Gönderi

9/10
·232 syf.··
2017 23. kitabı
Ben bir eseri okuduğumda, eğer o eser güzelse etkisinden kolay kolay çıkamam. Zaten etkisinde kalmadığım esere de güzel demem. Döner döner okurum çarpıcı yerlerini. Bu okumalarımda bir de bakarım ki, bir yığın çarpıcı şey varmış ve ben onları kaçırmışım. Esere başlamadan önce ne önsöz okurum ne de hakkında yazılmış şeyleri. Anlamak için kendime şans vermek isterim. Öyle olmazsa insan kendi okumasını asla yapamaz, diye düşünürüm. Tatar Çölü’nü okuduğumda da öyle oldu işte. Döndüm okudum, okudum düşündüm. Sonra, bakalım ne demiş el alem diye, diğer okurların, eleştirmenlerin yazılarını okudum. Yalnızlığın kitabı diyorlardı, evet öyleydi. Kaderden kaçılmayacağını söylüyorlardı, evet o da vardı. Umut ve beklemek de vardı. Bunların hepsi vardı evet. Eğer Drogo bir subay olmasaydı bunlarla yetinebilirdim. Bir öğretmen olsaydı ya da bir yazar. Oysa bir subaydı o. Tüm eğitimini olacak bir savaş üstüne kurmuş bir askerdi. Hayatını anlamlandıran şey, savaş denilen ve her gün yaşayamayacağımız bir anomaliydi. Beklentisi, kendisi öyle sanmasa da, uzak bir geleceğe programlanmıştı. Mesleki beklentisi hayat beklentisine dönüşmüş bir anomaliye evrilmiş bir insan. Bir öğretmen olsaydı eğer, bir sonraki dersi bekleyecekti. Mesleğiyle hayatı bir noktadan sonra ayrışacaktı. Mesleği dışında da bir hayatı olacaktı. Ya da bir yazar olsaydı, hep anı yaşayacaktı. Hayatını gözlemle, gözlemini yansıtmak için yazdıklarını düzeltmekle geçecekti. Benim okumama göre Drogo kendi seçimini yaşadı. Uzak geleceğin belirdiği, hayata geçtiğine inandığı zamanda da, kifayetsiz kalmış, tükenmiş ömrünü kucağında bulduğunda, “ben ne ettim, ne boş şey uğruna tükettim hayatımı” diye, ondan hiç düşünmedi. Finalini okuyunca anlayacaksınız ne demek istediğimi. Çünkü onun seçimi tamamen kendi inisiyatifiyleydi. Yoksa onca fırsatı kaçırmaz, işinin dışında var olduğunu düşündüğü hayata bir yerlerinden katılırdı. Yapmadı ama. Oysa Celine’nin Bardamu’su, Gecenin Sonuna Yolculuk’ta bunu yapar. Üstelik kendi arzusuyla yazılmıştır askere o da. Ama çok çabuk fark eder ne menem bir pisliğin içine düştüğünü. Öylesine tutunur ki hayata, bir asker arkadaşının Almanlara esir olmayla alakalı planlarını en büyülü edebi eseri dinler gibi dinler. Fark işte, biri gönüllü asker diğeri eğitimli subay. Bir kısır döngünün içinde kısır kalmış hayatını yaşarken Drogo, bunun acısını içinde hisseden okur, bunun bir seçim olduğunu da aklının bir köşesinde hep tutmalı bence. Zira hayat, anı seçmekle alakalıdır çoğunlukla. Uygun anda uygun hareketi yapamazsan başaramazsın. Erken davranırsın, yenilirsin. Geç kalırsın, zaten yenilmişsindir. Drogo yanlış yaptı. Hem erken davrandı hem geç kaldı. Hem kaybetti. Hem kaybettirdi. Ya da söylenebilir ki, insanın hayatı yaptığı hatalarla örülüdür. Bazıları anlıktır, bir daha yaşanmamak üzere mazide kalır. Düzeltilemez. Bazılarıysa düzeltmek için bir fırsat verir. İşte bu fırsatı kaçırmamak gerekir. Dino Buzzati’nin bu şaheserini okuma listenize alın derim. Celine diyecek lafım yok zaten. O çoktan olmalı listenizde. Hani şu "Gecenin Sonuna Yolculuk" canım.
Edebiyat
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
··
12,4bin Gösterim
16 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
"Uygun anda uygun hareketi yapamazsan başaramazsın. Erken davranırsın, yenilirsin. Geç kalırsın, zaten yenilmişsindir. " ne güzel yazmışsın Metin abi.
Yok sen akıllanmazsın. :) Parazit yapıyor çık aradan iki dakika. :))
Mehmet Eroğlu’yla yapılan bir söyleşide, kendisine en beğendiği, en etkileyici kitap ve yazar sorusuna, biraz zorlansada şöyle diyor; “Önce Roman ve yazar hakkında böyle ayrım yapmak çok zor.Ama hep ben insanları ‘Tatar Çölü’nü okuyanlar ve okumayanlar diye ikiye ayırıyorum.İnsan hayatı, okunması gereken kitapların yanında çok ama çok kısadır.” İncelemeniz okuyacaklar için oldukça etkili, yüreğinize, kaleminize sağlık.
Listemde vardı. Eğer "Gecenin Sonuna Yolculuk" gibi diyorsanız önlere doğru çektim bile :)
Metin T.
Gönderi Sahibi
Aslında bu üç yazarın pek birbiriyle alakaları yok. Biz nasıl denk getirdiysek artık. DB tek eserli bir adamdır. Bir kült roman sahibi. Bernhard da Celine de üslup olarak oldukça eleştireldirler. Fark, Bernhard göze soka soka, evirip çevirip bıktıra bıktıra ama daha entellektüel bir dille yapar bunu. Celine ise daha argo yapar. Savaşmak hıyarlıktır, der mesela. Küfürbazdır aslında. İşin garibi sıkı bir Yahudi düşmanı olmasına (sonradan bıraktı galiba) rağmen bir yığın yahudi kökenli yazarı sıkı etkilemiştir. Mesela 1/4 musevi Bukowski :))). Celine daha öfkeli ve daha coşkulu yazar bana kalırsa. Takipçisi çoktur allah için. Bizdeki karşılığı Hakan Günday dersek pek yanılmış olmayız. Üslup olarak H.G daha yeraltıdır ama. Ona, hıyar demek de yetmez artık. Dümdüz gider :)))) Ama Bernhardizm diye de bir şey vardır. Onun da az bir etki alanı yoktur.
Gecenin Sonuna Yolculuk kitabı kitaplığımda var ama henüz okumadım. Masamın üzerine bırakayım da göz önünde dursun, unutmayayım. 576 sayfalık bir kitaba göre kitap fazlasıyla birim olarak ağır. Kullanılan kâğıt kalitesi ile ilgili sanırım. YKY'nın Kâzım Taşkent serisi bu şekilde yayınlanıyor. Neden bu konuya girdim bilemiyorum ama yazdım :)) İnceleme, kitabı okumak için fazlasıyla cezbedici Metin Abi eline sağlık. Şu an sırada bekleyen çok fazla kitabım var o yüzden daha sonra alıp kesinlikle okuyacağım. Teşekkür ederim tekrardan, inceleme sayesinde bir kitap daha keşfettirdiğin için.
Uzun zamandır listem de ..artık ön sıralara alma vakti gelmiş ;)
Metin T.
Gönderi Sahibi
İyi okumalar dilerim.
Reklam
Elinize sağlık hocam çok güzel bir inceleme olmuş.Sizin incelemenizden etkilenip okunacaklar listeme eklemiş bulunmaktayım kitabı.
Metin T.
Gönderi Sahibi
İyi okumalar, iyi pazarlar dilerim.