Gönderi

Ey insan! Bu kitabı sana ithaf ediyorum! /OKUMADAN YAŞAMAYIN!
10/10
·416 syf.··
2026 21. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 15:30
“Ey bahtsız! Tarihin hiçbir devrinde kendine bu kadar yabancı, bu kadar hayran ve düşman olmadın. (…) Kendine dön, kendine bak, kendine gel! Aptalca bir konfor aşkından doğduğu halde her biri daha korkunç bir dünya harbi hazırlayan teknik mucizelerin yanında, senin iç zıtlıklarını elemeye yarayacak ve seni kendi kendinle boğuşmaktan kurtaracak ruh mucizelerini ara. İnan, manevilere ve mukaddeslere, inan!” “Kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım.” Y A L N I Z S I N . Modern çağın modern insanı, sana sesleniyorum! En kalabalık göründüğün yerde yalnızsın. En tanıdık yerlerde kendine yabancı… Bu yüzden hep kaçma isteği, konfor alanında çıkma saçmalıkları, ölüm düşüncesi… Yalnızsın ve anlaşılmıyorsun. “Beni anlayacağı gün gelip çattığı zaman, korkarım ki, iş işten geçmiş olacak.” En büyük sıkıntıların gece başını yastığa koyduğun anda başlıyor. “Tavşan gibi korkak uykular vardır. En küçük bir endişe ruhta çıt çıkarsa dörtnala kaçarlar. Senin de uykuların öyledir, bilirim.” Ve hepsinden kötüsü, kendini bunların böyle olmadığına inandırmaya çalışıyorsun; bütün o mutluluk pozları, kalabalık ortamlar, arkadaş çevreleri hepsi bir yanılsama. Yalnızlık dışarıdan gelmez, insanın içindedir, der Özdemir Asaf, Tarık Tufan, “Yalnızlık insanın kendisiyle en uzak mesafesidir.” Bazı uzaklıklar ne kadar yakın değil mi? Bir yanlışlık olarak bakar yalnızlığa Ahmet Telli, “Yalnızlık yanlışlığın ilk adımıdır.” Olanca hüznüyle Nermin Yıldırım, “Boş durdukları vakit, evlerin içi bile çürüyor.” Bambaşka düşünüyor Arthur Schopenhauer, “Entelektüel açıdan yüksek bir insana, yalnızlık ikili bir yarar sağlar: Birincisi, kendi kendisiyle olmak ve ikincisi, başkalarıyla birlikte olmamak.” En büyük eserler de bu ruh hali eşliğinde meydana gelmiyor mu? Kalabalık bir Fyodor Dostoyevski düşünebilir misiniz? O bile son romanında umutlu… “Ama hiç kuşku yok ki, bir gün gelecek, bu ürkünç yalnızlık da sona erecek, insanlar birbirlerinden kopmalarının anlamsızlığını bir anda anlayacaklar.” Yalnızız İkinci Dünya Savaşı yılları sonrası, Maddenin hiç olmadığı kadar güç kazandığı, sanayileşmenin üst düzeye çıktığı, kentin köye göre daha cazip bir izlenim oluşturduğu, bireyin toplumun önüne geçmeye başladığı, tabiri caizse “modern insan” deyiminin hız kazandığı zamanlar. Peki kim bu modern insan? Ne istiyor? Özgürlük mü? Batılı olmak mı? Bedeni ruhun üzerine çıkarmak, maddenin izinden gitmek mi? Batı’yı mutluluğun temsili olarak gösterebilir miyiz? İdealizmin ölçütü orası mıdır? Aynı evin içinde yaşayan ama farklı yaşam biçimlerine, düşünce yapılarına sahip, farklı yaraları olan insanları bir araya getirerek bu konuya eşsiz bir biçimde bakıyor Peyami Safa, bir -ideal insan- tipi oluşturuyor, -ne kadar ideal orası tartışılır- ve o insan tipi üzerinde maneviyattan uzak maddenin insanı nelere sürükleyebileceği, ideal insanın ve ideal yaşamın nasıl olması gerektiği anlatılıyor. Bir üst kurmaca ile yapıyor bunu, Samim karakteri Simeranya isimli ütopik bir dünya kuruyor kendisine. Her şeyin olması gerektiği gibi olduğu, maddiyatın öneminin olmadığı, eğitimin ve toplumsal hayatın bambaşka seviyelerde olduğu, sosyalist düzenin çok daha üzerinde bir ütopya. Bir kaçış yeri… Düşündüm sonra, aslında hepimizin var böyle bir ütopyası, günlük hayatın telaşında sığındığımız kitaplarda girdiğimiz dünyalar, gece başımızı yastığa koyduğumuzda hayal ettiğimiz hayat. Başka türlü yaşamak dayanılmaz olurdu değil mi? Bedeni kaçamayan insanın ruhunun da aynı yerde kök saldığını düşünsenize… “İnsanı yalnız bir illet öldürür: Sıkıntı.” “Biraz gül, yahu! Değmez vallahi bu dünya.” Bir sabah vakti, kahvaltı masasında başlar tüm olaylar. Ve yine bir sabah vakti sona erer: “Sofaya çıkınca donakaldı. Elektrik sönmüştü. Pencerelerde sabah. (…) Koltukta Necile yoktu.” Tüm hayat sabahlar arasında yaşanan olaylardan ibaret değil mi aslında? Tıpkı tüm kitapta olduğu gibi, yalnız bir farkla: Meral ve Necile yok. Bir makale okumuştum “Peyami Safa’nın Yalnızız Adlı Romanında Bir Çatışma Unsuru Olarak İdeolojik ve Düşünsel Yapı.” Şöyle diyordu Gürkan Yavaş bir yerde, “Meral ve Necile’nin ölümü ardından başlayan yeni günde, bu iki insana yer olmadığı gibi, artık onların şahsında ortaya konulan düşüncelere de yer yoktu.” Maddeye taptığımız bu evrende bir gün tüm maddesel halimizle göçüp gideceğiz ve ardımızdan bizimle birlikte tüm düşüncelerimiz de yok olacak. Bir gün hiç yaşamamış gibi olacağımız dünyada içimize attıklarımızla var olduğumuz süreyi de zindan etmiyor muyuz kendimize: “Biraz gül, yahu! Değmez vallahi bu dünya!” “Değmez bu kadar sıkıntıya. Bu dünya böyle işte. Kabul edeceksin.” youtube.com/shorts/Xo6FtIIdU2w “İnsanın en kolay aldatabildiği budala kendi kendisidir.” Çağının entelektüeli Samim, Modern insanın dramının eserdeki temsilcisi – Peyami Safa’nın ta kendisi- İkilikler üzerine kurulu roman, Ruh – beden, madde – mana, Doğu – Batı, idealizm – materyalizm… İç diyaloglar, monolog, çözümleme ve bilinç akışı teknikleriyle eserdeki kahramanların iç dünyalarına derinlemesine hâkim oluyoruz. Tabii bu tekniklerin üzerinde Samim’in üst düzey telepatik güçleri(!) sayesinde. Fazla düşünmek inceliktir mi desem yoksa insan ruhunu bu kadar irdelerken kendine odaklanamayan Samim mi desem bilemedim ama okurken yordu beni, linçlemeyin lütfen! Oysa herkes öldürür sevdiğini der Oscar Wilde, Oysa insan en çok öldürüyor kendini… Kendini tanımadan, bilmeden, başka bir “ben”in taklidi olarak. Ah Meral, Neden bilmem en çok sana üzüldüm bu romanda. Toplum bir çöküşteyse senin özünde oldu bu çöküş. Modern insanın trajedisinin, kimliksizliğinin ve zerre de olsa tadamadığın hazzın izinde yok oldun. Yok oluşun toplumun yok oluşuydu belki de. Bu romanın en rahatsız edici tarafında sen vardın. Ve tabii bay entelektüel Samim! Erkek olduğun için mi böyle rahatsız edici bir idealizm altında gizlenmeyi başardın! “Erkeksin sen. Kızlarla istediğini yaparsın. Fakat rezil değilsin. Namus bayrağısın.” Ferhat’tan çok sana kızdım… Onun zihniyetini zaten biliyorduk, ama ideal olarak yansıtılan da ideal olmayan bir yaşam süren de sendin aslında. Çürümüş dünyada sıkışıp kalmış insanları anlatan, insan ruhunu derinlemesine analiz eden bir roman yalnızız. Freud, Nietzsche, Rilke gibi eserler romanda ben buradayım diyor. “Trajik insanlar olmak cesaretini taşıyınız, çünkü böyle kurtulacaksınız.” Ve devam ediyor: “Nietzsche öldüğü gün ben doğmuşum.” Eseri okurken Peyami Safa’nın bir yazar olmasının yanı sıra nasıl bir dolu adam olduğunu görüyorsunuz. Her kitap vaktini bekler ancak bu kitapla tanışmayı bugüne ertelediğim için okurluğumdan utandığımı ifade edebilirim. Dostoyevski, Kafka gibi yazarları yüceltirken kendi değerlerimizi ne kadar geri planda bırakıyoruz değil mi? Dostoyevski okumadan ölmeyelim derken, Peyami Safa okumadan ölüyoruz, bu biraz da hiç yaşamadan ölmek!
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202527,2bin okunma
··
6,4bin Gösterim
29 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Dostoyevski, Kafka gibi yazarları yüceltirken kendi değerlerimizi ne kadar geri planda bırakıyoruz değil mi? Dostoyevski okumadan ölmeyelim derken, Peyami Safa okumadan ölüyoruz, bu biraz da hiç yaşamadan ölmek! Daha çok okunması için bir paylaşım, bir yorum bırakabilirsiniz. 🌼
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Uygulamanın gündemi o kadar farklı ki incelemelere sıra gelmiyor.
Yüreğinizden süzülen hisleri böylesine etkileyici ve zarif cümlelerle ifade ettiğiniz bu muhteşem inceleme için sizi içtenlikle tebrik etmek isterim hocam👌☺️Duyguların böylesine derin ve samimi aktarımı gerçekten çok kıymetli. Ayrıca değindiğiniz noktaya gönülden katılıyorum. Kendi edebiyatımızda, raflarda keşfedilmeyi bekleyen sayısız değerli yazar varken, ne yazık ki çoğu zaman modern kültürün dayattığı yönelimlerin etkisinde kalıyoruz. Oysa bu toprakların kaleminden çıkan eserler, bizlere çok daha derin ve bize ait anlamlar sunuyor. Bu yüzden artık o dar bakış açılarından sıyrılıp, kendi edebiyatımızın zenginliğine yönelmemiz gerektiğine inanıyorum.
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
O kadar katılıyorum ki... Teşekkür ediyorum 🙏
Simeranya’nın Samim’ine selam olsun hocam. Çok güzel bir inceleme 👏🏻
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Teşekkür ediyorum. Kolay olmayacak o dünyadan çıkmak.
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Şimdiden keyifle...
Reklam
Önermiş olmaktan bu güzel incelemeyi okuduktan sonra tekrardan mutluluk duydum.Bu arada incelemeyi okurken acaba ne zaman yordu demiş diye de oldukça merak ettim.Peyami Safa eserleri ben de çok kez tatlı yorgunluklar bıraktı söylemeden geçemeyeceğim.Yine de kendi öz değerlerimizi iyi ki okuduk diyorum hep. Emeğinize sağlık,nice güzel eserlere 🍂🎀🌸
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Samimin gözlemleri bazen yorucu. 😊