Zülfü Livaneli , romanla ilgili yaptığı açıklamada Bekle Beni’nin bir kuşağın yaşadığı acılara ve ortak hikâyelere dikkat çektiğini belirterek, “Fırtınalar içinde yitip giden arkadaşlarımıza bir saygı duruşu olarak algılanmalı,” diyor. Kitabın sonunda kendi hayatımdan bölümler var diyerek otobiyografik bir yapıda içeriyor
Zülfü Livaneli , çok yönlü bir entelektüel… Bekle Beni ülkenin karanlık ve kötü talihini kırma adına özellikle gençlere bir hatırlatma yapıyor. Zülfü Livaneli bu ülke için gerçek bir değer. Bu değeri dünya fark edip takdir ediyor. Bu çapta olup, ülke ve insanlık adına değer üreten kişilerin sayısını düşünsek, sanırım bir elin parmaklarını geçmez. Uzun ve sağlıklı bir ömür geçirmesi dileğiyle…
Bekle Beni kitabına gelecek olursak
Açıkçası ben kitaptan çok daha farklı düzeyde bir tarih anlatımı beklerken karşıma çıkan klişelerden pek tatmin olmadım. Sıklıkla “Kitap okuduğumuz için hapse atıldık” görüşü biraz klişe geldi Zülfü Livaneli istese burayı çok güzel betimleyerek bize yaşatabilirdi. Düşünce olarak doğru olsa da daha derin bir analiz, hesaplaşma, özeleştiri bekleyen okurun karşısına bu kadar yüzeysel bir saptamayla çıkmak biraz düş kırıklığı yarattı bende. Oysa 12 Mart ve 12 Eylül dönemi hâlâ pek çok giz barındırıyor.
Bekle Beni dört bölümden oluşuyor ilk bölümü “Bir Sevdanın Tarihçesi”, ikinci bölümü “Direniş”, üçüncü bölümü “Bekleyiş”, dördüncü bölümü ise “Aile”
İlk bölüm gayet güzel eşiyle tanışmasını uzun uzun anlatmış tasvir etmiş ama ikinci ve üçüncü bölümleri çok hızlı geçilmiş konu, olay havada kalmış gibi yani biraz daha kalın bir kitap olabilirdi (en önemlisi Friedrich Nietzsche bu işi çok iyi yapıyor zaten )son bölümü de tatmin ediciydi en azından kitap,okuyucu bilgilendirerek açıklama yaparak bitiyor. Yani ikinci ve üçüncü bölümde kapsayıcı açıklayıcı olsaydı mükemmel bir Zülfü Livaneli kitabı olacaktı benim için yinede okumaya değer keyifli okumalar…
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
Kesinlikle katılıyorum Özlem abla☺️ İkinci bölümdeki geçiştirmeler nedeniyle kitabı yarım bırakmış biri olarak hayal kırıklığına uğramıştım… İncelemen çok güzel olmuş ellerine sağlık 😘
Karacaoğlan ben kitabın tarzını, konusu ve dilini çok beğendim klasik Zülfü Livaneli tarzı, kurgusu çok yavan geldi darbe dönemlerinde yapılmış bir çok haksızlık hukuksuzluk var onlara hiç girilmemiş özellikle 2. Ve 3. Bölümleri bu anlamda çok yavan geldi aceleye gelmiş kitap havası yarattı neden içeri girdiği yapılan haksızlık ve hukuksuzluklar havada bırakılmış eleştirim ve beğenmediğim konular bunlar.
Özlem Bekle Beni üzerine yazılan bu inceleme, aslında bir edebiyat eleştirisinden çok bir varoluş talebidir. Okur, Freud’un dediği gibi yalnız anlatı değil, bastırılmış bir tarihle gerçek bir hesaplaşma aramaktadır. Jung açısından bakıldığında 12 Mart ve 12 Eylül yalnızca olaylar değil, toplumun kolektif bilinçdışı travmalarıdır ve yüzeyde anlatıldıklarında ruhu ikna etmezler. Livaneli ilk bölümde aşk üzerinden bu derinliğe yaklaşır; fakat sonraki bölümlerin hızla geçilmesi, okurun beklediği ontolojik yüzleşmeyi yarım bırakır. Nietzsche’nin ifadesiyle, “Yarayı göstermek yetmez, ona anlam kazandırmak gerekir.” Son bölüm bilgi verir, ama Sartre’ın deyimiyle henüz tam bir varoluş deneyimi yaratmaz. Bu yüzden kitap okuru bütünüyle doyurmaz; fakat onu daha derin bir hakikatin eşiğine getirir — ve işte tam da bu yüzden okunmaya değerdir. 👋