Gönderi

İnsanın Sığındığı Yer Olarak Sanat ve Renklerin Ahengi
9/10
·328 syf.··
2026 10. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 11:01
Proust'u ikinci kere okumanın hazzından bahseden Tahsin Yücel 'e kulak verdim ve yaklaşık on bir sene süren Proust serüvenimi tamamladım. İlk beş cildi, önceden dört yıla yayarak okumuştum. Ama bu hiç verimli olmamıştı. (Aynı damardan beslenmek okur için sıkıcı olsa da kimi kitaplar mesafe istemiyor. ) Aradan yıllar, başka kitaplar, şehirler, çocuklar geçti. Proust'un ülkesini, şehrini, semtini, şahserini yazdığı yatak odasını görme fırsatım oldu. Biraz demlendim ve yeniden başlayarak bu sefer birkaç ayda, başka kaynaklardan da beslenerek seriyi bitirdim. Kafamdaki bütün açık sekmeleri kapatabilirsem bu yazı, Kayıp Zamanın İzinde'ye ve kendi okurluğuma ahde vefa bâbında bir Proust denemesi olacak. Günümüzde Marcel Proust'un edebiyatta kapladığı yer bile devasa iken buraya sığmayıp diğer sanat dallarına hatta bilim dallarına ulaşıyor. Karşımızdaki öyle bir deha ki beynin giriftli düşünme yapısını çözdüğü için sinirbilimcileri, insan psikolojisinin dehlizlerine indiği için psikanalistleri, zamandaki kırılmaları gösterdiği için fizikçileri büyülüyor. Kelimelerin akışında okuru, sayısız kere müzikle, tiyatroyla, resimle, doğabilimle, sosyoloji ile, biyoloji ile, metafizik ile edebiyat içinde edebiyatla yüz yüze getiriyor. Bazen kendisi bir ressam (Elestr) , bir müzisyen (Morel) bir edebiyatçı ( Bergotto) vs. yaratıyor. Bazen de zaten var olan sanatçılar ve bilim insanları bağlamında üst düzey bir okuma deneyimi sunuyor. Özellikle diğer sanat dallarını kurguya o kadar özenli ve başarılı yediriyor ki (Sadece 103 tane ressam tablo) durup bir "ince şeyleri anlama" telaşına düşüyorsunuz. Hele ara sıra baş uzatan Balzaclar, Dostoyevskiler, Tolstoylar, Stendallar... Katman üstüne katman... Renkler uçuşuyor sözlerin üzerinde. Renk demişken: Proust; bir röportajda, hangi rengi en çok sevdiği sorulduğunda, şöyle diyor: " Güzellik renkte değil renklerin ahenginde." Bu ahengi Kayıp Zaman'ı dokurken çok iyi kullandığını kimse inkar edemez sanırım. O zaman Proust'un renkli karakterlerine de bir bakalım (kimi artık iyice "tip" olmuş). Bunların çoğu aristokrat ve burjuva takımı, azı da sanatçı, toplumun düşük kesimli kişileri ve soylulara hizmet eden kişilerdir. Bu farklı kesimden kişilerin muhteşem bir şekilde analiz edilişi okuru olağanüstü bir gözlem gücünün varlığına götürüyor. Eğitim seviyesi yüksek, maddi sıkıntı çekmemiş bir ailede yetişen çocuk Marcel'in zeka pırıltıları saçan iri gözleri ve baygın bakışları işlevini çok iyi yerine getirmiş; zihni kitapla beslenmiş, astım hastalığı onu kırılgan ve durağan yapınca yeteneği iyice perçinlenmiş.Proust; bizi, sayfalarca bir bakışın içindeki ışığın anlamına odaklamış, bir dudağın kıvrılışının alay mı, hüzün mü, hayal kırıklığı mı olduğu konusunda ikna etmeye çalışmış. Yazarın asıl dikkatini çeken nasıl renklerde ahenk ise insanlarda da ikiliktir. İyi rol yapan sahtekarlar, sapıklar, kraldan çok kralcılar, ahlak düşkünleri, modaya göre değişenler. Ve tabii, Proust'un kadın-erkek ya da erkek-kadın dediği eşcinseller. Yazar, yarattığı bu insanların gerçek hayatta üç beş kişinin karışımı olduğu defalarca vurgulamış. Buna rağmen roman kahramanlarının gerçekte kimleri kastettiği öyle merak konusu olmuş ki o dönemde yaşayan kimi insanlar, özellikle kötü karakterleri üstüne alınarak Proust'a şikayet mektupları yazmış. Bugün de hâlâ çok araştırılan bir konu bu. Buranın sınırları yüzlerce kişi için çok dar. Fakat ben, yazarın kendisini en çok yaşattığını düşündüğüm ve diğerlerine nazaran daha merhametli davrandığı görülen Swann'ı anmadan geçemeyeceğim. Ve benim gözde karakterim ( bence kendisi tiptir) M.de Charlus. Kişiliği ilmek ilmek işlenmiş Beyninin kıvrımlarına milim milim inilmiştir. Asla "orta" yı sevmeyen su katılmamış bir sadist, pırıl pırıl bir delidir. Ya uç trajedi ya en düşük komedi... Böyle bir antikahraman roman dünyasına bir daha uğrar mı bilmem! Kendisi üç beş ciltlik ayrı bir romanı hak ediyor. Size de selam olsun öteki deliler: Françoise, Morel, Madam Verdurin, Andree... Gelelim o başa bela "zaman" ve "anlatıcı" mevzusuna. Proust'un Yakalanan Zaman'ın son cümlelerinde vurguladığı gibi insan mekanda kısıtlı yer tutar ama zamanda devasa yer kaplar. Yani var olduğu tüm zamanların toplamıdır adeta. Bu yüzden kronoloji alt üst edilmiştir. Şimdiki zamanın içinden sürekli bir geçmiş zaman fırlar. Eser, kahraman bakış açısıyla yazılmıştır. Anlatıcı "ben" diyerek hikayeyi anlatır. Ama bu benlikler de sürekli değişir. Bir geçmişe gider, bir şimdiye gelir. Bazen çocuktur bazen olgun bir kişi. Bazen olayları bizzat yaşıyor gibi bazen de belli bir mesafeden izliyor gibidir. Kimi de aynı olay başka başka kişilere yeniden anlattırılır. Amaç değişik gözlerle, başkalarının zihninden bakmaktır. Dolayısıyla ZAMANI YENİDEN BULMAKTIR. Okurun aklı çok karışır hatta başı döner ve ara ara gına gelir. Hele ki benim gibi seriyi okumadan Proust'un kendi yaşantısına iyice hakim olduysanız vay halinize... Olayları kim yaşar? Romandaki anlatıcı mı? Yoksa yazarın kendisi mi? Bu noktada ya bırakacaksınız ya da karmaşa ile hemhal olup sanata sığınacaksınız. Ben eseri yedi kitap değil Kayıp Zamanın İzinde hatta Marcel Proust olarak bir bütün halinde anmak ve yaşamak istiyorum. Ama gözde bir cildim var: Mahpus. Çünkü odaklandığı şeyler daha az ve netti. Bir de son iki cilt özen açısından diğerlerinden zayıftı çünkü bunları son kez düzenlemeye Proust'un ömrü yetmemişti. Bir asırdan fazladır Proust rüzgarı esti, esmeye de devam edecek. Bitirirken gülümseyerek andığım bir detaydan bahsetmek istiyorum: Yıllar evvel İngiltere'de, Kayıp Zamanın İzinde'yi on beş saniyede özetleme yarışması düzenlenir. Bir adam şöyle der: "Evlenmek isteyen genç bir adam var ama bir türlü evlenemiyor." Herkesin Proust'u kendine:) Son sözü zamandan dem vurduğumda hep aklıma gelen diğer dev yazar söylesin: "Geçmiş ölmedi. Geçmedi bile." (W. Faulkner)
Marcel Proust
Yakalanan ZamanMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20241,401 okunma
··1 alıntı·
2.781 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Karmaşık hâle gelmiş bu mekândan niye vazgeçmiyorum? İşte sebebi. Güne böyle enfes bir yazıyı okuyarak başlamanın keyfi tarif edilemez. Öncelikle tebrik ederim Gönül. Seni tanımak bir ayrıcalık. Onca kitap okudum, sıra Proust'a gelince neden bilmem, duraklıyorum. Bu inceleme duraklama dönemimin sonu oldu. Aklına, güzel yüreğine sağlık. İncelemen eşsiz bir rehber oldu. Artık kaybettiğim zamanın izindeyim:)
Gönül.
Gönderi Sahibi
Proust diyor ya : "Okuma bir dostluk biçimidir." Burada sizin gibi güzel insanlarla ve kitaplarla tanıştığım için ben de vazgeçemiyorum. Kimbilir kendi Proust yolculuğunda seni neler bekliyor. İmrendim:)) Ben de teşekkür ederim güzel yorumların için. Benim için çok kıymetli.🌼
Gönül.
Gönderi Sahibi
Proust'a dair kendi yazdığı ve başkalarının yazdığı epey kitap okudum. En çok feyzaldıklarım şunlardı: Sainte-Beuve'e Karşı Monsieur Proust Hazlar ve Günler Edebiyat ve Sanat Yazıları Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmak Proust Bir Sinirbilimciydi
Gönül.
Gönderi Sahibi
Neruda diyor ki: #296806980