Selamlar millett!! Bu kez de saf gerçeklikle karşınızdayım. İkinci kitap okuma etkinliğimizde bu kitabı okuduk ve diyorum ki iyi ki okumuşum... Bitmesin diye okumaya kıyamadığım, okulda bile ders çalışmam gereken yerde bir saat aralıksız okuduğum ve uğruna arkadaşlarımdan asosyal damgası yediğim, birçok insan müsveddesinden daha fazla saygıyı hak eden saygıdeğer kitap...
Kitaba geçmeden yazar hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov iken takma ad olarak Gorki'yi kullanmaya başlamış ve bu kelimenin anlamı ne biliyor musunuz? "Acı." On bir yaşında yetim kalmış ve anneannesi tarafından büyütülmüş. 1880'de on iki yaşındayken evden kaçmış. Aralık 1887'de ise bir intihar girişiminde bulunmuş. Daha sonra beş yıl boyunca Rus İmparatorluğu'nu yürüyerek dolaşmış. Hayatı boyunca birçok kez hapse girmiş ve sürgün edilmiş. Acaba neden?.. Bu kitabını da 1906'da sürgünde yazmış.
Şimdi gelelim Gorki'nin en büyük başarısızlıklarından biri olarak gördüğü kitaba. Dil ve anlatımından başlamak gerekirse hani o bildiğimiz uzun, sıkıcı ve bitmek bilmeyen Rus betimlemeleri vardır ya, onlar bu kitapta yok. Hatta o kadar akıcı ve çekici bir dili var ki daha ilk on sayfadan kitabın atmosferi sizi sarıp sarmalıyor. Kitabı okumak için çaba harcamanıza gerek kalmıyor, kendiliğinden akıp gidiyor. Ki bu da bence çok nadir kitapta vardır.
Artık yavaştan içine girelim kitabın ama baştan söyleyeyim, bir kere girdiğinizde bir daha çıkamıyorsunuz. Konusundan kısaca bahsedecek olursak fabrikada çalışan bir genç olan Pavel'in aklını kullanıp bir şeylerin yanlış ve adaletsiz olduğunu fark etmesi, anasının ise başlarda onun bu halinden dolayı başına bir şeyler gelir korkusu yaşaması ancak daha sonra gerçekleri onun da görmesi sonucu oğluna ve arkadaşlarına aktif olarak yardım etmesini ve onların yanında olmasını konu alıyor. Katılıyorum, çok "kısa" bir cümleyle açıkladım :)
Açıkça söyleyeyim kitapta eksik ya da yanlış bulduğum bir yer yok. Bu yüzden sevdiğim özelliklerini sırayla açıklayacağım. Uzun bir inceleme olacak ama bu kitap hak ediyor.
Konusunun "devrim" olmasının yanında bence en önemli şey de karakterlerin gerçekten devrimci olması ve hepsinin "insan" olması. "Of, her şey çok kötü, birileri bir şey yapsın, biz zaten destek oluruz." DEMİYORLAR! Aksine bol bol kitap okuyarak ve gazete, kitap dağıtarak halkı uyandırmaya ve bilinçlendirmeye çalışıyorlar. Bu hareketi onlar başlatıyor. Susturulmaya çalışılıyorlar, hapse atılıyorlar, dayak yiyorlar ama yine de davaları uğruna ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Çünkü "Yumruğunuzla öldüremezsiniz gerçeği!"
Yazar isminin hakkını vermiş ve acıları anlatmış ama bunlar hakiki acılar. Yüz tane sevgiliyle oynaşıp ya da saçma sapan bir aşktan sonra terk edilince oluşan sözde acılar değil. Kitap; üstlerin astları nasıl ezdiğini, halkın umudunun nasıl söndürüldüğünü, sömürüldüğünü, sindirildiğini, nasıl cahil bırakıldığını, adaletin lafta bile olmadığını, mahkemelerin vasıfsızlığını, nasıl Tanrı'yla kandırıldığımızı, yaşamın ve ölümün "bazıları için" değersizliğini o kadar açıkça gösteriyor ki.. acı da burada zaten. Canımı en çok yakan da ne biliyor musunuz, bunların hepsi çok tanıdık şeyler. Zaman ilerledikçe insanlık neden geri gidiyor çözemiyorum... Kitapta ne yazılmışsa günümüzde de mevcut ve bu toplumumuzun kara lekesi. Ama bir şeylerden şikayet ediyorsak eğer "Önce kafalarımızı silahlandırmalıyız!".
Bu kitapta benim en çok sevdiğim şeylerden biri de aşkın konuya alet edilmemesi oldu. Okuyunca anlayacaksınız ki aşk ön planda olmadan da, aşkı pazarlamadan da kaliteli kitap yazılabiliyormuş. Hasret kalmıştım böyle klasiklere. Kitaptaki bu aşkın (olmayan) eksikliğini "anne sevgisi"yle kapatıyorsunuz. Ve bu o kadar saf bir sevgi, gerçeğe ve özgürlüğe duyulan o kadar saf bir saygı ki.. okuyunca Palegeya'nın aslında hepimizin anası olduğunu fark ediyorsunuz. Size yorgun gözleriyle bakıyor ve gülümseyerek ellerinizi tutup "Seni anlıyorum, arkandayım..." diyor.
Palegeya demişken şu ana kadar okuduğum en güçlü kadın karakterlerden. Kocası ölene kadar sürekli ondan dayak yemiş. Hayatı acılar içinde geçmiş, tabiri caizse gün yüzü görmemiş. Tek tutunduğu şey oğlu her ne kadar özlese de, ana yüreği işte.... Bu karanlıklar içindeyken oğlu onu gerçeklerle tanıştırıyor ve özgürlük diye bir şeyin, umut diye bir şeyin var olduğuna inandırıyor. O da devrimci olmasının yanında ruhunun da devrimini yapıyor... Ayrıca parantez açmak istiyorum buraya. Oğluna "Bu tehlikeli işlerle ne işin var senin, bırak." demiyor, köstek olmuyor hatta destek oluyor. Bazı ebeveynlerin örnek alması gereken önemli bir konu bu bence.
Bu kitap içinizdeki devrimci ruhu okşayacak ve gerçekleri tokat gibi yüzünüze çarpacak. Görmezden gelemeyeceksiniz, içinize işleyecek. Öfkeleneceksiniz, üzüleceksiniz, rahatsız olacaksınız, bir şeylerden ve birilerinden daha da nefret edecekseniz ve sevginin en tabii haliyle karşılaşacaksınız. Kısaca bu kitabı "hissedeceksiniz". Ve okuyunca anlayacaksınız ki bu kitap ruhunuzdan bir parçaymış. Ben anladım ki bu kadar sevdiğime göre benim çok büyük bir parçammış.
Eğer bu kitap bir şarkı olsaydı "Sen Varsın Sen Yoksun" olurdu (Şanışer'in annesine yazdığı bu şarkıyı Pavel anasına söylüyor gibi dinlemenizi öneririm. Link: youtu.be/73X4FTDOaWM?si=...) bir de "Bitmedi Kavgam"... youtu.be/NEj5S7Os0R8?si=...
Öneririm miyim, anlamışsınızdır muhtemelen ama bence bir an önce ölmeden okunacaklar listenize ekleyin. Kitapta o kadar çok yer beğendiğim yer oldu ki bir süre sonra sürekli bölündüğü için beğendiğim yerlere işaret bıraktım ve kitabı bitirdikten sonra çizdim. Milyon tane alıntı paylaştığımı fark etmişsinizdir ve bunlar sadece bir kısmı. Bir de arkadaşlarıma zorla bu kitaba başlatmış olabilirim sürekli övdüğüm için... Ayrıca biomdaki alıntı ve buradaki tırnak içindeki cümleler bu kitaptan. Yazarın diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım. Siz de okuyun.
BU KİTABI OKUYUN, OKUYUN, OKUYUN VE OKUTUN!
Bir saatti aşkın süredir bunu yazmaya uğraşıyorum, umarım beğenirsiniz ve umarım atladığım bir yer olmamıştır. Kitabı zaten beğeneceksiniz :) Kitapla kalın, hoşça kalın, yalnız kalmayın...
Dipnot: Gorki'nin en büyük başarısızlıklarından biri olarak görmesinin sebebi kendisinin mükemmeliyetçi olması, edebi bir eser olarak yeterince iyi olmadığını yani edebiliğin geri planda kaldığını, aynı zamanda da fazla didaktik ve sürgünde yazıldığından aceleye gelmiş olduğunu düşünmesiymiş. "-miş" diyorum çünkü bu konuda ChatGPT'nin yalancısıyım :) Ama bence 10/10'luk eser her ne olursa olsun. Belki düşündüğü gibi psikolojik çözümlemeler daha fazla olabilirdi ama bu bir eksiklik değil. Böyle de yeterli ve yeterince iyi olduğu kanısındayım çünkü diğer türlü sosyolojik tarafını bastırabilirdi.
BURADAN SONRASI SPOİLER İÇERİR!
Kitapta bana en çok dokunan yer Rıbin'in dövüldüğü kısım ve sonda ananın tutuklandığı kısımdı. Okurken onların öfkesini iliklerime kadar hissettim ve bir bakmışım ki nefes alışverişim hızlanmış. Kitabı kapattım ve bir süre son sahne kafamda döndü durdu. Vazgeçmek istediğimde o sahneyi getireceğim artık aklıma, ananın o haykırışını tekrar duyacağım ve tekrar nefret edeceğim. Neye inat çalıştığımı hatırlayacağım. Tabii daha birçok yer var Yegor'un öldüğü bölüm gibi ama benim içime en çok buralar kazındı... Mahkeme salonunu da söylemeden geçmeyeyim. Aslında spoiler kısmını eklemeyecektim ama çok içimde kalacaktı söylemesem...
AnaMaksim Gorki · Can Yayınları · 202534,3bin okunma
Çok güzel bir inceleme olmuş.. Hatta "güzel" eksik kaldı ama kelimelerim yetmez :) kitabı aşırı merak ettim okumam lazım ama o kadar çok okumam lazım olan kitap varki... Şöyle bir hafta kadar zamanı durdursak o kadar güzel olurdu ki.. Eline emeğine sağlık 🦋
Ellerine sağlık. Bu kitap okuma listemde. Maksim Gorki'nin otobiyografik üçlemesi olan Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim kitaplarını okumuştum. -Uzun süre aklımda kalması için üzerine inceleme yaptığım kitaplardan hatta.- Eğer ilgini çekiyorsa tavsiye ederim ben çok beğenmiştim. Ve incelemende Palegeya'dan bahsetmişsin ya Gorki bu karakteri nenesinden etkilenip yazmış olmalı diye düşündüm. Çünkü otobiyografisinde nenesi aynen böyle ve gerçekten hayatı boyunca kocasına, oğullarına, yoksulluğa ve acılara katlanan, yine de hep ana kucağı olan, başını okşayan iyi yürekli, merhametli bir kadın :')
Bu kitapların varlığından haberim vardı, elime geçtiği ilk fırsatta okumak istiyorum ve merak ediyorum gerçekten. Ayrıca o zaman ana karakteri aslında çok da uzak değilmiş yazarın hayatına. Çok teşekkür ediyorum :)
Ellerine sağlık, kitap tüm Türk gençlerinin daha doğrusu her Türk'ün okuması gereken bir kitap gibi hissettirdi. Ben de umuyorum bu kitap için müsait olursam en kısa sürede okumaya çalışacağım.