Herkese merhaba, yine kapsamlı bir inceleme ile karşınızdayım.
Schopenhauer’in başyapıtının birinci cildi, felsefe tarihinin en sarsıcı, en görkemli ve aynı zamanda en karamsar sistemlerinden birini inşa etmiş. 1818'de yayımlanan bu ilk cilt, aslında tek bir ana düşüncenin dört farklı açıdan (epistemoloji, ontoloji, estetik ve etik) ele alınarak devasa bir mimariye dönüştürülmüş halidir. Şu an da okumakta olduğum ikinci cilt, bu ilk cildin detaylı tamamlayıcısı ve eklentileri nitelikte, bitirince ona da inceleme yazacağım.
Şimdi, bu devasa eserin birinci cildinde ele alınan temel konuların ve felsefi yapının anatomisini inceleyerek kitaba giriş yapalım.
Yukarıda Schopenhauer'in dört farklı açıdan felsefesini anlatmaya çalıştığından bahsetmiştim, öncelikle bundan bahsedeyim.
* Dünya Benim Tasavvurumdur (Epistemoloji): Schopenhauer esere felsefe tarihinin en ünlü açılış cümlelerinden biriyle başlar: "Dünya benim tasavvurumdur." Kant'ın fenomenler dünyası fikrini devralarak, algıladığımız her şeyin (zaman, mekân ve nedensellik) aslında kendi zihnimizin bir kurgusu olduğunu söyler. Ağaçlar, dağlar, diğer insanlar; hepsi öznenin (bilincin) algı süzgecinden geçen tasavvurlardır. Ortada algılayan bir özne yoksa, tasavvur edilen bir nesne de olamaz.
* Dünyanın Özü Olarak "İsteme" (Ontoloji):
Eğer dünya bir tasavvursa, bu tasavvurun arkasındaki gerçeklik (Kant'ın 'kendinde şey'i) nedir? Schopenhauer felsefe tarihini sarsan o yanıtı verir: İsteme; kör, akıldışı, doymak bilmez, amaçsız bir kozmik güçtür. Bizler rasyonel varlıklar olduğumuzu sanırız; oysa aklımız ve bilincimiz, sadece bu karanlık İsteme'nin hizmetkârlarıdır. Doğadaki her şeyde (yerçekiminde, bitkinin güneşe dönmesinde, hayvanların üreme içgüdüsünde) bu kör İsteme vardır. İnsan sürekli arzular, elde edince can sıkıntısına düşer ve yeniden arzular. Bu yüzden yaşam, doğası gereği bir ızdırap ve eksiklik halidir.
* Estetik Tefekkür ve Deha (Sanat):
Bana göre birinci cildin en büyüleyici bölümlerinden biri sanata ayrılan kısımdı. Schopenhauer, İsteme'nin yarattığı bu bitmek bilmez acıdan kurtulmanın geçici yolunun sanat olduğunu söyler. Estetik tefekkür anında, insan bir nesneye çıkar gözetmeden, salt bir "İdea" olarak bakar ve o an için "İsteme" susar.
Dış dünyayla, müşterilerle veya toplumla iletişimini asgariye indirmiş asosyal bir ressamın atölyesindeki o klostrofobik kriz anlarını düşünün; ressamın tuval karşısında kendi benliğinden sıyrılıp sadece renge, forma ve yaratıma odaklandığı o vecd hali, tam da Schopenhauer'in bahsettiği "istemenin boyunduruğundan kurtulmuş saf özne" olma durumudur (örnek olarak aklıma bu geldi:). Yetenek kopyalayabilir, ancak gerçek "deha", şeylerin ardındaki İdea'yı görebilen ve ızdırabı tuvalde dondurabilen kişidir.
* İstemenin Reddi ve Kurtuluş (Etik):
Sanatın sağladığı kurtuluş geçicidir. Kalıcı kurtuluş ise ancak "İstemenin reddedilmesiyle" mümkündür. İnsan, kendi bencil arzularını öldürmeli, diğer varlıkların acısını kendi acısı gibi hissetmeli ve nihayetinde Hint felsefesindeki Nirvana'ya benzer bir hiçliğe ulaşarak İsteme'yi kırmalıdır.
Şimdi, bu büyük filozoftan ilham alan diğer filozoflara değinmez isem olmaz. Schopenhauer'in "İsteme" kavramı ve karamsar felsefesi, 19. ve 20. yüzyılın entelektüel haritasını geri dönülemez biçimde değiştirmişti çünkü. Etkilediği en önemli isim ise hiç şüphesiz, hepimizin bildiği gibi Nietzsche idi.
Schopenhauer'in hiç şüphesiz en büyük mirasçısı ve zamanla en sert muhalifiydi aynı zamanda #y:205. Üzerine çalıştığı o çekiçle felsefe yapan düşünürün zihinsel evrimi, bütünüyle bir Schopenhauer okumasıyla başlar. İlk eseri Tragedyanın Doğuşu 'nda müzik ve sanatın dünyayı katlanılır kıldığı fikrini doğrudan ondan almıştı. Ancak daha sonra Nietzsche, hocasının bu "dünyayı reddeden", çileci ve karamsar tutumuna isyan ediyor. Kör ve acı çeken "Yaşama İstenci"ni alıp, dünyayı tüm acılarıyla kucaklayan ve olumlayan o coşkulu "Güç İstenci"ne dönüştürmüştü.
Sigmund Freud ise her ne kadar Schopenhauer'i sonradan okuduğunu iddia etse de, psikanalizin temel direği olan "Bilinçdışı" kavramı, Schopenhauer'in "İsteme"sinin ta kendisiydi. İnsanın akıl ya da ego tarafından değil, karanlık, cinsellik ve saldırganlık barındıran temel dürtüler ya da id tarafından yönetildiği fikri, felsefeden psikolojiye Schopenhauer aracılığıyla geçmişti.
20. yüzyılın en büyük dil filozoflarından biri olan Ludwig Wittgenstein , gençliğinde koyu bir Schopenhauer okuruydu. Tractatus Logico-Philosophicus adlı eserindeki "Dünya benim dünyamdır" fikri ve dilin sınırlarının dünyanın sınırları olduğu düşüncesi, doğrudan birinci cildin epistemolojik başlangıcından (Dünya benim tasavvurumdur) beslenir. Ayrıca Wittgenstein'ın etik ve estetiğin dilin ötesinde olduğuna dair inancı Schopenhauer kökenliydi.
Schopenhauer'in pesimizmini (karamsarlığını) alıp daha da uç noktalara taşıyan diğer filozoflar ise Philipp Mainländer ve Karl Robert Eduard von Hartmann du. Mainländer, Kurtuluş Felsefesi adlı eserinde İsteme'yi "Ölüm İstenci"ne çevirirken, Hartmann Bilinçdışının Felsefesi ile İsteme'yi evrimsel bir tarihsel sürece oturtmaya çalışmıştı.
Son olarak Fransız filozof Henri Bergson 'un yaşam felsefesinin kalbinde yer alan "Élan Vital" (Yaşam Atılımı) kavramı, Schopenhauer'in İsteme'sinin daha yaratıcı, dinamik ve evrimsel bir versiyonuydu.
Eserin ikinci cildinde yukarıdaki dört kavramı daha detaylı işleyeceğim. Birinci cilt Schopenhauer felsefesine giriş metni olarakta görüldüğü için daha fazla kavramlar ve filozoflar ile anlamı Promethaus'un ateşine atmanın bir manası yok.
Kısaca okuyacağınız bu kapsamlı eser; sanattan psikolojiye, varoluşçuluktan dil felsefesine kadar koca bir çağın kapılarını kıran ve insanın kendi rasyonelliğine duyduğu kibri yerle bir eden devasa bir balyozdur.
Kitabın çevirisinden de bahsetmek istiyorum. Sonuçta çeviri felsefe kitaplarında kavramların Türkçeleştirilmesi sonucunda bazı anlamlar bağından kopabiliyor, ancak DoğuBatı yayınları çok başarılı bir çeviri, dizgi ve mizanpajla kitabın kalitesini en iyi şekilde yansıtmışlar. Goethe'nin Faust eserini de DoğuBatı yayınları çevirisiyle okumanızı tavsiye ediyorum. Zaten bu kitabın ilk 40 sayfası çeviri hakkındaki notlara ve önsöz üzerine notlara ayrılmış, kitap 70. sayfada başlıyor.
Son olarak incelememi Schopenhauer'in kitabın girişine eklediği Jean-Jacques Rousseau'nun şu alıntısı ile bitirmek istiyorum:
"Uyan, dostum; ve çocukluktan çık!"