Gönderi

Bir Kitap Sohbeti - 12
8/10
·72 syf.··
2026 46. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 18:36
H.A ile birlikte okuduğumuz Byung-Chul Han 'ın Yorgunluk Toplumu kitabının söyleşisini siz değerli okurların ilgisine sunuyoruz. Galeyan : Baştan söyleyeyim biraz dağınıklık hakim kitapla ilgili bende şimdiden kusura bakmayın. :) H.A : Hic önemli değil, kitap bunu anlatıyor zaten. :) Birlikte toplarız. Galeyan : Güveniyorum size. :) Genel bir kitap değerlendirmesi ile başlayabiliriz o zaman ? H.A : Teşekkür ederim :) Kitap hakkında bilgi vererek başlayalım mı o halde? Ne okuduk ne kadarını anladık ve içselleştirebileceğiz bilemiyorum, genel yapısıyla "Toplum olarak neden yorgunuz?" Sorusuna cevaplar ve çözümler arayan bir kitap diyebiliriz diye düşünüyorum. Galeyan : Okuduğumuzu anlasak da özeleştiri olarak da söyleyebilirim bunu performans toplumunda yaşarken içselleştirmemizde sorun olabiliyor. Neden yorgunmuşuz peki? H.A : Bu sorunun cevabı kişiye göre değişse de genel olarak Byung-Chul Han yorgunluğumuzun temelini performans üzerine yaşadığımız hayatlara bağlıyor. Kitabın ilk sayfalarında anlattığı Prometheus mitinden de yola çıkarak, hızla kendi kendimizi sömüren bir topluma dönüştüğümüzü iddia ediyor. Disiplin toplumdan, performans toplumuna geçişte 'insanlık sınıfta kaldı' diyor olabilir mi? Galeyan : Disiplin toplumunda insan en azından kendiliğine hakimken performans toplumunda insanın kendisinden uzaklaştırılması sonucu insanlığın ayakta kalması düşünülemez olacağından yazar bu haklı söylemi diyor olabilir:) Kendi kendini sömüren insan varlıklarından oluşan toplumun varacağı yer gerçekten yorgunluk toplumu mu olacak peki? H.A : Han'ın dilinin bu konuda çok provokatör olduğunu düşünüyorum. Kendine değer yaratmak ile kendine acımadan yüklenen, performans zorbalığına hayır diyemeyen, sonunda da ruhunu hasta edecek konuma gelen insanın çığlığını duyurmaya çalışıyor gibiydi daha çok. Ve evet kendi kendini sömüren ve merhamet etmeyen bir toplumun varacağı son durak ona göre yorgunluk istasyonu. Kitabı okurken benim üzerinde çok fazla düşündüğüm ve derin analiz yaptığım önemli birçok konu vardı. Kendime sık sık bir eylem planı insanı mıyız? Diye de sordum. Han bunu kapalı kültürden dijitalleşmenin verdiği öz güven ile geçtiğimiz açık kültür benimseme hızımıza bağlıyor. Ve artık savaşların sadece sınır çizgilerinde yapılmadığını, hatta sınırımız bile kalmadığını iddia ediyor. Sence bilginin bu derece hızlı yayılması ve ulaşıma açık olması bir ülkenin toplumu için risk mi? Ben bu konuda çok arada kaldım ve fikrinizi gerçekten merak ediyorum :) Galeyan : Bir çok açıdan değerlendirilebilecek bir soru olsa da kendimce şöyle fikir yürütebilirim. Normalde bilgi güçtür, ve kalabalığı 'kitle'den toplum haline getiren önemli bir araçtır. Çünkü insan bilgisiyle kendini bilebiliyor. Ve öz benliklerin farkındalığının oluşturduğu toplum, herkeslesmiş kitleden bu noktada ayrılıyor. Ancak kitapla bağlantılı olarak performans toplumunda sunulan ve alınan bilginin insan için performans toplumundaki araçsallığını geliştirici ve pekiştirici bir etmenden öteye geçmediği de aşikar. H.A : Kayıtlara geçmesin hakim bey itiraz ediyorum gibi oldu bu :) şunu demek istedim biliyorsun Han bir kültür eleştirmeni aynı zamanda. O bir ülkenin topraklarını nasıl koruyorsa, kültürünü de korumalı. Dışarıdan gelecek virüslere karşı bağışıklık geliştirmeli diyor. Ve evet sen de benim gibi bu sert ve otoriter fikre sıcak bakmıyorsun. Ve doğru aslında. Ancak asıl sorumun cevabını merak ediyorum. bilginin bu derece hızlı yayılması ve ulaşıma açık olması bir ülkenin toplumu için risk mi? Galeyan : Han hocam doğru söylemiş, bir ülke kültürünü korumalı, kendi olarak var olmaya devam edebilmesi için özellikle. Kültür, ülkenin ve toprağın kendi hikayelerini barındıran, ait olduğu insana benlik kazandıran yegane unsur. Ancak performans toplumuna geçişte kültürün ne kadar devam ettiği soru işareti. Yazar "Dünyanın genel olarak anlatıdan arındırılması süreksizlik hissini kuvvetlendirir."s.34 diyor. Dünya anlatılardan arındırıldıkça kültürsüz bir kitleye dönüşecek. Ve bizim kültür olarak baktığımız şeylere turist kaldığımız sürece aslında kültürlenmiş değil turistlik performansının hakkını vermiş oluyoruz. Bir ülkenin toplumu açısından bilginin hızı ve ulaşıma açıklığının risk olup olmaması ile ilgili ise, kendi olan kendi kültürüne güvenen toplumlarda bilgiden korkulmaz diye düşünüyorum. Sizce peki? H.A : Kesinlikle paralel düşünüyoruz:) Bir toplumu birlik içinde tutan kültürlerine ve değerlerine gösterdiği saygıdır. Kendini bilen bir toplum bilginin gücünden korkmaz. Biz toplum olarak doğru bilgiyi mi sentezliyor muyuz? Bu konu biraz tartışmaya açık. Byung-Chul Han yorgunluğumuzun bir diğer sebebi aşırı pozitif ile yüklenmemize bağlıyor "Yapmalısın" otoritesi "yapabilirsin" telkinine döndü diyor. Bonus olarak çoklu görev misyonu yüklenen otistik performans makinelerine dönüşen yorgun bir yığın. Sence her şeyi yapabilmek zorunda mıyız? Hayatımızda negatifliklere yer bırakmamalı mıyız? Galeyan : Ben her şeyi yapabilmek zorunda olmadığımızın yanında, akan hızda bazen durabilmenin yavaşlamanın daha yerinde olacağına inanıyorum. Sürekli bir hız içinde akanın gördükleri silüetlerden ibaret, düşündüğünü zannettiği şeyler hız'ın ona sundukları. Her şeyin hiç kimseleştirdiği olmamak için kendimiz olmak zorundayız. Bahsettiğiniz bu yığında hem var olmak, hem kendimiz kalmanın bir yolu var mıdır peki sizce? H.A : Gerçekten biri bu sesi susturmalı.:)) Yapabilmek zorunda değilim. Ben de bir insanım. Benim de potansiyelimin bir sınırı var ki yapabilecek olsam bile yapmamayı tercih etme hakkım olmalı. Bu hız içinde kendim olarak kalmanın bir yolu var mı? :)) Yığın beni performans ile değerlendiriyorsa bence yok. Ve üzgünüm ki yığın beni performansım ile değerlendiriyor. Yeni tanıştığımız insanlar ilk olarak ne iş yaptığımızı soruyor. Verdiğimiz cevaplar yeni soruları doğuruyor. Böyle bir toplumun hızına yetişmeye çalışırken, kendi içsel savaşımızı geri plana atıyoruz doğal olarak. Ama bu kargaşanın içinde bir yol bulmak zorundayız diye düşünüyorum. Galeyan : Böyle bir toplumun hızına yetişmenin imkansızlığı sanırım Arthur Schopenhauer un "Tatmin edilen her arzu yenisini doğurur." cümlesiyle daha anlaşılır hale gelecek. Her yakaladığımızı zannettiğimiz modanın bize erişmek zorunda olduğumuz yeni bir moda sunması gibi. Ama her şeye rağmen durup hızı kenardan izlemek bir nebze olsun kendimizle kalabilmek bize nefes aldırır, insan olduğumuzu hatırlatır. Kıtlık ve bolluk ile ilgili olarak her şey yüzünden hiç olmamızla da ilgili kitapta bir kısım var. Yazar, Jean Baudrillard 'dan alıntı yaparak kitapta şöyle bir kısma yer veriyor: "Kıtlık evresinde yutma ve sindirmeyle uğraşılır. Bölük evresinde sorun, ret ve dışarı atmadır. Genelleşmiş iletişim ve enformasyon fazlası insanın tüm savunmalarını tehdit ediyor." S.14 Bu kısımla ilgili ne düşünüyorsunuz? Buradan yola çıkarak kitap /okuma bolluğu da bizim için bir tehdit unsuru haline gelir mi? H.A : Modern Çağ insanının asıl meselesi kendiyle diye düşünüyorum. Çünkü o artık hiçbir tecrübe karşısında tam doyum ve tatmin sağlayamıyor. Hayatının sayfalarını hızla çevirirken, durup düşünmüyor. Sabır ve odağın mercegi sürekli başka bir manzaraya kayıyor. Keşke o nefesi alabilme şansını kendimize tanıyacak kadar şefkatli olabilsek. Jean Baudrillard sözü bu noktada çok anlamlı. Kitaplar da dahil hayatımızın her alanına yayılan bir olgu bu. Ve bana göre özgürlüğümüzü kısıtlayan en büyük engel. Kitapları skor tablosu olarak görmek, trend kovalamak anı kaçırmak, ben ne istiyorumdan cok en çok okunanları takip etmek bir süre sonra yorucu bir göreve dönüşüyor. Elbette başkalarının arzularını kovalayarak yaşanan her deneyim insan ruhu için tehdit oluşturma potansiyeli taşıyor. Han bu noktada tükenmişlik sendromu, dikkat dağınıklığı, sınırda kişilik bozukluğu gibi birçok ruhsal problemle karşı karşıya kalacağımız üzerinde ısrarla duruyor. Galeyan : Kitapları skor tablosu olarak görmek, trend kovalarken anı kaçırmak durumlarının 1000kitap uygulaması özelinde bolluğu taktire şayan ayrıca :) Han, ruhsal problemlerle ilgili olarak depresyonu "Performans öznesi kendini, kendi kendiyle savaşır halde bulur. Depresif kişi bu içselleştirilmiş savaşta yaralanmış kişidir. Depresyon, kendi kendiyle savaşan insanlığı yansıtır." S.23 . Kendiyle savaşanın depresifliği, performans öznesinin hastalığı mı, yoksa kendini yüzleşip kendini dinlemeyi tercih edemeyenin züppeliği mi? :) Sanki kendimizi dinleyebilsek, benliğimize nefes aldırsak depresyonu aşacağız gibi :) H.A : Kendimizle savaşıyoruz evet, ve en çok kendimizi kırıyoruz bu savaşta. Prometheus’a Zeus'un verdiği cezayı bugün kendimize uyguluyoruz. Performans göstermek, hayata katılmak çok kıymetli fakat insan durup güçlü bir "Hayır" diyerek dayatılan bütün çoklu görevlere direnç gösterebilmeli. Kendimizle yüzleşmek büyük cesaret ister. Ben bu soruya korkağız cevabını vermek isterim. Kendimizi depresyona hapsedecek kadar hem de... Bu yuzden,kitap benim için ruhsal reçete oldu diyebilirim . 1000kitap skoru için tavsiye bile edilir. Tefekkürü ve kitapta bahsedilen edilen metodları zaten uyguluyor olsam da daha bilinçli bakıyorum artık. Bartleby gibi duvara bakıp donmuş ve sinmiş bir hayatın kimseye faydası yok sanki? Siz ne düşünüyorsunuz? Galeyan : Öncelikle Var olmanın Hayır demekle başladığını düşünenlerdenim. Albert Camus "Başkaldırıyorum, öyleyse varım" derken haklıydı. Ama hayır derken neden hayır dediğimizin cevabı da başkaldırmak kadar derinlerimizden geldiğinde başkaldırının anlamı olacak. Bununla birlikte kaçmayı ve sinmeyi ben de doğru bulmuyorum. Kaçmaktansa kenarından seyredip ne olduğunu anlayıp anlamlandırmayı tercih ederim. Sanırım yapmamız gereken sadece hız seline kapılmanın önüne geçmek. Ama nihayetinde yaşadığımız toplumun performans toplumu ve bizim söyleyeceklerimizin algılanması da bu yönde olacağı da malum. H.A : Aslında Byung-Chul Han 'ın üzerinde durduğu konu burası. Ne hayatımızı tamamen negatif hayırlarla ne de tamamen pozitif evetlerle doldurmak. Sıfır Noktasındaki o anlamı bulup dengede durabilmek . Aktif hayata karşı pasif bir duruş sergilemenin en büyük başkaldırı olacağına inanıyorum. Kendi yaşam öznemizin nesnesi olmamak için Friedrich Nietzsche 'nin "İnsan görmeyi, düşünmeyi, konuşmayı, ve yazmayı öğrenmelidir." öğüdündeki düşünme eyleminin üstünde derin tefekkür ile durmak gerekiyor, sanıyorum. :) Galeyan : Evet Friedrich Nietzsche nin öğüdü üzerinden öğrenmeyi aslında kendimce aşamalı olarak düşünmüştüm. Öğrenmek; görmek, düşünmek ve okumakla birlikte yazmayı ve konuşmayı da kapsıyor. Konuşmak veya yazmak olmadığında okunulandan öğrenilen de yarım kalıyor gibi hissediyorum. Kendi hayatımızın öznesi olmanın yolu; kendimizi okunulanın nesnesi haline getirmeden üzerine konuşmakla da ilgili diyerek yaptığımız bu sohbeti güzelleyeyim :)) H.A : Peki Friedrich Nietzsche üzerinden gidersek, bugünkü performans toplumu insanı onun "üst insan" hedef figürünü sizce yanlış mı okuyor? Formülün neresinde sapmalar var ki; bugün tahammülsüz, yorgun ve gitgide yalnızlaşan bireyler olduk? Galeyan : Formülün kendisinde bir sapma olduğunu düşünmüyorum. Her şeyi kendine yontan performan toplumunun özsüz bireyler oluşturma eğilimi bireylerin kendilerinden bihaber kalmasına yol açtı. Üst insan olabilmenin yolu ile ilgili olarak yazarımızın da Friedrich Nietzsche 'den alıntıladığı haliyle "Huzur eksikliği sebebiyle medeniyetimiz yeni bir barbarlığa sürükleniyor. İnsan karakterinde yapılması gereken zorunlu düzeltmelerden biri ondaki tefekkür/içebakış unsurunun büyük ölçüde güçlendirilmesidir." s.29 Eksik olan şey içebakış perspektifinin kaybedilmesi, ve kaybedilince sunulanın içinde kendi tercihlerimiz zannedilenin aslında tercihlerimizin olmadığı ortaya çıkıyor. Buradan bakınca Friedrich Nietzsche hala hakikat tarafında, performans toplumunun dışında yer alıyor. Nietzche'nin üst insanı performans toplumu bireyinden taban tabana zıt ve Rainer Maria Rilke Malte'si gibi onun düşmanı aslında. Tahammülsüzlüğün kaynağının insanın kendine tahammülü kalmamasından kaynaklandığını düşünüyor musunuz peki? İçebakış perspektifinin kaybedilmesi insanın kendisinden ayrı dünyanın insana yıkılması sonucu oluşan yorgunluk bu perspektifin kazanılmasıyla aşılabilir mi ? H.A : Kesinlikle ben de bu bakış açısına sahibim. Düşünmeden, sorgulamadan, başkalarının hayatlarını ve hayallerini sahiplenerek onay arayan, risk almayan bireylere dönüştük. Sürüde olmak problem değil, sürü gibi düşünmek yaptığımız ilk hata diye düşünüyorum. Dediğiniz gibi biz okuduğumuz şeylerin öznesinden nesne olmaya geçişteki o içsel acıyı yorgunluk olarak ödüyoruz. Böyle bir ortamda kişinin tahammülünü koruması anlamsız bir beklenti olmaz mı? Tanrı öldü, kendimizi tanrı ilan ettik . Sabah uyanıp yüzlerce hedef koyarak yola çıkıyoruz, akşam yapamadığımız hayallerin yıkıntısı altında dönüyoruz mağaramıza. Hayatlarımızın hem mahkumu, hem gardiyanı yine kendimiziz. Egolarımızı kenara bırakıp, insan olduğumuzun farkına varırsak daha az yorulacağımıza eminim. En azından sizin de dediğiniz gibi ufacık bile olsa içimize dönebilirsek. Galeyan : Tanrısız bir dünya için büyütülmemiştim dizesi vardı kimin olduğunu hatırlayamadım. Aklıma bu geldi. İnsan insandır, insan Tanrı değildir nihayetinde. Egolarımızı değil benliğimizi konuşturmak bir nebze olsun nefes aldıracaktır size katılıyorum bu noktada. Başladığımız gibi bitirelim isterim, son olarak yazar ve kitap hakkındaki genel değerlendirmeniz nedir? H.A : Bu kitapla ben modern çağın ritmi ve hızı karşında kendi çığlığını bile duyamaz hale gelen toplumun nasıl üretildiğini okudum diyebilirim. Farkındalıklarla dolu keyifli bir okuma oldu benim için. Dışarıdan güçlü duran kimliğimiz aslında ne kadar kırılgan ve yardıma muhtaçmış, diye düşünmeden edemedim. Sohbetimize eşlik edecek bütün dostlarımıza tavsiye ediyorum elbette... Son olarak Gülten Akın 'ın o güzel dizesi ile bitirmek isterim. "Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya" :) Bu okumada bana eşlik ettiğiniz ve güzel sohbetimiz için size de sonsuz teşekkür ediyorum. O çığlıklar içinde kendimize de rastlamak dileğimle... Galeyan : Teşekkür ederim durup ince şeyleri anlamadığımız taktirde ne olacağını da kitaptan bir alıntı ile bitirmek istiyorum. " Hannah Arendth; Modern zamanda bireyin yaşamının 'türe egemen olan yaşam sürecinin akıntısına tamamen gömüldüğünü' ve tek aktif, bireysel kararın da daha iyi 'işlev görebilmek' için 'kendi kendisini bırakmak, adeta bireyselliğinden vazgeçmek olduğunu iddia eder. Hatta insanın kendisini Darwin'den bu yana soyundan geliyor gibi göründüğü hayvan türüne dönüştürmeye hazırlanıyor olabileceğine dair tehlike sinyallerini tespit edebildiğine inanmaktadır." s.32 ve bunun önüne geçerek "Hayvan karşısında duran şey üzerine tefekküre dalamaz." s.26 tanımlamasıyla insanın tefekkür ederek durup ince şeyleri anlayarak tünelin sonunda insanlığından vazgeçmeden tünelin sonuna varmadan tefekkürle kurtulması dileğiyle diyorum ben de. Çok keyifli bu sohbet için çok teşekkür ederim.
Duygu ve Düşünce
Yorgunluk ToplumuByung-Chul Han · İnka Kitap · 20252,159 okunma
··
8,5bin Gösterim
9 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Hocalarım kitaba kitap yazmışsınız resmen… Çok üst bir okuma yaptığınızı görüyorum, yorumlarınızda yaptığınız atıflar, yazarlar, kitaplar… “iyi kitap seni başka kitaplara yönlendiren kitaptır” diye okumuştum bir kitapta, iyi inceleme ve sohbet de bizi başka araştırmalara yönlendirendir diye düşünüyorum. H.A sen bu platformda incelemelerini en sevdiğim okurlardan ve beraber kitap okuyup üzerine sohbet etmeyi de sevdiğim arkadaşlarımdan olduğun için, hepsine olduğu gibi bu yorumlarına da bayıldım 🫠 Galeyan hocam, çok hoş bir girişimde bulundunuz, büyük emek veriyor derliyor paylaşım yapıyorsunuz, çok teşekkür ederim 🙏🏻 İnceleme kadar yorum yaptım iyi mi? 🫣 Damağımı şenlendirecek kadar leziz, beynimi besleyecek kadar dolu, kahveme eşlik edecek kadar keyifli bir sohbet olmuş… Emeğinize, yüreğinize, beyninize, dilinize, kaleminize sağlık efenim 💚 🍯
Galeyan
Gönderi Sahibi
Mnemosyne Çok teşekkür ederim, okunmaya değer bir şeyler sunabilmeye çalışıyorum kendi çapımda. Bi nebze olsun becerebildiğimi görünce mutlu hissediyorum..) Umarım site içerisindeki güzellikler artarak devam eder. H.A olan keyifli sohbete eşlik ettiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum :)
Galeyan
Gönderi Sahibi
H.A Yazarla ve kitapla sayenizde tanışmış oldum, bu sohbet için ayrıca teşekkürler :)
H.A Galeyan Emeğinize sağlık çok nitelikli bir sohbet olmuş
Teşekkür ederim 🙏🏻
Koreli yazarlardan ,iki farklı yazar okudum biraz disiplinli ve durağan bir dilleri var ama siz bu sohbetle kitabı farklı bir boyuta taşımış oldunuz yüreğinize sağlık.
Galeyan
Gönderi Sahibi
LULU Çok teşekkürler.:)
Reklam
Yazarın bu incelemeyi okumasını isterdim 👏🏻👏🏻👏🏻
Galeyan
Gönderi Sahibi
Estağfurullah, O yazsın biz kitabını okuyalım :)
Sohbet o kadar derin ki iki kere okuduğum yerler çok oldu :) Emeğinize sağlık çok güzel bir paylaşım olmuş yine. 👏👏👏
Galeyan
Gönderi Sahibi
GLCN Çok teşekkürler, H.A sayesinde tanıştığım şık bir yazar ve kitap oldu. Derinliğin güzelliğine boyanır umarım buralar