Puan vermedi·208 syf.··
2018 7. kitabı
Eğer gözümden kaçmadıysa, galiba tek bir metafor yoktu kitapta. Oysa günümüz yazarları için metafor okuru hipnotize etmek için başvurulan bir sihirdir. Altı hemen çizilir. Alegori, imge ve sembol peki? Gırla gitsin kullanılır yazarlarca. Mesela bizde H.A. Toptaş bayılır. Ben de. Bunlar peki, varlar mıydı bu eserde? Belki önemsiz birkaç tane. Billahi fark bile edemedim. Mesela Birgül Oğuz, harika öykü kitabı Hah’a şöyle başlar. “Anam beni doğurmamış. Tutmuş, bir akasyanın dibine bırakmış. Ve vaki olmuş ki ben kendimi Akasya'nın dibinde bulmuşum. O hışıldamış ben tutunmuşum, o hışıldamış ben tutunmuşum. Bir pirinç tanesi kadarken, koca, koygun bir akasya gölgesi olmuşum.” Ne kadar çarpıcı değil mi? Ben şahsen bayıldım. Zira ilk darbeyi daha girişte aldım. Bu kitapta işte, yok böyle yazar cambazlıkları. Çünkü Başuşak Stevens anlatır. Çünkü Stevens’ın derinliği bu kadardır. Kitap boyunca derinliği olan tek söz edemez Stevens. İşte bunu, ki her satırda hem de gözünüze sokmadan hissettirir size. İyi yazarlık böyle bir şey işte. Londra’ya yerleşen biraderim bir gün dedi ki, bak Ziko, bu İngiliz asilzadeleri, aristokratları öyle alçak gönüllü insanlar ki anlatamam. İkisiyle tanıştım çalıştığım zengin Musevi sahipli barda. Sabaha kadar muhabbet etmişliğim bile oldu. Sonra öğrendim ki, bu iki, alçak gönüllülükten ve kibarlıktan kırılan, herif bilmem ne malikanelerinin sahipleriymiş. Adam kadehini tazeletirken bile, bin kere özür diliyordu. Kaldı ki çok Amerikalı zenginle tanıştım. Bir saniye gecikmemde “bok suratlı herif, o boklu donunu benim bahşişimle ancak değiştirebilirsin, acele et,” gibi laflar ediyorlardı. Üstelik bahşişleri asla o iki, yüzü kızararak konuşan asilzadenin yarısı bile etmiyordu. Bu minvalde anlattı, bolca da küfür yedi benden. İşte bu romanı okuyunca hak verdim biradere, anlattığı şeylerin doğru olduğuna karar verdim. İki göçmenin gözlemi de aynıymış. Biri TC’den diğeri Japonya’dan. Stevens anlatıyordu zira aynı şeyleri. Aristokratın yine aynı sınıftan vaftiz babası olduğu bir Kardinal var, Stevens’ın onunla yaptığı muhabbeti okuyunca biradere hak vereceksiniz. (Romanın hissettirdiklerini doğru buldum. Elbette bu benim öznelim tamamen) Biraz konusuna girersek, ki bazı kitapları tüm detaylarıyla anlatsanız da temasını, asla bir spoiler olamazsınız. Bu kitap da öyle. Stevens’ın başuşak olduğu malikanenin sahibi aristokrat adam bir Nazi hayranı. Hayranlıkla kalmıyor, hatta İngiltere'nin Hitler’le işbirliğine gitmesi için toplantılar düzenliyor malikanede. Ama yine alçak gönüllü yine kibar. Hatalarını fark ediyor, itiraf ediyor, telafi için samimiyetiyle uğraşıyor, ama kaybediyor. İşe alınışları kendi direktifiyle olan iki Yahudi hizmetçiyi yine kendisi ve yine Yahudi oldukları için atar. Çok sonra, hem de tek bir zorunluluk olmadığı halde bu iki Yahudi hizmetkarı araması bunun için güzel bir delildi. Kitapta benim için vurucu üç noktayı vurgulamak istiyorum. İlki, malikanenin sonraki sahibi olan Amerikalı sonradan görme zenginin, bizim Başuşak Stevens’ı izine gönderirken emrine verdiği Daimler marka lüks arabayla verdiği mesajdı, ki olağanüstüydü. Ama Stevens’in bu mesajı almadığını hissetmeniz gerçekten yıkıcıydı. Daimler bir Alaman markasıdır zira. İkincisi, İngiltere’nin ileri gelenleri yine malikhanede bir toplantıdadırlar. Bunlardan biri, Stevens’e bazı sorular sorar. Alacağı cevabı bilmektedir elbette. Biri sorulardan ““O zaman, belki başka bir konuda yardım edersin bize. Fransızlarla Bolşevikler arasında bir silah anlaşması yapılması durumunda Avrupa’daki döviz oranları iyiye mi yoksa kötüye mi gider sence?” Stevens’ın tüm bu sorulara cevabı aynıdır. “Çok özür dilerim, efendim, ama bu konuda size yardımcı olamayacağım.” Bu zatı şahanelerinin varmak istediği yer, ta o zamandan, şudur. “Bu ulusun geleceğiyle ilgili kararları şu dostumuzun ve onun gibi birkaç milyon daha insanın ellerine bırakma düşüncesinde diretiyoruz hâlâ. Bize ayak bağı olan bu parlamento sistemimiz varken sorunlarımıza çözüm bulamamamız şaşılacak şey mi?” Kısacası der ki, hiç dağdaki çobanla benim oyum bir olur mu!” "Peki ya şu sınıf çatışması? Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki sosyal sınıflar denen bir şey yok, toplumda farklı zeka eğrileri var. Nedir bu zeka eğrileri ve doğrudan sonuçları: Yeryüzünde tüm toplumlarda, tüm kültürlerde değişmez bir gerçeklik var: Daha düşük ortalama zekaya sahip olan gruplar, daha düşük gelir seviyesine sahiptir." Bu son parantez içi fikirler bana, Plotinuss'a ait ve inanıyorum. Ama bu, oy vermede eşitliğin benim için bir tabu olduğunu asla değiştirmez. Adam, insanların tek eşit olduğu, insanlığın bulduğu en önemli hakkı olan, “herkese eşit ve tek oy”u çalma düşüncesine delil yapar Stevens’ın cevabını. Üçüncüsü için, ki kitabın temi buydu. Bunu uzun uzun anlatmayacağım. Verdiğim linkten Tatar Çölü’nün Drogo’suna yaptığım incelemeyi okuyun eğer merakınızı cezbederse. Benim değil, eleştirmenlerin ekserisinin Drogo’ya yaptıkları, Dino Buzatti’yi meşhur eden tespitler aslında Stevens’de gerçek anlamını buluyor. #22408332 Ve aşk, Drogo'yu da Stevens'ı da seven kadınlar vardı. Farkı anlamanızı romana bırakıyorum. Tatar Çölü'ne eleştirmenlerin yaptığı tahlillere bakışınız değişecek. K.Işiguro iyi yazar.
Etkinlik
Günden KalanlarKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20196,9bin okunma
··
4.628 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Çok farklı bir yazar Metin Abi. Geçen sene bu zamanlar Avunamayanlar kitabını okumuştum ve sürrealistlikle okurla dalga mı geçmiş yoksa farklı şekillerde ters köşe mi yapmış anlayamamıştım, bilmiyorum, belki de mantık hatalarını hiçe sayıp bir mantığın içine yerleştirmişti. Roman akıyordu adeta ama koskoca bu başarılı romanda da alıntı yapılacak bir cümle dahi bulamamıştım. Sadece kitabın havasını en iyi şekilde anlatacağını düşündüğüm bu alıntıyı paylaşmıştım: #16943973
Metin T.
Gönderi Sahibi
Kesinlikle farklı bir kalem.
Hepsiyle hemfikirim de sizinle iki konuda ayrılıyoruz Metin hocam; Şöyle ki tevazu kararında olduğunda asıl anlamını ifade eder. Bu yerlere kadar eğilen, binbir özür dileyen tevazuda siz de biraz kibir, gösteriş, iki yüzlülük kokusu sezmediniz mi? Benim burnumun direği pek bir sızladı. İkinci husus da zeka eğrisi meselesi. Zeka arttıkça çok yönlü ve toplumsal düşünme kapasitesi artar bu salt bir gerçek, lakin ABD'nin ortalamasının da uşak Stevens'ten pek parlak olmadığını siz benden kat kat iyi bilirsiniz. Demeye çalıştığım şey sizin bilim adamları yanılıyor olmasınlar(!), ortalama zeka değil de başımızdaki %3'ün insafı ve bilimsel donanımı daha bir anlamlıdır diye söylüyor da bazı bilim adamları, bu beyaz önlüklülerin bir dediği bir dediğini tutmuyor(!) Bu yerinde inceleme için teşekkürlerimi sunuyorum.
Metin T.
Gönderi Sahibi
Aklıma şimdi geldi, Sametciğim, bu Trump'ın yaptığı bir tv show vardı. Kendine gerekli çalışanları bulmak için bir yarışma düzenliyordu. Program tamamen bunun üstüne kuruluydu. Youtube'da bulursan izlemeni öneririm. Herif tam "bok suratlı herif, o boklu donunu benim bahşişimle ancak değiştirebilirsin, acele et,” diyenlerden biri.