95 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Salvador Dali'li-Pablo Picasso'lu Kör Baykuş:))

Bir kitap, birden çok kimlik, tek kişi.

Beden, ruha bazen nasıl da yüktür. Anlatamaz kendini, tanımlayamaz. Herhangi birinin nasıl biri olduğunu anlatmaya başladığımızda fiziksel özelliklerin içine sığ bir duygu ve durum yüklemesi yaparız. Karamsar, çekingen, karmaşık... Peki kime göre? Neye göre? Ya da ne kadar? Neden?

Daha ilk cümleden belli gidişatın nasıl olacağı. Beklediğim irkilmeyi ne zaman yaşayacağım derken 30. Sayfa bir geliyor önce oturuşumu düzeltiyorum. Bir psikanaliz saati başlıyor!! diye çanlar çalıyor çın çın. :) Bu sayfayla karanlıkların dibini boylayacağım belli.

Elimde karakterle ilgili pek bir şey yok ve ben meraklı bir insanım :) Kendim inşa ediyorum onu. Parçalanmış bir zihin var karşımda, karakterimiz de parça parça, belki gerçekte kendi bile yok. Belki, bu, hiç anlatılamayan bir karakterin, koyu renk duvarlarla çevrili duman altı odasında yaşadığı rüyadan uyanma çabası. Ya da uykuya dalışı. Rüya mı gerçek mi bilemediği ikilemi.
Bu haliyle beni Picasso'nun o darmadağın yaptığı resimlere götürüyor. Onlarda da duygu ve hissi aradığım/anladığım tek yer gözler. Karakter de öyle, gözlere takıntılı. Zift gibi, gece gibi karanlık gözlere. Başkalarında görmek istediği, kendini kaybettiğini onlara bakınca anlayacağı kendi gözleri belki aradığı.

Yüzü tamam. Artık o, parçalı, ne yana baktığı belli olmayan, zihninin dağınıklığını yüzünde taşıyan bir karakter. Vücudunu da Dali tamamlıyor, "Çekmeceli Kadın" tablosuyla. Sanki bu kitap için çizmiş nasıl da güzel oturdu karakterin üstüne.

Dali, bize insanoğlu çekmece çekmecedir demişti burada. Her bir çekmece kırılmalarımızla, zaaflarımız , zayıflıklarımız, belki kendimizin bile bilmediği karanlık noktalarla dolu.
İnsan işte kapalı bir kutu, çekmecelerden oluşan koca bir dolap. Bilmediğini zorluyorsun, açsın göstersin neler saklıyor diye. En geniş çekmecelerinde belki de en karanlık noktalar bulunuyor. Kişinin kendinin bile bilmediği noktalar.

Bu çekmecelerden birini açmış Sadık Hidayet. Hiç açılmaması gereken en karanlık çekmeceyi. Kapatıyor, kapatır kapatmaz başa dönüyor. Her şey yeniden. Bir oda, bir mezarlık, bir ağırlık. Çünkü bir kere açıldı, açığa çıktı. Çekmecenin yayı bozuldu. Tam olarak kapanamıyor. Okurken rüya gibi değil gerçek gibi diyoruz. Sonra tam gerçeğe inanacakken tekrar rüyalara düşüyoruz. Bir uçurumun kenarında el sallıyor bize. Atlıyor, koşuyor, deşiyor ve hep gülüyor. Sesler ve dumanlar içinden parçalanmış yüzünü ve en çok da siyah gözlerini üstümüze dikiyor; takıntıları, gözler, o korkunç gülüş ve içine zehir boşaltılmış bir şişe şarapla.

Çekmeceler kanlı, hep zararı kendine, biliyor ki toparlanamayacak, şişedeki yılanın zehrini içse de ölümün üstüne yaptığı baskı geçmeyecek.
Ölüme aşık adam, ölümü özleyen, ölümü isteyen bir çekmecesi açık kalmış.
Ruhu acı çekmeyi seviyor.

Aman! Biz sıkı kapatalım çekmecelerimizi de kör noktalar, baykuşlar gibi tünemesin başımıza :)

Okurken iç daralmaları yaşarsanız endişe etmeyin, geçecek ;)

Birkaç çekmeceyi Dali'den ödünç aldım, kör baykuşu da bir çekmeceye koydum, buyrunuz :) https://www.instagram.com/p/BgJNdKbDv2_/