Gönderi

9/10
·208 syf.··
2018 30. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2018 17:19
Aziz Nesin’in okuduğum ilk ve tek kitabı Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’dı. Onu da yıllar yıllar önce okumuştum. Tekrardan Aziz Nesin okuma isteği içimde tam belirivermişti ki, imdadıma şu #28388406 etkinlik yetişti. Öncelikle etkinliğe öncülük eden https://1000kitap.com/Nordavind/Duvar/ ve okuyacağım kitapları seçmeme yardımcı olan https://1000kitap.com/Nephrenka/Duvar/’ya teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca bu yazının ilk kısmı kitapla ilgilidir, ikinci kısmı ise bir anı paylaşımıdır. Şimdiden belirtmekte fayda görüyorum. Bu kitap, Aziz Nesin’in diğer kitaplarında yer alan hikayelerin derlemesiyle oluşturulmuş bir kitap. İçerisinde birçok hikaye var ve başlardaki iki hikayeyi saymazsak tamamen hiciv niteliğinde. Aziz Nesin her zaman olduğu gibi, anlayana çok şey anlatmayı amaçlamış. Ayrıca Aziz Nesin’in tüm hikayelerinde trajikomik bir takım olaylar gerçekleşiyor ve Nesin bu olayları gayet iyi işleyerek önümüze sunuyor. Öyle ki, bazen Nesin’in önümüze sunduklarını yemek veya sindirmek oldukça kolay oluyor; bazense bu kadarını sindirmek bünyemiz için mümkün olmuyor ve boğazımızda kalmış hissi yaratıyor. Birazcık daha kitabın içerisine girmem gerekirse; önsözden sonra gelen “O Geceyi Yazmak” isimli hikaye ile “Tülsü’yü Sevmek” hikayeleri tek kelimeyle mükemmeldi. Aziz Nesin’in tarzının bana tam olarak hitap ettiğini söyleyemem; fakat bu bahsettiğim iki hikaye, içerisinde “gülmece” olmayan hikayeler ve oldukça etkileyiciler. İçerisinde bolca gülmece olan hikayelerden ise, “Deniz Ayak Altında”, “Donla Şaka Olmaz”, “Sizin Memlekette Eşek Yok mu” ve “Sınır Üstündeki Ev” en beğendiğim hikayeler oldular. Hikayeler pek tabii mübalağa sanatı ile iç içe işleniyor ve okur bazı yerlerde “Yok artık” dedirtiliyor. Fakat bu hikayelerin hemen hemen hepsinde bir gerçeklik payı var. Hatta bana sorarsanız hepsi gerçek ve bugün bile bir yerlerde yaşanmaya devam ediyor. Biz sadece bu kadarı da olmaz diye düşünerek inanmak istemiyoruz. Oysaki hepimizin başından benzer şeyler geçiyor. Aziz Nesin’in dili ise tamamen kendine özgü bir dil ve Türkçe’yi, tabiri caizse, lastik gibi kullanmayı başarıyor. Kendisini edebi olarak eleştirmek pek mümkün değil. Çünkü amacı hiçbir zaman edebi bir dille hitap etmek olmamış. Mesela yukarıda da bahsettiğim ilk iki hikayedeki edebi dil oldukça başarılıydı; fakat trajikomik hikayelerin anlatıldığı sonraki hikayelerde kullanılan dil, tabii ki daha farklıydı. Yine de o hikayelerin sonunda bile yüzümüze tokat gibi vurabilecek cümleler bekledim açıkçası… Neyse, yazımın sonunda stajyer avukatken başıma gelmiş olan ve “Sınır Üstündeki Ev” hikayesiyle konu olarak neredeyse birebir benzerlik gösteren bir anımı sizlerle paylaşarak yazımı sonlandırıyorum. Bu kısımdan sonrası kitapla ilgili bilgi içermediğinden sizin için zaman kaybı olmaması adına okumamanızı öneriyorum… Bilenler bilir avukatlar için staj dönemi biraz zor geçer. Amiyane tabirle, üstatlarımız olan avukatlar, stajyerleri “hor kullanmayı” çok severler. Ben de staj dönemimde Anadolu’nun birçok yerine gereksiz işler için koşturulmuştum. O günlerden yine birinde Aydın’ın adını şu an hatırlamadığım bir ilçesine JCB teslimi için gitmiştim. JCB nedir bilmeyenler için, halk arasında izlemenin ata sporumuz olarak da esprileri yapılan bir iş makinesi. Gerçekten de izlemesi keyifli bir makine. Neyse konumuz bu değil Olabildiğince hukuki terimleri kullanmamaya çalışarak size işin özünü anlatmaya çalışacağım. Öncelikle Aydın’daki iş makinesini teslim almak için İstanbul’daki memuru ta İstanbul’dan Aydın’a götüremiyorsunuz. Böyle bir durumda kanun önümüze bir çözüm yolu sunmuş. Bu çözüm, iş makinesinin bulunduğu ilçenin bağlı olduğu yer adliyesine talimat yazarak oradaki ilgili müdürlüğe emir vermek… Yani, “Git ve senin yargı çevren sınırları içerisinde bulunan şu şu şu makineyi Stj. Av. Semih’e teslim et,” şeklinde bir talimat veriliyor. Ben de tabii bu süreçte hemen Aydın’a uçuyorum… Sabahın kör bir vaktinde Aydın’a inip ilgili adliyeye gittim ve şu adrese gidilmesi gerekiyor yanımıza da polis alalım dedim. Önce karakola gittik ve karakol o bölgeye jandarmanın baktığını kendilerinin gelemeyeceğini söyledi. Tamam dedik ve jandarmaya gittik. Jandarma o bölgeye kendilerinin baktığını; fakat köprünün karşı tarafına Aydın’ın başka bir ilçesinin baktığını, eğer iş makinesi köprünün öbür tarafındaysa müdahale edemeyeceklerini söyledi. Mecburen tamam dedim ve jandarma, memur ve ben yola çıktık. Vardığımızda gerçekten de bir köprünün olduğunu ve bizim JCB’nin köprünün diğer tarafında olduğunu gördüm. Tabii memur ve jandarma o bölgeye kendilerinin bakamayacağını; ancak karşı ilçenin adliyesinin ve jandarmasının işlem yapabileceğini söyleyerek hemen tutanak tutmak ve geri dönmek istediler. Ben de tabii hemen müdahale ettim. Ne yani 100 metre ilerimizde duran ve tekerlekli bir makine olan JCB’yi almak için yeniden talimat yazdırıp karşı ilçe adliyesine mi gitmem gerekiyordu? Peki ben karşı ilçe adliyesine gittiğimde JCB’yi adamlar köprünün bu tarafına geçirirse ne olacaktı? Kilometrelerce uzaktan gelip hiçbir şey yapamadan dönmek de bir stajyer avukat olarak gururuma dokunuyordu. Çok zorladım; ama ikna edemedim. Kanunlar açıktı. Memur da jandarma da haklıydı. Fakat ben de haklıydım. Neyse, sonuç olarak 100 metre ilerimdeki makineyi alamadan elim boş bir şekilde İstanbul’a döndüm. Peki ben bu anımı size neden anlattım? Aziz Nesin hikayeleri bir yerlerde hala yaşamaya devam ediyor. Biz ne kadar imkansız hikayeler veya gerçekleşmesi zor hikayeler olarak görsek de öyle değil. Aziz Nesin de trajikomik hikayeleri de hayatımızın içerisinde yaşamaya devam ediyor. Yeter ki biz onları görmeyi bilelim.
Etkinlik
Sizin Memlekette Eşek Yok muAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 20194,376 okunma
··
598 Gösterim
11 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Aziz Nesin e ne kadar bayılıyorsam bu hikayelerin gerçekliğine de bir o kadar inaniyorum. Hele trabzon da görev yaparken bildiğin zübük hikayesini yaşamışlığım bile var:) müslüman mahallesinde salyangoz satmakla suçlanıp bir ilçenin küçük bir köyündeki kuran kursuna eğitime gönderdiler beni:) Yorum artı paylaşım çok güzel olmuş eline sağlık çok beğendim de ülkenin durumunda en ufak bir gelişim olmaması yine üzdü.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
:) klasik bir televizyon izleyicisi. Bekletip bekletip mesaiyi bitirmesine nedense hiç şaşırmadım :)
Bu sacmaliklar her yerde.ben de bir ogretmen olarak 60 yasindaki daktilo donemi memurumuzun bilgisayarda yaptigi bir rakam hatasi yuzunden sabahtan aksama kadar bi okul bi milli Eğitim bi mal mudurlugu geri okul geri m.egtm derken kafayi yemistim.her sey bu kadar da değil.biri diyo sekretere gitcen o diyo sube mudurune imzalatcan o diyo suraya muhurletcen.her biri bi katta.her odayi sora sora gitmek....ayyyhhh anlatirken bile daral geldi
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Bürokrasi vazgeçilmezimiz :) Devlet dairelerinde iş görmek oldukça zor. Ben şahsen bunu yaşıyorum sürekli. Çoğunlukla kavga gürültüyle işimi yapmayı öğrendim. İnsanlıktan çıkıyoruz iş yaptırabilmek için. Size de geçmiş olsun :)
Sizinde bildiğiniz gibi, bizim kanunlar daha çok iş yapmak üzerine değil de o işin usulu nasıl olacak, işi kim yapacak, nasıl yapacak üzerine. Böyle oluncada işin üç katı mücadeleyi işi usulüne uydurmak üzerine veriyoruz. Bu arada anınız hakikaten komikmiş :)) eminimki içiniz içinizi yemiştir aracı karşınızda görüp istediğinizi alamadıkça, çokca da kızmışsınızdır. Eline sağlık. Sayenizde epey güldüm:)) keyifli hafta sonları dilerim.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Hocalarımız fakültedeyken %50 usul %50 esas derlerdi. Bizde bazen usul kuralları esasın o kadar önüne geçiyor ki, böyle saçma hikayeler ortaya çıkabiliyor. Dediğiniz gibi kanunlarımız bazen ana amaçtan şaşıyor. Beğenmenize sevindim İbrahim Bey. Çok teşekkür ederim :)
Neredeyse aynı zamanda aynı kitabı okumuşuz Semih:) Çok da güzel olmuş... Kitabı okurken ister istemez sürekli hafızan seni bir yerlere götürüp duruyor. Öyküler mübalağalı da olsa zemindeki olaylar çok tanıdık... Kitabın seni götürdüğü ve senin de hafızandan çıkarıp bizimle paylaştığın anı neredeyse birebir oturuyor kitaptaki öyküyle:) Okurken gözümde canlandırdım. Bir yanda her ne kadar fiziken tanışmasak da yazdıklarından ve ciddi duruşundan tanıyıp bildiğimiz Semih, diğer yanda JCB peşinde oradan oraya koşturan genç Semih:) Aslında yaşamın içinde buna benzer ne kadar çok olay yaşıyoruz. Senin Nesrin hanımın yorumunun altına yazdıkların çok doğruydu... Hayatımız hikayelerle dolu... Ancak onları bulundukları yerden çıkarmak aklımıza gelmiyor çoğu zaman. Belki de öyle bir yapımız veya arayışımız yok... Ancak bir başkasının kaleminden okuyunca hemen canlanıveriyor hikayeler... Emeklerine sağlık değerli dostum... Sevgilerimle...
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Fiziken de tanışmamıza az kaldı. Mutlaka denk geleceğiz bir gün :) Teşekkür ederim Necip abi. Sevgiler :)
'Yok artık' diyorum ben de gerçekten alamadın mı o makineyi :)) Aziz Nesin'in bahsettikleri gibi yaşarken komik olmuyor da, sonradan gülünebilir hale gelmiş. Teşekkürler bu güzel inceleme için.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Alamadım valla. Uzaktan uzağa bakıp geri döndüm :) Aslında asıl mesele bu tarz olaylardan hikaye çıkarabilmek. Aziz Nesin farkı burada ortaya çıkıyor. Şimdi ben bu kitabı okumasaydım muhtemelen aklıma gelmeyecekti bu anımın trajikomik oluşu :)