[5.BÖLÜM]:Anneden Devlete Bir İktidar Sembolü: Ursula Iguaran
İnsanlık tarihi, bir anne ile başlar; insanlığın başladığı yer, ana rahmidir. Farklı mitolojilere baktığımızda Ana Tanrıça figürünün hayata getiren/bahşeden ve hayattan koparıp kendi özüne (toprağa) kabul eden bir yapıda olduğunu görürüz. İşte bu can alan ve can veren vasıflara sahip olan özelliğiyle Anne/Tabiat Ana kavramı, kısaca insana şunu anlatmaktadır:
İnsan evlâdı, anneden gelir (doğum) anneye geri döner (toprağa gömülme/toprağın kabul etmesi, ölüm).
Bu yönüyle insanın sahibi, tamamen Anne/Dişi/Kadın’dır. Anne/Tabiat Ana (Doğa) sarmalından Sophokles’in #k:14367ve Antigone, Yaşar Kemal’in Yılanı Öldürseler romanı incelemelerimde bahsetmiştim. Bu eserlerdeki Anne/Kadın figürünün toplumdaki öncü/bahşedici konumu ve gücü ile Yüzyıllık Yalnızlık’taki Ursula Iguaran karakteri, bana bu eserlerden oldukça çağrışım yaptı.
Romanda eşi Jose Arcadio Buendia akıl sağlığını yitirip belleğini kaybedince kestane ağacına bağlandığını ve otoritenin/yönetimin tamamını Ursula’nın devraldığını görmekteyiz. Resmi olarak ne Jose Arcadio Buendia ne de Ursula bir liderdir. Bu, bir çeşit doğal liderlik vasfı doğrultusunda gerçekleşen organik bir devir-teslimdir.
Ursula zamanla yaşlandıkça zaten rayından çıkan işlerin de önüne geçemez olur, gücü eskisi gibi yetmemeye başlar, lakin zamanla kasabada çok şey değişmiştir. Ursula’nın (annenin) ölümüyle halkın da beyin ölümü gerçekleşmiş, bir ailenin/bir kasabanın tarihsel külliyatı ve kimliği de son bulmuş olur.
**Anne ile başlar, anne ile biter. Ezelden beridir anneler deftere hep böyle kaydedilmiştir zaten.
Öyle değil mi?**
Nerede bir anne bahsi geçse hep şu sözü işitiriz: "Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyâr olmaz." Ne yârı! ne diyârı! . . . Anne (Tabiat Ana/Ana Erkil İktidar), hayat sahnesinden çekilince bastığın toprak, ayağının altından bir battaniye gibi bir anda çekiliveriyor; geriye doğadan insana bir kuru çatlamış toprak ve üzerinde onu üfüren bir aylak yel kalıyor.
Annesizlik, topraksızlık vatansızlık gibidir. Ursula’nın gidişi de tam olarak böyle olmuştur; Macondo’da çöküş, annenin gidişiyle başlar. Romanın ilk başında Ursula’nın bekaret kemerini çıkarıp çocuk yapmaya karar vermesiyle – anne olmasıyla - başlayan Buendia Hanedanı’nın soy zinciri yine Ursula’nın – annenin – vefat edip sahneden çekilmesi sonucu kasaba ani bir çöküntü sürecine girmesi, anne figürünün romanın (hayatın) yazgısını elinde tutan en güçlü figür olduğunu göstermektedir. Ursula'nın ortadan kaybolmasının ardından bu makus talihin kurbanları olan yeni nesil kasabalılar zamanla iyice gerileyerek adeta ilkel bir karanlığa ve günahkârlığa gömülüp tarih sahnesinden çekilirler.
Annenin yitirilmesiyle başlayan her bir çöküş, bir tarihsel döngüselliğin bitip başka bir döngüselliğe geçişin de başlangıcı demektir. Tam da burada akıllara şu soru düşüveriyor:
İnsanlığın kaderi tekrarlanan yazgılardan mı ibarettir?
Sonraki bölüm ▷ #300919101