M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış Romalı şair ve filozof Lucretius, bu eseriyle evrenin, doğanın ve insan yaşamının işleyişini akıl ve gözlem yoluyla açıklamaya çalışmış.
Öncelikle belirtmem gerekiyor ki kitabın çevirisi muhteşem! Ben Norgunk yayınlarından çıkan çevirisini okudum ve kitabı çeviren Turgut Uyar ve Tomris Uyar, şairliklerinin ve kalemlerinin güçlerini birleştirerek böyle didaktik bir şiiri sanki kendileri yazmış gibi içselleştirebilmişler.
Kitap, temelde Yunan filozof Epikuros'un materyalist ve atomcu felsefesini açıklamak ve okuyucuyu iki büyük korkudan kurtarmak amacıyla yazılmış: Tanrı korkusu ve ölüm korkusu.
Lucretius'a göre evren, sonsuz sayıda, bölünemez, yok edilemez ve görünmez küçük parçacık olan atomlardan ve bu atomların içinde hareket ettiği sonsuz bir boşluktan meydana gelmiş. Ayrıca kendisi "Hiçbir şey yoktan var edilemez" ve "hiçbir şey vardan yok edilemez" ilkesini savunur. Gördüğümüz her şey, bu temel atomların farklı şekillerde bir araya gelip ayrışmasının bir sonucudur ilkesini savunuyor ki zaten şiirlerini de bu doğrultuda kaleme almış.
Ayrıca Lucretius, Herakleitos ve Empedokles'e, hatta biraz daha genele yayarsak ilk arkheyi materyalizmde arayan Pre-Sokrat filozofları ciddi bir şekilde taşlıyor:
"Ve varlıkların ham maddesini ateş sananlar!
Konuşmasının anlaşılmazlığıyla ün salan
Herakleitos gelir bayrağı açanların başında
Gerçeği arayan ciddî Yunanlılardan değil
Zekâsı kıtlardandır o. Çünkü ancak budalalar
Bulmacayı andıran sözlerden etkilenir.
Kulaklarına tatlı bir ezgi gibi hoş gelen
Süslü sözler budalalarca hemen benimsenir" Sayfa 38
Yine şu sözlerle anlatıyor Evrenin döngüsünü:
"Yeniye yol açmak için hep itilecektir eski.
Ve yeni, kurulacaktır çökenin yıkıntılarından.
Karanlık cehennem de yoktur ölümden sonra.
Hep yeni kuşaklar yaratacak madde vardır.
Uygun yaşam süreleri tamamlandığında onlar da
Gidecektir, onlardan sonra gelenler de.
Her şey birbirinden doğmuş olacak böylece.
Kimse el koyamaz, sahip çıkamaz yaşama." Sayfa 122
Daha sonra da evrim teorisini ussal olarak şöyle açıklama girişiminde bulunuyor:
"Gökten düşmüş olamaz hayvanlar
Türlü kaynaklardan, türlü biçimlerde.
Ne de denizden çıkmadır karada yaşayanlar.
İmdi: ana adını boşuna vermemişler toprağa Çünkü ondan türemiş her şey.
Bugün bile Sağanakların ve güneşin iç sıcaklığıyla
Sürüyle hayvan oluşuyor topraktan, öyleyse Gencecikken toprak ve Esir, şaşmamalı
Daha çok, daha iri hayvanların yaratılışına!
Önce, kanatlı kuş türleri çıktı baharda Yumurtalarından. Şimdi de ağustosböceği
Yazın kendi isteğiyle sıyrılmaz mı
Barınak, besin ardında, borumsu hırkasından?
Ve ondan sonra toprak ilk memelileri yarattı.
Bir su ve nem bolluğu vardı her yanda
Ve her elverişli yerde döl yatakları
Köklerle bağlandı toprağa. Sonra
Zamanı geldiğinde, gelişince dölüt,
Patlattı yatağı, saldı suyu, havaya koştu
Soluk soluğa..." Sayfa 195-96.
Bu şekilde devam ediyor.
Kitabı Ulysses'in yanında bir ara kitap olsun, kafamı rahatlatayım diye okudum ancak neredeyse kitapta yer alan tüm şiirleri satır satır çizip üstünü renkli kalemle boyadım. İki bin sene önce hem evrim teorisine değinmiş, hem arkhe temasına, hem teolojiye, hem kötülük problemine, hem doğa filozoflarının sorunlarına ve üstüne üstlük tüm bunları şiir formatında kaleme almış ve kitabın her dizesini aforizmalarla süslemiş, e daha ne olsun!
Lucretius'un materyalist görüşlerine her ne kadar katılmasam da uzun zamandır bir kitaptan bu kadar çok alıntı paylaşmamıştım ve özellikle kitabın ilk yarısını soluksuz okudum dersem yeridir.
Son olarak derim ki; bu kitabı mutlak okumalısınız!
"Yaşamın tatlarına doyduğun halde razı değilsin
Gitmeye, öyle mi?
Sen zaten hep elinde olmayana
Yandın, bilmedin elindekinin değerini,
O yüzden doyumsuz ve ölümsüz geçmiş yaşamın.
Ölüm apansız avlayacak seni: şölenden kalkmadan.
Vazgeç yaşına uymayan bu saçmalıklardan hadi,
Kendine gel; yerini başkalarına bırakmaya
Hazırla içini. Seçme hakkın yok nasılsa."
Sayfa 121