Gönderi

Sahici Bir Parodi
10/10
·167 syf.··
Beğendi
·
2025 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Temmuz 2025 19:25
Bu uzun hikâye, aslında Ender’in Çetin’e yazdığı notlardan ibaret. Anlatması zor bir dostlukları var; adı tam konmamış, türü tanımlanamamış... Ama hikâyenin içinde ilerledikçe, onların nasıl bir bağ kurduğunu hissetmeye başlıyorsunuz. Ve bir gün, hayatlarına Nihal giriyor. İkisi birden aynı kadına âşık oluyor. Ender, eli kalem tuttuğu için belki de, birlikte yaşadıkları anları, paylaştıkları o eksik ama derin hayatı, kendi gözünden Çetin’e anlatıyor. Biz de bu notlara tanıklık ediyoruz. Hem Ender’in belleğine, hem Çetin’in yokluğuna, hem de Nihal’e yazılmış bir çeşit mektup bu hikâye. Ama bu hikâyeyi, iki arkadaşın aynı kadına âşık olmasından ibaret sanmak fazlasıyla yüzeysel olur. Asıl derinlik, adını koymakta zorlandıkları dostluklarında gizli. Onlar da bu dostluğu tanımlamakta zorlanıyor zaten: “Çetin, askerliğin sırasında yazdığın tek mektubu kendine has bir biçimde şöyle bitiriyordun: ‘Dostum, her şeyin farkında olduğun için mi yalnız ve mutsuzsun? Seninle anlaşılmaz bir uyumumuz var. İnsanlar böyle durumlar için kan kardeşliği, arkadaşlık, hötöröflük gibi isimler takıyorlar.’” (s.139 ePub) İkisinin arasında “anlaşılmaz bir uyum” var. Hötöröflük gibi, yarı uydurma bir kelimeyle tanımlamaya çalıştıkları bu bağ, aslında onların en sahici ortaklığı. Tanımlanabilir değil belki, ama hissedilebilir. Biri sustuğunda öbürü anlıyor. Biri yalnız kaldığında diğeri çoktan orada. Belki de dostluğun en katıksız, en gürültüsüz hâli bu. Ve bu “hikâye yaşanıyor” hissi bir illüzyon değil. Sadece bir biçim başarısı da değil. Metin, gerçeklik ile kurgu arasındaki o ince çizgide yürüyerek kurulmuş. Anlatıcı karakter sahici; yazar ise kendini görünmez kılarak bu sahiciliği tanımayı bize öğretiyor. Her şey tam değil bu kitapta. Her şey biraz eksik, biraz geride kalmış. Ama belki de bu yüzden her şey fazlasıyla gerçek. “Sevdiğim bir öykü gelip kendisini, bir parodi olarak bile olsa yaşamamı önerirse, nasıl reddederim?” (s.121) İster reddedin, ister etmeyin… Bu kitaba başladığınızda siz de o öykünün parodisini yaşamaya başlayacaksınız. Yazar sizi büyük duyguların, derin ilişkilerin, tutkulu sessizliklerin ortasına çağırmıyor yalnızca; aynı zamanda o duyguların hafifçe kırılmış, buruk ama sahici yankısını da yaşatıyor. Notları okurken Ender her “Çetin” diye seslendiğinde, “bak burayı anlamazsan tekrar oku” dediğinde, o seslendiği kişi bendim — o kadar içerden. “Abartıyorsun!” mu diyorsun, peki... “Evet, kitaplardan konuşuyorduk; sinemadan ve müzikten. Kendimi kaybederim bu konularda konuşurken. Beğendiğim şeyleri hiçbir sınırlama duymadan överim. Her beğenen ukaladır, olmalıdır.” (s.39) Ender'in hikâyeyi Çetin’e anlatması, bir roman kişisine değil; bir dosta, bir sırdaşa, bir yoldaşa seslenmesi anlamına geliyor. Bu hitap biçimi, anlatıyı içe dönük bir mektuba, bir iç monoloğa dönüştürüyor. Okur da sanki bu özel konuşmaya kulak misafiri oluyormuş gibi hissediyor. Bu da metne büyük bir samimiyet ve içtenlik kazandırıyor. Aynı zamanda anlatıcının bir iç hesaplaşma hâlinde olduğunu da gösteriyor. Ender’in amacı düzen kurmak değil; anıların karmaşasını, tutarsızlığını, acı tatlı izlerini bozuntuya uğratmadan olduğu gibi aktarmak. Bu da anlatım biçimiyle içerik arasında güçlü bir bağ kuruyor: Hatırlama biçimi, anlatma biçimini belirliyor. Ender kendini yücelterek değil, en zayıf, en dürüst hâliyle anlatıyor. Hem Çetin’e, hem okura, hem de kendine karşı açık ve savunmasız. Bu da karakteri edebi olarak derinleştiriyor. Belleği hem geçmişi hem de şimdiyi birlikte barındırıyor. Böylece anlatıya duygusal ve zamansal bir süreklilik kazandırıyor. Şimdi biraz da Barış Bıçakçı 'nın edebiyatını “abartayım.” Çağrışım yüklü, gerçekçilik ile kurgu arasında yürüyen bir dili var. Edebiyatı gürültüsüzdür. Öyle sessiz ki, bazen onun içinden geçenleri ancak kendi sesinle duyarsın. Bir anlatı değil de, bir hatırlatma gibidir yazdıkları. Sanki biri omzuna dokunup, “Unutma,” der, “sen de böyle bir şeyler yaşamıştın...” Ama bunu öyle yumuşak, öyle çekilerek söyler ki... işte orada başlar Bıçakçı’nın edebiyatı. “Aklıma sevdiğim bir romandan bir cümle gelmişti. Kederin bizi başrole taşıdığı, ikimiz dışında her şeyi cılız bir manzaraya dönüştürdüğü o anda, cümleyi kendimce yeniden kurdum: Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal’e âşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu.” (s.102) Kitabın adı “ Bizim Büyük Çaresizliğimiz ” işte tam da bu yüzden mükemmel. Çünkü: Aşkın kendisi değil, paylaşamamak çaresizliktir. Kayıp değil, görünmezliktir yakan. Yaşamak değil, yaşayamamaktır mesele. Hikâyenin içindeyken bir ara, “Bu bir üçleme olmalıydı,” dedim. Tıpkı Ayfer Tunç ’un Kapak KızıYeşil Peri GecesiOsman üçlemesinde olduğu gibi… Burada da diğer karakterin sesine ihtiyaç vardı. Çünkü yalnızca anlatan değil, anlatılmak istenen de önemlidir. Tunç’un serisini okuyanlar, bu kitabı bitirdiklerinde benimle aynı duyguyu paylaşacaktır. Ama belki de bu yarım bırakılmışlık hissi, tam da bu romanın doğasına, hikâyesine uygundu. Çünkü Bizim Büyük Çaresizliğimiz, bir sonuca varmak isteyenlerin değil, içinde kalabilenlerin hikâyesi. Bu hikâye süslü kelimelerle değil, kendine bile zar zor söylenen iç seslerle yazılmış. Dostlukla tanımlanamayan bir bağın, aşkı bile bir parodi gibi yaşayan iki adamın, zamanın gerisinde kalmış sessizliğin büyük hikâyesi. “Ve kadehimi, hepimizin büyük çaresizlikleri için kaldırıyorum.”
Bizim Büyük ÇaresizliğimizBarış Bıçakçı · İletişim Yayınevi · 202010bin okunma
·
14 +1'leme
·
7,3bin Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İncelemeye puan veriliyor mu ? 100/100 vermek istiyorum . Şu saatten sonra bütün incelemelerinizi mercek altına alacağım .! Keyif alarak okudum ne yazsam az kalır . Bizleri böylesin samimi içten bir inceleme sunduğunuz için size canı yürekten tebrik ediyorum 🙏👏🏻 Yakın zamanda Ayfer Tunç'un kapak kızı kitabını okumuştum benden not bile alamadı kitap 🙈 hatta şöyle bir cümle dahi kurmuştum "Ayfer Tunç benim için bitmiştir.!" An itibarıyla kapak kızını tekrar okumaya niyet ettim . Aydınlanma yaşıyorum hocam söyleyeceklerim bu kadar 🙏
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Şu anda incelemelere puan verilemiyor ama bu belki 1000Kitap için düşünülmesi gereken bir yenilik olabilir. Elbette sistemin yapısı buna ne kadar izin verir, ne kadar işler bir fikir olur, orası belirsiz. Ama yine de bu düşünceniz ve samimi, içten sözleriniz benim için çok kıymetli. Yürekten teşekkür ederim😊🙏. Kapak Kızı’nı tekrar okumanıza gerek yok; o daha çok Şebnem’in ve Osman’ın hikâyesine bir hazırlık gibiydi. Özellikle Yeşil Peri Gecesi ve Osman romanları çok daha güçlü metinler. Direkt Yeşil Peri Gecesinden başlamanızı öneririm. Orada sağlam bir hikâye, derin bir karakter çözümlemesi ve çok kuvvetli bir kalemle karşılaşacaksınız. Ayfer Tunç hakkındaki düşüncelerinizin değişeceğini düşünüyorum. Eğer bir şeyler katabiliyor, bir şeyleri dönüştürebiliyorsam, bu benim için en büyük mutluluk. Tekrar çok teşekkür ederim
Uzun zamandır sizi takip ediyorum ve düzenli olarak incelemelerinizi okuyorum. Hatta okumalarımı genellikle sizin incelemelerinizden seçtiklerimle yapıyorum ve bugüne kadar hiç yanılmadınız😊. Bazı incelemelerinizde ise tarif edemediğim bir farklılık oluyor; sanki ekstra bir şey atıyorsunuz duygularınızı, hislerinizi... Bu da o kitapları daha özel kılıyor ve gerçekten yanıltmıyor. Yine harika bir inceleme olmuş. Sizi tebrik ediyorum👌👏👏👏 . Böylece bir sonraki kitabımız da belli olmuş oldu. Bunun için de ayrıca teşekkür ederim.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Düzenli olarak takip ediyor olmanız ve yalnızca incelemelerimi okumakla kalmayıp her seferinde katkıda bulunmanız beni gerçekten çok mutlu ediyor. Bunun için gönülden teşekkür ederim. 🙏😊📚Ayrıca, daha sonra okuduğunuz kitapların incelemelerini yazdığınızda, benzer duyguların sizde nasıl karşılık bulduğunu, hangi düşüncelerin sizde yankılandığını okumak da bana ayrı bir keyif veriyor. Benzer noktaları görmek de ayrıca beni mutlu ediyor. Bunun için de ayrıca teşekkür ederim.🙏 Yani bilmiyorum, yazardan mı, yazımından mı geçen bir şey oluyor… Ama gerçekten, normalde notları aldığımda inceleme zaten ortaya çıkmış oluyor. Bu inceleme de kafamda taslak olarak vardı ama açıkçası uğraştırdı. Çünkü duygusu geçti bana😊Uğraştım biraz; demek ki o uğraş geçmiş satırlara. Çok teşekkür ediyorum. Kitabı kesinlikle okuyun; duygularınıza dokunacağını düşünüyorum. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Emeğinize yüreğinize sağlık Alper bey. Kitabı ilk defa şimdi incelemenizi okuyunca duymuş oldum. Ama incelemeleriniz o kadar incelikli ve samimi ki kitabı merak etmeden duramıyor insan. Alınacaklar listeme ekledim. Keyifli okumalar
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Evet, bazı kitaplar gerçekten fazla duyulmamış, fazla okunmamış olabiliyor. Ama işte tam da o yüzden böyle kitapları keşfetmek, yazarlarla tanışmak, o hikâyelerdeki yerinden oynayan duygulara tanık olmak bana ayrı bir keyif veriyor. Eğer bu kitapların duyulmasına minicik bir katkım olduysa ne mutlu bana. Dilerim okurken sizde de bir yerleri, bir şeylere dokunur. Ve buraya böyle içten cümleler bıraktığınız için asıl ben teşekkür ederim.😊🙏
👌 🙏 💯 Bu kitabın bir de filmi vardı ama filmin kitapla pek alakası yok gibi. Filmde sadece iki ev arkadaşının, evlerinde geçici olarak kalan bir kıza zamanla aşık olmaları konu ediliyordu.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Beğendiğiniz için öncelikle çok teşekkür ederim😊🙏. Film konusu elbette hikâyenin temel çatısını veriyor: iki ev arkadaşının, evlerine kısa süreliğine misafir olan bir kıza duydukları aşk. Ama kitabı okurken fark ediyorsunuz ki, bu yalnızca yüzeyde görünen kısım. Çünkü kitapta çok daha derin bir duygu katmanı var. Burada yalnızca iki arkadaşın hikâyesini değil, iç dünyasında dönüp duran, sessizliğinde kaybolan bir adamın içsel serüvenini okuyoruz. Üstelik bu yolculuğa sadece onun yazdığı notlarla tanıklık ediyoruz. Bu da anlatımı tek taraflı kılıyor; yani yaşananlar kadar, yaşanamayanların da ağırlığı var metinde. Kitap, yalnızca bir aşk üçgenini değil, kelimelere sığmayan bir dostluğu, sessizce büyüyen bir çaresizliği ve anlatılmakta zorlanılan duyguların iç içe geçmişliğini taşıyor. Filmle kurulan benzerlikler olsa da, kitap çok daha içe dönük, çok daha yoğun… Bu yüzden de aynı hikâyenin başka bir derinliği gibi geliyor bana.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
🥂😊👍