"Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için."
"Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü," diyor Jack London Martin Eden kitabında. Haklıydı belki de Nermin Yıldırım, “Her sancının başka bir yarayı hatırlattığı bir dünyada insana ne filmler ne kitaplar ne de diğer insanlar iyi gelebilirdi.”
“Her şeyi arkada bıraktı.
Ne konuşacak arkadaşı,
Ne okuyacak kitabı var,
Yalnız
Yapayalnız.” youtube.com/watch?v=D4GhpWG...
Neden okuyoruz öyleyse kitaplar da iyi gelmiyorsa?.. “Harese” belki de, Livaneli’nin Huzursuzluk’undaki gibi…
“Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan
üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür;
o kadar dayanıklıdır yani.
Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır.
Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar.
Keskin diken devenin ağzında yaralar açar,
o yaralardan kan akmaya başlar.
Tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider.
Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına
doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve.” Okudukça kanıyor, kanadıkça daha çok okuyoruz. Bu tat hoşumuza gidiyor, engel olamıyoruz.
Melih Cevdet Anday,
Nasıl bilirsiniz?
Hatta çok azımız bilir belki de, “bilmeyiz” desek yeridir. Hani Miraç Çağrı Aktaş kadar popüler olmamıştır şu platformda. –Yanlış anlaşılmasın, ona ve okuyanlara saygısızlık değil niyetim.-
Edebiyat okuyanlarımız ya da şiirseverlerimiz aşinadır, Garip akımının öncülerinden, OMO’cu diye kodluyorlar liselerde, üniversitelerde –Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat- bir tık ötesi yok. Bir şiirini okumadan mezun oluyoruz, verdiği anlamı yakalayamadan, geçtiği yollardan geçmeden, oysa bir şiiri var ne kadar anlamlı… Şairi bilmesek bile ruhumuzda vardır yeri:
“Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.”
Kendine özgü bir felsefi şiir anlayışı var. Ve Mitoloji… Ne çok yakışıyor bir şaire. Akşam gazetesinde çalışmaya başlıyor, “fikirleri sebebiyle” işten çıkarılıyor. Doğan Kardeş Yayınlarında çeviriler yapıyor, “fikirleri sebebiyle” ayrılmak zorunda kalıyor. Ne çok derdimiz var şairlerin fikirleriyle! Onları var eden özellikleriyle seviyor sonra o özellikleri nedeniyle dünyayı dar ediyoruz. “Kaynağımız ne olursa olsun korkmayalım, gene de kendi şiirimizi yazarız.” O kadar korkusuz, o kadar düşünceli. “Şairlerin duygulu insanlar olması şart değil. Olabilir de olmayabilir de. Ama şairler düşünceli insanlardır.”
Bir Fotoğraf şiiri var, beni benden alır,
Bir fotoğrafın hikayesini anlatır: siir.gen.tr/siir/m/melih_ce...
“Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
Babası daha ölmemiş Oktay'ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman efendiyi tanımamış.
Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz.”
Hepsini bilir Şinasi’yi bilmezdim. Belki de en büyük ayıbı ona etmişim. Şimdi hiçbiri hayatta değil: Ölümü hatırlatan çok şey var bu resimde.
Bütün şiirlerinin olduğu kitap. 79 baskı, ben demode bir insanım, o benden eski:
Yaşarken, Teknenin Ölümü, Zaman Su Gibi, Lirik Şiirler, Troya Önünde Atlar, Göçebe Denizin Üstünde, Kolları Bağlı Odyseus, Yanyana, Bilmeceler, Güzel Düş, Telgrafhane, Hazineler İçindesin, Çürük, Rahatı Kaçan Ağaç. Şiir şöleni gibi adeta! Unesco onun için bir Dante, Shakespeare, Tolstoy, Cervantes, J. J. Rousseau diyor… Bir biz bilemedik kıymetini. Ehline denk düşmesi dileğiyle!