık gördüğünü hem de şiirin bir hududu olduğunu bize îmâ ediyor adeta. Zira İsmet Özel'in o mısraları şöyle diyor: "Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın." Bilenler bilir ki bir ismin, başka hangi isimlerle yan yana getirildiği o ismin muhtevâsına ve ciddiyetine işaret eder. Reis, kahin ve şairlerden yan yana bahsedilen bir mısranın irkitişiyşe şiiri hem ciddiye alan hem de had ve vazifesini hatırlatan bu anlayış, yazının devamında da misaller ve meseller ile izah edilmekte. Yazının başlığına tekrar bakalım, bunlar ne güzel sorular değil mi? Hemen ardından Nazife Turan ( @_turna__ ) bizleri 'Yaşasın Ölüler' başlıklı eseriyle bir mahalleye davet ediyor. İlerledikçe bu başlığın, 'yaşayan ölüler' olmaya bir isyan olduğunu anlıyoruz. Mekânı ve mukîmiyle zihnimize betimlemelerden örülmüş sıcak bir atmosfer çiziyor eser. Her eserin özü içerisinde taşıdığı anlamla ilşkilidir. Bu eser de bize insanı ve insanlığı anlatıyor insan ve mahalle manzarasından. Sayfalar boyu gözlerimizi yalayan satırlarda, hikaye edilen kişilere tanık olurken aslında kendimizi okuyor gibi oluyoruz. Bir anda içerisinde bulunduğumuz bu samimi ortamda okuduklarımızın, anlatısına eşlik ettiğimiz karakterler kadar bizim de içimizden yansıyan şeyler olduğunu farkediyoruz. Ayrıca söylediğine göre metindeki İhsan isimli şahıs, bizim Yakuphan'a kendisini Seyfettin diye tanıtmış. Baştan beri aynı istikamet üzere uyarılan gönlümüz, kalbimiz, aklımız ve şuurumuz bu sefer incelemenin girizgâhında da bahsettiğimiz Cemil Meriç'in o mânidar sözünü yazısına başlık edinen Oğuzhan Asım Güneş'in ( Oğuzhan Âsım Güneş ) "Tarafsızlık Namussuzluktur" yazısıyla teyakkuza uğruyor tekrar. Gerek sosyolojik gerek de psikolojik merceklerle ilerleyen yazıda Erich From'un 'şeyler tarafından cezbedilme yolundaki psikolojik saplantı' söylemini iktibas edinen yazar, artık bu saplantının daha sosyolojik bir hâle büründüğünü esefle çıkarsamakta. Dergimizin kapağına astığımız 'Hangi Taraf' sorusunu farklı açılardan sorarak nihayete eriyor yazı: "Öyleyse nedir bu ortadaki hadise ki tarafsız kalanı namussuz yapıyor? Tarafsız kalındığında kişiyi namussuz yapan şey şöyle dursun, peki hangi tarafta durmak ırzımızı koruyacak? Ya da şunu soralım; herhangi bir tarafta geçmek ırzımızı korumaya yeterli olacak mı?" Muhsin Gazi Erdem'den Güneş isimli eserle devam ediyor seyr-ü sefer. Mum, Lamba, Fener, Meşale, Yıldız gibi başlıkları da vaktiyle künyesine katmış olan yazar, bu sefer Güneş ismini vermiş eserine. İncelemenin başından bu yana okuduysanız, başlıklar üzerine de eser kadar düşünüldüğü anlaşılmış olmalı. Dolayısıyla bu isimler, yazarın bir nevî kademe kademe artan safhalarını da simgeliyor belki. Titreyen bir Mum alevinden Güneş'e doğru, kendisinden bir şeyler taşıyan. Eser bir şiirle başlıyor ve monolog biçiminde hitap ediyor okuyucuya. Bir velînin dizi dibinde oturduğu anlaşılacak ölçüde irfanla konuşan karakterimiz, kendisine yapılan deli yakıştırmasına aldırış etmeden gezdiriyor bizi yazarın zihninde. Yazar bu karakter vasıtasıyla konuşuyor. Mevzuysa derin.. Osman Tuç'un İbrahim Orhun Kaplan'a mektubu yer alıyor sonrasında. Susmaktan ve konuşmaktan bahsediyor, izlerden ve izcilerden. Sükûtun biri bin ettiği o iç taşıran yüzleşmede iki gönlün tek bir ayak izi halinde yürümesinin derinliğini gösteriyor. Hem ne demiş şair: "Eskiler iz sürerdi" Muharrem Morkoç ise tarihi bir iz sürerek 'Osmanlı’da Ale-l-acaib Bir Mülkî Amir' başlıklı dopdolu ve ödüllü makalesiyle yayılıyor sayfalara. Olsa idi eğer öyle bir şey, dergimizdeki en uzun kaynakça ödülünü de alacağına kesin gözüyle bakabilirdim. İşte böylesine muhtevası tok, akademik üslup ve usûle hakim bir yazıdan bahsediyoruz. Akıcı bir dille anlatılan hadiseler başlıklar halinde tefrik edilmiş ve bağlam etrafında tarihi kaynaklarla sözde Ermeni Tehcirine biyografin bir reddiye yapılmış. Kıymetli bir tarih çalışması. Bir tarih araştırmasının hemen ardından gelen ismin İbrahim Orhun Kaplan ( @merhumdar ) olması ne tevafuk. 'Sahilden Geçen İki Kişinin Aydınlatma Direğine Takılan Gözlerinden Yansıyanlar' başlığıyla, bu sefer de İbrahim'in Osman Tuç'a hitabını okuyoruz. Koyu bir tonla başlıyor mektup ve anlamlı bir aydınlığa götürüyor ilerledikçe; "Acının insanı dinelten bir yanı olduğunu, şiirden devşiriyorduk." diyerek muhatabına. Esmanur Yıldırım'ın ( Esmanur ) 'Soluşunun Acısına' başlıklı şiiri, Filistin gerçeğine işaret eden sözlerle vicdanımız üzerinden yokluyor nerede olduğumuzu. Kaçıncı gününde olduğumuzu bile unuttuğumuz Direnişte, kaçıncı günden itibaren artık normal gelmeye başladığını hatırlamadığımız bu canlı yayınlanan soykırıma "Birinci gözden şahitliğimiz" diyerek hatırlatıyor boyun borcumuzu. Müselman Cahit Servergil'in 'Seni Tarih Bıçaklar Elbette' başlıklı yazısındayız şimdi. Tarih bilincinin materyalist anlayışın dişlileri arasında nasıl tahribata uğradığını ve tarih biliminin modern ve pragmatik zihniyetle kitle kontrolü için nasıl maşa edildiğini anlatarak başlıyor yazısına Müselman. Çareyi ise "Nebî ile irtibat"ta bularak şöyle diyor: "Bunun da yolu nebî merkezli tarih algısından, zaman bilincinden ve evren tasavvurundan geçmektedir." Böylece Erhan Burtul'dan ( erhan ) 2023 Ekim Öncesi ve “Sapkınlığın Tarihi”, başlığıyla kıymetli bir kitap incelemesi yazısıyla, kapak içi son eserdeyiz. Roger Graudy'nin 'israil, mitler ve terör' isimli kitabını inceliyor yazarımız. Yahudilik inancının tahrifatı neticesinde bir din olmaktan çıkması ve artık ırkçı bir siyaset savunumu haline getirilen siyonizmi incelenen eser ışığında anlatarak söze başlayan yazar, kitabı özeti mahiyetinde başlıklarla incelemesini etraflandırmış. Bu vesileyle hem incelemesi yapılan bu önemli kitap hakkında bilgi edinmek ve hem de bu kitabı bize anlatan yazarımızın aynasından yansıyanlarında görmek fırsatına erişiyoruz. Kendi kanunlarına göre Yahudiliği “Yahudi bir anneden dünyaya gelmiş veya Musevi dinine geçmiş kimse Yahudi olarak kabul edilir.” olarak tanımlayan ırkçı zihniyeti benimsemiş bu toplulukta siyonizmin bir inanç değil, incelemede de daha yerinde ve etraflı değinildiği üzere, "Dini, kutsallaştırılan bir siyasetin aracı yapmak"tan ibaret hastalıklı bir anlayış olduğunu da inceliyor yazarımız. 2023 yılının 7 Ekim tarihinde başlayan şerefli Aksa Tufanı'nın şuan hala devam etmekte olan Filisti soykırımının tek müsebbibi ve başlangıcı olmadığı ikazı uzun süredir yapılmasına rağmen hala bu şerefli Filistin direnişinin ehemmiyetini kavrayamamak üzücü olurdu. Olanların hakikati nedir, tarihi ve sosyolojik açıdan bir Yahudi okumasıyla Filistin üzerinde iddia edilen hakkın kaynağı ve sınırları nereye dayanmaktadır, daha doğrusu böyle bir sınır ve kaynak var mıdır diye daha iyi anlamak üzere "Akleden Kalp" ekseninde tarihe ve günümüze doğru bilgiyle bakmamız gerektiğini tekrar hatırlıyoruz bu yazıda. Tıpkı Müselman Cahit Severgil'in yazısında söylendiği gibi: "Tarih bilginizi yoklayın, neyi ne kadar bildiğinizi ve nasıl bildiğinizi soruşturun." Öyleyse yazarımızın sözleriyle bitirelim bu anlatıyı Allâhümme amin diyelim: "Son söz olarak bir duayla nihayete erdirelim; Rabbim tezden siyonizmin kökünün kurutsun ve bizleri buna şahit kılsın." Şimdi geldik arka kapağa, sayfaları kucaklayan iki karton parçasının sonuncusuna. Orada bizi Süleyman Uçmaz ( Sineiİhtisas ) karşılıyor 'İki Filistinli Çocuk' şiiriyle. "Sen ve ben" diye başlıyor Süleyman şiirine. Sen ve ben.. Bu sözün insanı düşürdüğü derinliği ben'ini Sen'de eriten Aşk ehli daha iyi bilir elbette, "Sen ve ben" diyor "İki Filistinli çocuk". Kelimelerin hangi kelimelerle yanyana kullanıldığının bir anlamı olduğuna değinmiştik. 'Sen' diyerek yüzyılın en canlı insanlık örneği ve direnişini izlediğimiz Filistin'e hitap ediyor şair ve kendisini, yani ben'ini onunla yan yana koyuyor. Yanında olduğu kavram ve kişi üzerinden tanımlıyor kendi ben'ini. Ve yine bu noktadan deklare ediyor nerede olmadığını da. Kendi ben'ini adeta Filistin gibi bir 'Sen' ile buluyor. Ve diyor ki: "Sen ve ben bu kanayan yaranın en derin izleri ve şahitleri. Mahzun, mahkûm ve gözleri kapanmış. Kapısı kan ile işlenmiş. Duvarında birikmiş kurşun ve gözyaşı Sen ve ben iki Filistinli çocuk." Elbette bu uzun görünümlü kısa paragraflarda eserlerin hakikatini ve asıl mahiyetini anlatmaktaki noksanım malum, dilerim ki göz göze ve gönül gönüle bizzat istifade olunsun, hayrla ve afiyetle. Nasıl ki okumak yalnızca gözlerimizin satırları yalayıp geçmesinden ibaret değildir, çünkü bunun adı 'Telaffuz'dur sadece, tarihi ve bugünü ve yarını ve hatta bir insanı, bir eseri okumak da bakıp geçmekten daha derin olmalı, o şeyle haşır neşir olmalı, karışılmalıdır. Kendisini tanımayı göze almadığımız şey ister bir insan olsun isterse de eser, hemhâl olamadıktan sonra ne onu anlayabilmiş oluruz ne de kendi yankımızı bulabiliriz onunla, anlamlı bir bütün böyle oluşmasa gerek.. Böylece yüreğimizden bölüştüğümüz bu sofrada Nedamet'imizin 1. Sayısıyla siz pek değerli okurların istifasine sunulmuş olmaktan dergimiz ( Nedamet Dergisi ) ve kendi adıma, Allâh'a şükür ve hamd ederim.. dergiNizi temin etmeyi unutmayın: koklerkitab.com/products/nedame...
Nedamet Dergisi - Sayı 1 (Ocak 2025)Nedamet Dergisi · Nedamet Dergisi · 202553 okunma
··
2.586 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.