Ya kör olacaksın ya da delireceksin!
Körleşmeyi deliliğin sınırlarında dolaşanların romanı olarak nitelendirmek lazım gelir. Genel anlamda körlük ve delilik kelimeleri, insanın zihin atlasında ürkütücü bir çağrışıma yol açar. Bu kelimelerin yanına birde ‘sınır’ kelimesini konumlandırdık mı gerilim had safhalara ulaşır.
Sınırlarda dolaşmanın tehlikesini sınırlarda dolaşanlar bilir. Uçlarda yaşayanlar rahattır esasen ve bu fanatik tayfa, sürü halinde hareket ettiğinden başları ağrımaz, pekâlâ sorgulamadıkları içinde aptal mutluluğu hissiyatındadırlar ve bu evrende uzun bir ömür sürerler. Sınırda dolaşanlarsa uçlar için her zaman tehlike arz eder ve bu sebeple her an katli vacip olunan kimseler olarak nakşedilirler. Bu sebeple eksik olan ilk cümlemi izninizle değiştirmek isterim.
Ya kör olacaksın ya delireceksin ya da katledileceksin!
Oldukça uzun ve zor bir kitap bu Körleşme ve yazıları da küçük kör etmek istercesine. Ayrıca metaforlarla dolu… Hoş yazarımız da zaten Kafka’nın ‘Dönüşüm’ ünü okuduktan sonra karar veriyor eserini yazmaya ve yazım hayatını da zirvede sonlandırıyor. Anlayacağınız insanlık zihnine tek kurşun sıkıyor. Henüz bu kurşuna kafa atanını da görmüş değilim lakin kurşunu yedikten sonra ölmeyen bireyler hayatlarına bir felçli gibi mutsuz devam ediyor.
Okuyup da sınırdan uzaklaşacağını zannediyorsan yanılıyorsun değerli okur. Ya okuma ya da sınır gerçeğini kabullen!
Kambur cücelerden uzak durun ya da acımayın onlara der Canetti. Çünkü kambur cücelerle çevrili olan etrafımız; onların varlığıklarına karşın korumasızdır. Görünüşü desiseli, ağzı yalan dolu cüceler size sesleniyorum çirkinliğinizde boğulacaksınız.
Kein gibi dünyasız bir kafan mı olmalı kocaman bir kütüphanede?
Therese gibi kafasız bir dünyanın metası mı olmalı?
Yoksa,
Kafadaki dünya ile trajik bir sonun mu?