9/10
·405 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2026 21:39
Bu kitap benim için yalnızca bir teori kitabı değildi, hayata ve edebiyata nasıl bakmam gerektiğine dair bir pusula niteliğindeydi. Lacan bu seminerde okurları şu şekilde uyarıyor: “Ortalama okur, okuma sporu yapar." (s. 296). Yani okur, geçer. Oysa o bizden bir sporcu performansı değil titiz bir okuma istiyor. Çünkü hem metinlerin hem de hayatımızın görünür yanı çoğu zaman yanıltıcıdır; asıl hikâye, daha derinlerde saklıdır. Bu kitabı benim için dönüp kimi zaman tekrar bakılması gereken bir eser haline getiren dört temel tespitim oldu: Bu kitabı Freud’un “Rüyaların Yorumu” eseri ile paralel okumak benim için çok anlamlı bir eşlik oldu. Kitapla ilgili tespitlerimden ilki de buydu. Bir yandan Freud’un devrimsel teorilerini Lacan’ın süzgecinden geçerken izlemek, diğer yandan bu teorilerin bugünkü geçerliliğini tarafsız bir gözle tartmak zihin açıcıydı. Özellikle “Irma’nın Rüyası” bölümünde Freud’un sadece bir kuramcı değil bir insan olarak kendi psikolojisiyle korkularıyla ve arzularıyla yüzleştiği o anları bilmek etkileyiciydi. Lacan burada Freud’un biliçdışı avukatlığını yapıp ve onun yerine konuşmuş: "Benim yerimde bütün o başkaları var... Ben burada, kendimi içinde sildiğim hakikat arayışı denen şu uçsuz bucaksız, müphem hareketin temsilcisinden ibaretim. Artık bir hiçim. Benim bilinçdışım o; benden içeri, benden öte konuşan şu söz." (s. 214). Kitapla ilgili beni etkileyen ikinci tespitim Lacan’ın edebiyatı bir laboratuvar olarak kullanması oldu. Bu açıdan beni en çok etkileyen bölüm de burasıydı. Shakespeare metinleri, daha önce birkaç kez okuyup çok beğendiğim Poe’nin “Çalınan Mektup” ve “Bay Valdemar’ın Hikayesi”ne yaklaşımı oldukça etkileyiciydi. Lacan bu eserlerle klasik bibliyoterapi yapmamış aksine bu metinlerle edebiyatı bir psikanaliz laboratuvarlarına dönüştürmüş. Freud’un dediği gibi: “Şairler ne dediklerini bilmezler ama bir şeyleri hep başkalarından önce söylerler." (s. 14). Kitapla ilgili üçüncü tespitim “Ben" dediğimiz şeyin aslında ne kadar kırılgan ve saldırgan olduğu gerçeğiydi. Lacan, Amphitryon (ikizler) tiyatro oyunu üzerinden şunu gösteriyor: Egonun dünyasında "Biz" yoktur. Lacan’ın formülü şöyle: "Bu sensen, ben yokum. Bensem, sen yoksun." (s. 212). Her ilişki belki de bir yer kapma savaşı. Bu tespiti okuduktan sonra, ilişkilerdeki sessiz gerilimleri anlamlandırmak mantıklı hale geldi. Kitapla ilgili dördüncü ve son tespitim Lacan, zamanın düz bir çizgide ilerlemediğini, tarihimizin gelecekten geçmişe doğru yazıldığını anlatır. Kim olduğumuzu, hikâyenin başına değil varacağımız son noktadan geriye bakarak anlarız. Bunun en büyük kanıtı Oidipus’tur. Oidipus, kralken, güçlü ve her şeye sahipken kim olduğunu bilmiyordu. Ne zaman ki her şeyini kaybetti, gözlerini kör etti ve bir hiçliğe dönüştü, işte o zaman kendi gerçeğiyle buluştu (s. 267): “Ben şimdi bir hiç olduğum bu anda, artık insan mı oluyorum?” Bu soru, modern insanın "her şeye sahip olma" arzusuna uygulanabilir. Belki de iyileşmek ya da "olmak"; egonun o süslü maskesine sığınmak değil o hiçliği kabul edip maskesiz kalabilmek. Sonuç olarak Lacan okumak, benim için kesinlikle sadece bir kitap okuma eylemi değildi. Kendi içimize dönme ve içimizdeki o 'öteki' ile tanışma anlarıydı. Belki de hayatın asıl gerçeği, Oidipus gibi her şeyimizi kaybettiğimizi sandığımız o 'hiçlik' anında saklıdır. Bu kitabı bitirirken kendime sorduğum birçok sorudan en önemlisi: Kendi rüyamda, kendi hikayemde ve kendi dilimde gerçekten kim konuşuyor? Lacan’ın dediği gibi yolculuk zor olsa da zirvede görünen o çıplak manzara her şeye değer. Amphitryon Oidipus Kolonos’ta Rüyaların Yorumu 1 Rüyaların Yorumu 2 Çalınan Mektup Hamlet Sigmund Freud William Shakespeare Michael Balint Heinrich Von Kleist Edgar Allan Poe
Freud’un Teorisinde ve Psikanalizin Tekniğinde BenJacques Lacan · Metis Yayınları · 202230 okunma
·
844 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Dilek hocam elinize sağlık. Özellikle Oidipus bölümü dikkatimi çekti. Peki seminerin 1. bölümünü anlatan kitabı okumadan bunu okuyabilir miyiz? Yoksa bir bütün gibi mi düşünmek lazım?
Dilek Bilgin
Gönderi Sahibi
Sorgulayan Okur M. Işık kesinlikle öyle! O aynaya bir defa bakınca bir daha hiç bir şey eskisi gibi olmayabilir :) keyifli okumalarınız olsun.