Gönderi

Güneşe Bakmak ve Ölümle Yüzleşmek | Sohbet-inceleme
Puan vermedi·256 syf.··
2026 8. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 20:03
Bu kitabı sevgili arkadaşım Gazal Zeybek ile okuduk. Varoluşçuluk, kaygı, ölüm ve anlam arayışı ekseninde uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Dönüp dolaşıp aynı soruya geldik: “Ölüm kaygısıyla yüzleşmek, hayatı nasıl daha dolu ve anlamlı yaşamamıza sebep oluyor?” sohbetimiz bu soru ekseninde gerçekleşti. Varoluşçu psikoterapinin öncülerinden Irvin D. Yalom ’u okuyanlar bilir. Derine indikçe sorular çoğalır sordukça cevaplar daha da belirsizleşir. Günümüzde yaygınlaşan anksiyete, depresyon, yalnızlık ve bağlanma güçlüğünün temelinde, danışan deneyimlerinden yola çıkarak “ölüm korkusunun” yattığını savunur. Kitabın içeriği temelde şu başlıklardan oluşuyor: -Ölüm korkusunu tanımak -Örtülü ölüm anksiyetesini fark etmenin yolları -Ölüm korkusuyla baş etmek için terapistlerin ve düşünürlerin yaklaşımları -Yalom’un terapistlere sunduğu rehberlik Ben ölümden çok korkardım. Ama sevdiklerimi kaybettikten sonra bu korku şekil değiştirdi. İnsanın kaybedecek bir şeyinin kalması değil de geride bıraktıkları korkutucuymuş belki de… Peki siz? Ölümden korkuyor musunuz? Ya da adını koyamadığınız bir ölüm anksiyeteniz var mı? Yalom’un bizden istediği şey oldukça net: Ölümü, hayatın doğal bir parçası olarak kabul etmek ve bu farkındalıkla yaşayabilmek. Bunu ne kadar başarıyoruz? Kitapta geçen şu ifade üzerinde uzun uzun düşündük konuştuk: “Ölüm her şeydir ve hiçbir şeydir.” (s.19) İyilikle yaşanmış bir hayat bir hazinedir; kötülük üzerine kurulmuş bir yaşam ise sonunda koca bir hiçliktir. Gazal Zeybek Eğer bilinç devam ediyorsa ölüm zaman zaman pişmanlıkların ve anlam arayışının zirvesidir. Her şey orada saklıdır. Eğer hiçbir şey yoksa… O zaman ölüm o kadar korkutucu değildir. ︎ ♛ K Ü B İ İ ♛ ᝰ.ᐟ Ölmeye doğru yaşarken kaybettiklerimizi düşünüyoruz: Yarım kalan cümleleri, söylenmeyen “seviyorum”ları, ertelenmiş cesaretleri… Bu yüzden belki de hiçbir şeyi ertelememek gerekiyor. <<İvan İlyiç’in Ölümü’ndeki gibi bir “uyanışla” >> “Açık ölüm anksiyetesi”ne dair yazılan bir mektuptaki şu satırlar ruhumuzu daralttı: “Kafatasımın ve kemiklerimin bir gün bedenimin içinde değil de dışında olacağını düşünüyorum. Bu düşünce beni allak bullak ediyor. Bedenimden ayrı bir varlık olma fikri bana pek uymuyor ve kendimi yok olmayan ruh fikriyle teselli edemiyorum.” (s.21) Sonlu olduğumuzu bilerek nasıl karamsarlığa kapılmadan yaşayabiliriz? Varoluşçu yaklaşım tam da bu noktada devreye giriyor. Ölümle birlikte hayatın bir gün sona erecek olmasını sonluluk olarak tanımlıyor. “Biten bir şey için bu kadar mücadele neden?” diye sormayın. Biz bu soruyu rafa kaldırmayı seçtik. Belki de ruh sağlığımız için en doğru yer orasıdır. Şu an hayattayız. Ölümü bir felaket olarak görmektense onun farkındalığının bizi özgürleştirdiğine inanıyoruz artık. Bu anlamda kendimizi Heidegger felsefesine daha yakın hissediyoruz. Yalom’un anlamlı yaşamak ve ölüm korkusunu yenmek için vardığımız ve ortak noktada buluştuğumuz üç temel tezi ise şunlar: -Hayatı ıskalamamak, yaşam doyumunu yakalamak -Anlamlı ve sevgiyle bütünleşmiş ilişkiler kurmak - Ertelememek Sonuç olarak; Sevgiyi, sarılmayı, “seviyorum” demeyi hep yarına bırakıyoruz; Yarına çıkacağımız belliymiş gibi… Carpe diem’i hoyratça değil bilgelikle yaşamak gerek. Belki de bu yüzden: Ölüm her şeydir çünkü hayatı ciddiye aldırır. Ya da ölüm hiçbir şeydir çünkü yaşanmış bir hayatın karşısında söyleyecek sözü yoktur. Tavsiye ediyoruz.
İnceleme
Güneşe Bakmak Ölümle YüzleşmekIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20173,373 okunma
··
2 +1'leme
·
3.594 Gösterim
9 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ölüm korkusunun temeli belirsizlik sanırım. Ölünce ne olacak hiç mi olacağım, başka bir formla devam mı edeceğim? Devam edeceksem nasıl bir tecrübe olacak? Oysa dünya da bize aynı belirsizlik içinde davranıyor. Bunu idrak edecek yaştayım.Yarının ne getireceğini hiçbirimiz bilmiyoruz; ama yaşamaktan da çoğu zaman korkmuyoruz. O zaman yaşam = ölüm belki. Ya da kendi ölümümüzden değil benim gibi sevdiklerini kaybetmek korkusu. Acıyla yüzleşme cesareti olmamak. Bu boşluğu dolduracak yaşa asla gelemem sanıyorum. Harika bir inceleme, yüreğine sağlık kübüm 🌸
Evet, ölüm korkusunun çekirdeğinde belirsizlik var. Bağ kurabilmiş olmanın bedelini çok ağır yaşıyoruz ne yazık ki kayıplarımızla. Bu boşluğu dolduracak yaşa asla gelemeyiz yaşımız ilerlese de asla dolmaz. Bunların hepsi birer mikro yas ve çoğu zaman biz bunların yasını tutmuyoruz. “Geçti” diyoruz, “normal” diyoruz, “büyüdüm” diyoruz. Oysa içimizde bir şey sessizce kapanıyor ya da kapandı sanıyoruz bilmiyorum. Senin de yüreğine sağlık canım 🌼❤️
Hani derler ya; "Yılbaşına nasıl girerseniz o yıl öyle geçer." Bu sözü çok doğru ve mantıklı bulmamakla beraber bana göre geçerli olduğu tek yer. Yeni yıla ölü girerseniz o yıl öyle geçer.. Ama şuna inanıyorum. "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.." O yüzden nasıl yaşadığımıza bakmak lazım önce. Söylediğiniz gibi, İyilikle yaşanmış bir hayat gerçekten hazinedir. İyi, güzel ve hayatı anlamlı yaşayan kişi ölümden korkmaz. (Ben ölümden korkuyorum..) Mevlana; hayatı güzel yaşamış ki, ölümü düğün gecesi (Şeb-i Arus) olarak adlandırmış. Ve gününün ne zaman olduğunu bilememek de tedirgin ediyor insanı. Belki yorumu tamamlayamadan telefon düşecek elimden. Tıpkı yakın zamanda sahnede şarkı söylerken yığılıp kalan Rüzgarın oğlu gibi.. Hepimiz nasıl olur demedik mi, erken bir ölüm demedik mi? Bir gün kapımızı çalmadan; -Hayatımızı iyiliklerle donatmak, -Belirttiğiniz gibi anı yaşamak; sevdiğine sevdiğini söylemek, ziyaret etmen gerekeni geciktirmemek, eğer birinden özür dilenecekse hiç bir gurur yapmadan hemen yerine getirmek. -Affedilmesi gerekeni affetmek, -Nefretin ateşini söndürüp sevginin aydınlığında nefes almak... Sizin kadar derin bir okuyucu değilim ama son zamanlarda çoğu kez sorguladığım bir mevzuyu kendi duygularımla yorumlamak istedim. Son olarak Nejat Uygur'un kendi cenazesine yazdığı şiir ile sonlandıralım: youtube.com/shorts/MAG1SNmj... Telefon elimden düşmeden bitiriyim ben:))
Rıdvan İyi niyetinden hiçbir zaman vazgeçme. Rica ederim ben de teşekkür ederim. ☺️
Sonuna kadar okudum ölümü hatırlamak da dolu dolu yaşamanın bir parçası incelemen gerçekten çok dokundu bana kalemin daim olsun sen hep yaz 🌼💕
Teşekkür ederim bebeğim. 💕🌸❤️
Yazdığın Yalom incelemesine bakınca aslında aynı yerden gittiğimizi düşünüyorum:) Yalom ölümle yüzleşme üzerinden insanı uyandırıyor; Kierkegaard’ın Ölümcül Hastalık Olarak Umutsuzluk kitabı ise benliğin kendisiyle kurduğu ilişkiye odaklanıyor. İkisi de insanın varoluşuna temas ediyor ama farklı derinliklerden. Bu yüzden Yalom’dan sonra Kierkegaard’ı okuman çok güzel bir tamamlayıcı olur. Aynı temayı daha felsefi ve içe dönük bir yerden görmeni sağlar.
Kierkegaardı çok severim. Şu an senin okuduğun kitabı da konuştuk arkadaşımla, listemde teşekkür ederim. Sana da iyi okumalar :)
emeğinize sağlık derin bir yazı olmuş.
Teşekkür ederim 🙏☺️
Reklam
İncelemeniz varoluşçu hattı oldukça net biçimde takip ediyor. Ölümün anlam üretiminin merkezine alınması, özellikle Martin Heidegger’in “ölüme-doğru-varlık” (Sein-zum-Tode) kavrayışıyla güçlü bir paralellik taşıyor. Bu perspektifte sonluluk bilinci, otantik yaşamın koşulu olarak görülür. Ancak burada tartışmaya açık bir nokta var: Anlamın yalnızca sonluluk bilinci üzerinden temellendirilmesi, insanın umut, ilişkisellik ve geleceğe yönelim gibi diğer varoluşsal boyutlarını gölgede bırakabilir mi? Örneğin Albert Camus , absürd karşısında ölümü merkeze almak yerine başkaldırı ve yaşamın kendisini sürdürme iradesini ön plana çıkarır. Bu açıdan bakıldığında, ölüm farkındalığının özgürleştirici olduğu kadar bazı bireylerde kaygıyı yoğunlaştırıcı bir etkisi de olabileceği düşünülebilir. Yine de metniniz, varoluşçu psikoterapi ile felsefi arka plan arasındaki ilişkiyi başarılı biçimde yansıtmış ve önemli bir tartışma zemini açmış. Bu konuda,İslam’da kanıtlanabilir çok kavram var; fakat orası çok uzun, girmeye gerek yok.Emeğinize sağlık.
@Talhatryki Yanlış anlamadım ki :) sanırım ifade kullanmadığım için yanlış anlaşıldım siz kusura bakmayın 🙏
Kitabın Kendi kadar değerli bir inceleme olmuş, yüreğinize sağlık efendim 🙏
Teşekkür ederim efendim okumanıza sevindim ☺️🙏