1000Kitap Logosu
Ömertalha
TAKİP ET
Ömertalha
@zygomaticus
karanlıkta yankı arayan radar twitter.com/Omer53102?t=Jy-a1sQ...
NEÜ
İstanbul
Karaman
763 okur puanı
11 May 2017 tarihinde katıldı.
328
Kitap
18
İnceleme
1.893
Alıntı
247
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Seriyyüs Sakâti Rahmetullahi aleyh hazretleri Cüneyd-i Bağdadî Rahmetullahi aleyh hazretleri'ne şöyle dua ederdi: "Allah seni sufi muhaddis değil, muhaddis sufi kılsın. Yani önce hadis, sonra sufilik." Gazali/İhyau Ulumi'd-Din, 1
4
Muharref Hıristiyanlık insanları bedenlerini yok saymaya ve özellikle cinsiyete ilişkin konularda insanların tabii haline uymayan yasaklar koymaya başladı. Yapılan bu tahrifat insanın yapısı göz önüne alındığında açık bir dengesizliğin belirtisiydi. Nitekim, bütün Ortaçağ boyunca Hıristiyan bedenini kıskaç altında tutmakla, onu zihnî kabullerin baskısından azade kılmak arasındaki çatışmayı yaşadı. İkiyüzlü bir hayata kendini ister istemez mahkûm eden insanlar, kilisenin gücünün kırılmasıyla birlikte, artık bedenin bütün iştihalarını doyurmayı bir tür samimiyet olarak kabul etmek (ikiyüzlülükten arınmak) biçiminde anladılar. Avrupalı önce aklını azgınlaştırdı, sonra bedenini abideleştirdi ve daha sonra bu ikisi birlikte şehevî bir taşkınlığa uğradılar. Batılı insan için önce bedeni baskıya sokmak ve sonra hiçbir denetimi tanımadan bedeni serbest bırakmak aynı yanlışın iki biçimde yaşanması oldu. Müslümanca bir yaklaşımla buna zulmün iki yüzü diyebiliriz. Batılı düşünce içinde dikkat çeken Marquis de Sade'ı kolaylıkla rahibin ters çevrilmişi olarak anlamak mümkündür. Bedenin zorbaca kınanmasıyla bedenin serbestliğe ve başıboşluğa bırakılması arasında sıkı bir ilişki vardır. Aşırılıklar karşı aşırılıkları doğurmuştur.
2
Bir zamanlar Amerikalı astronotların aya ayak basmaları özellikle insanlığın teknoloji karşısında ezik bulunan yörelerinde efsanevi bir çerçeve içinde takdim edilmişti. Bu yörelerde yaşayan insanlar bir düşünce kısırlığına mahkûm edilmek istendi. O zamanlar halkın "aya ayak basma" olayına karşı aşırı ilgisini kendi kavrayışı içinde tepkiyle karşılayan Anadolu'dan bir hocanın şu sözleri söylediğini işitmiştik: "Gavurların aya gitmeleri de iş midir? Bizim öyle erlerimiz var ki, bir saniyede Kaf dağına gidip gelirler." Bu tepkiyi, bu tepkiyimümkün kılan kavrayış biçimini her zaman saygıyla karşılamışımdır. Tepkinin muhtevasini en uygun söz kabul ettiğim veya uzay çalışmaları yerine tayy-i mekân çalışmaları yapılmasını gerekli gördüğüm için değil, önce bu hocanın kendi dışındaki bir dünyevî propagandaya teslim olmayı reddedişinden, sonra da bu red tavrının içinden kendine mahsus bir özelliği geliştirme tohumunu taşıyor olmasından ötürü. Ancak, bu tavırdaki "cevap" hem özelliği, hem de muhtevasi bakımından bugün bizlerin İslâm'ı anlayış biçimimizle uyum halinde olmayabilir. Üstelik bir teknolojik başarının karşısına yeni bir teknoloji koymanın gerekli olup olmadığı tartışma konusudur. Bununla birlikte, bir köy hocasının tepkisi belki bütün halka gerekli olan bir kültürel tepkidir. Buna millî bir savunma bile diyebiliriz. Kendi dünyamızın ölçüleri kâfirler açısından pek parlak kabul edilen hususların aynı türden parlaklıklarla gölgede bıraktırılması hâdisesini gerektirmez.
5
Bugün insanlığın sahip olduğu yegâne İlâhî hikmet Kur'ân-ı Kerim'de ve Muhammed sallallahu aleyhi vesellem'in Sünnet'indedir. Allah tarafından insanlara verilmiş diğer bilgilerin tümü ya tahrif edilmiş veya kaybolmuştur. Dolayısıyla Müslümanlık dışındaki bütün dinler sadece birer "kültür"dür.
5
Sözgelimi, hayvanları omurgalı omurgasız diye ayırmak bize aldığımız eğitim içinde yaşadığımız akıl düzeni bakımından çok yerinde görünüyor. Oysa eski Çin'de bakın hayvanları nasıl tasnif etmişler: 1) İmparatorun hayvanları, 2) Güzel kokanlar, 3) Evcilleştirilmiş olanlar, 4) Süt domuzları, 5) Denizkızları, 6) Masallardakiler, 7) Başıboş köpekler, 8) Bu sınıflamadakiler, 9) Deli gibi çırpınanlar, 10) Sonsuz sayıda olanlar, 11) Devetüyünden çok ince firçayla çizilenler, 12) Vesaire, 13) Az önce testiyi kıranlar, 14) Uzaktan sineğe benzeyenler... Bize belki bütün bütün saçma imiş gibi görünen bu sınıflama hiç kuşku yok ki, böyle bir ayrımı gerekli gören Çinli hayatı içinde son derece anlamlı sayılıyordu.
6