Puan vermedi·95 syf.··
2018 22. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2018 22:57
Hasan Ali Toptaş’tan Gölgesizler ‘ i okuduktan sonra bir inceleme yazamayacağımı düşünmüştüm. Öyle kaybolmuştum ki nasıl dönüp gelip kendime yerleşeceğimi bir türlü bulamamıştım. Sonra kendimi buluşumun hikayesini yazmıştım. Şimdi ise öyle boğuluyorum ki karanlıkta, nasıl çıkacağım aydınlığa? Bilemiyorum.. Bu defa yazıyorsam da sırf kendimi kendi gölgeme anlatabilmek için yazıyorum. Camı açıp çığlık çığlığa bağırsam mı, ışığı kapatıp soluksuz ağlasam mı kararsız kaldım çünkü. Bu sebeple yazıyorum. Siz duyuyor musunuz bağır/ama/dıklarımı? Peki ya anlatıcının bağırdıklarını? Duydunuz mu hiç? Duyulabilir mi dersiniz? Kaç tanesini duyabileceğiz peki? Bir insan, başka bir insanın acılarının ne kadarını duyabilir içinde? Hiç mi? Hiç… O bağırsa bile biz sağırız; kendimizden başka herkese. Hiç kimse bu kadar acı çekmemeli yeryüzünde diyorum. Sonra diyorum ki kaçını gördün ki Meltem? Kaç tanesini duydun? Duyduklarının, gördüklerinin kaç tanesini hatırlıyorsun peki? Ağlamak istiyorum; bugüne kadar bunca acı çekmiş bütün ruhlar için dünyayı sele boğacak kadar çok ağlamak istiyorum. Ya da gülmek; omuzlarımı titrete titrete, tiz çığlıkları andıran bir sesle gülmek… Öyle alt üst oldum ki, kelimeler bunu ne kadar karşılayabilir, bilemiyorum. Sanki başsız bir gölge gibiyim. Ya da biri dokununca düşüp yuvarlanıverecek kafamı taşıyorum şimdilik; fakat donmuş kalmışım. Öyle bir ölüm… Sahi ölüm demişken; insan ölürken neler düşünür acaba? Ya da öldükten sonra neler hisseder? Ölüm gibiydi der dururuz ama bilemeyiz ki hiç, ölüm ne menem bir şeydir. Huzur mu getirir acaba sahiden? Ah, ne yaptın bana böyle? Bunca keyifli bir zamanımda okuduğum şu satırlar bunca kasveti nasıl getirip soktu ruhuma? Ruhum; hep mi bu anı bekliyordu dalabilmek için bunca karanlığa? Anlatmalıyım. Daha çok anlatmalıyım… Ah Zeze, şimdi seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşabilirdim, biliyor musun, benzini düşünmeden. Okumalıyım. Daha çok okumalıyım… Daha çok hayat öğrenmeliyim. Her defasında paramparça olacağını bildiğim halde ruhumun, bir umut yapıştırabilirim ruhumu diye, başka kitaplara sarılmalıyım. Ama önce bir kendimi okumalıyım elbette. Kim bilir, yarın olmaz belki. Kendimi tanımalıyım; bu gece.
Edebiyat
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma
··
1.076 Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Meltem Hanım siz elbette daha çok okuyun, hepimiz okuyalım. Ayağımızı, kumsalda tane tane dökülen düşüncelerimizmişçesine kumlara değdirip, bazen kavrulan ruhumuzu ferahlatacak gibi her damlası bir harf gibi denizlere dalıp, her rüzgar bir ruhtan haber getirircesine okuyalım. Lakin siz de okunun. Siteden hakkınız olan okunmayı ne zaman göreceksiniz bilmiyorum. Derdiniz "beğeni" değil biliyorum. Fakat benim derdim edebiyat. Sizi ne zaman okusam aklıma pırıl pırıl sular, yakıcı bir güneş, hasır bir şapka, çıplak ayaklar, limonata ve huzur geliyor. Siz edebiyatın güzel satırlarını zihninizde taşırken, ben sizin edebiyat adına daha çok okunmanızı istiyorum. Sevgiler..
Meltek
Gönderi Sahibi
Ne desem, nasıl desem de teşekkür etsem bu satırlara hiç bilemiyorum. Hayattaki nihai hedefimiz huzur olmalı diye düşünürüm hep. Birkaç satır ile birilerine o huzuru bahşedebiliyorsam da aferin bana! Yalnız, bu huzur da öyle bir huzur ki insanın ruhunun güzelliği ölçüsünde vardır. Öyle samimi ve öyle güzel bakıyorsunuz ki dünyaya, her cümleniz bunu haykırıyor, başka türlüsünü görmeniz mümkün değil zaten. Var olun :)
Sartre "Sözcükler "de der ki: varoluşumu yazdıklarımla gerçekleştireceğim, ölümüm ise sadece daha önceden ölen bir adamın ölümü olacak. Ben de hep böyle hissettim. Cümlelerim birçok kişiye abartı, bunalım, felsefe, edebiyat her ne melem şeyse o gibi geldi. Kimse inanmak istemedi, böyle bir insanın yaşadıklarına. Oysa ben sadece hissedikkerimi, düşündüklerimi yazmıştım. Elbette ki varoluşumu sözcüklerle gerçekleştirecektim. Neyim var ki ondan başka. İçine kapanmış bir beden ve içsel bir dünyada yaşayan bir adam. Dışsal hiçbir şeyi algılamayan; eşin dostun ben dememiş miydim deyişi yada her gün önünden geçilen yerin bir gün fark edildiğinde ilk defa görülmüş gibi hissedilmesi, bu algılamayışın bir dışavurumu değil miydi? Hayatta ya karamsarlığızı, ruhaniyetimizi yaşayacak yada hayatta bir palyaço olacaktık. Biz ikisini de tercih ettik. Sait Faik sevişimiz de bundandır. Bakma kimseye demem ama Faik de sen ben gibi dünyanın güzelliklerini anlatan, dünyanın en yalnız ve içinde yaşayan adamlarından birisidir.
Bir insan tüm ömrü boyunca kaç farklı hayat yaşayabilir? Belki 4 belki 5 belki de daha fazla...Şüphesiz ki kitaplar, bize başka yaşamların olduğu gösterir. Farklı yaşamlar gördükçe kendi yaşantımızı unuturuz. Oysa ki kitap okumadan önce en kötü yaşamın en kötü yazgının bize ait olduğunu düşünürüz. Okuyup, farklı yaşamlara misafir olmamız dileğiyle...Ellerinize sağlık.
Meltek
Gönderi Sahibi
Kesinlikle katılıyorum. Her okuduğumuz kitap yeni bir yaşam. Kimisi iyi kimisi kötü. Şu 1000 kitap hedefini gerçekleştirebilirsek düşünsenize her birimiz 1000 farklı hayat yaşamış olacağız ölmeden önce. Ne muazzam!
Ya ne güzel olmuş bu yazı. Sadık hidayet okurken onu hem anlayabilen,hem de böyle duygulanmayan, acı çekmeyen, boşlukta dolanmayan var mıdır ki? Intihar edişi bile insanın nasıl doluyken bosalabilecegini hissettiriyor. Okurken yazarı hissedebilmek çok önemli, satır arasında onu görebilmek...
Meltek
Gönderi Sahibi
Gerçekten de öyle Elif. O hissi anlayabilmek ne kadar önemli olsa da anlatabilmek de büyük marifet. Belli ki başka çıkar yol bulamadı kendinde. Bazen bu kadar dolu olup da anlatamamak çok fena.
Bu kitabın ilk cümlesinde başlıyor bu etki. Sonra uzun bir süre kalıyor insanda. Yine de güzel çok güzel bir kitap.
Meltek
Gönderi Sahibi
Kesinlikle öyle. Gerçekten çok uzun süre etkisinden kurtulabileceğimi sanmıyorum. Kitapta dediği gibi, kurtulmak da istemiyorum sanırım.
Reklam
Meltek
Gönderi Sahibi
Sanırım ölümünden sonra en ilginç kare de öldüğü güne kadar her gün votkalı salata yediği küçük restoran sahibinin o gün için söylediğidir. Ölümünden bir süre sonra Sâdık Hidayet ile alakalı bir araştırma yapmak için önce evine, sonra da apartmanın altındaki küçük restorana girip sahibine sorarlar; "O gün, yani intihar ettiği gün halinde bir gariplik var mıydı?" "Her zaman yediği votkalı salatadan sipariş etti, her zamankinden daha normaldi." aylakkarga.com/dogunun-baykusu...
Meltek
Gönderi Sahibi
Eklemek istediğim şarkıyı eklemeyi unuttuğumu yeni fark ediyorum, yazarkenki duygu yoğunluğuma verin :) Şuraya bırakıyorum, dinlemek isteyenler için; Ronan Keating- If Tomorrow Never Comes youtu.be/S4kzGhDEURA