Gönderi

Kadın olmak.
Puan vermedi·112 syf.··
2026 23. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 12:54
Kadın olmanın tüm zorluklarına rağmen bu dünyada başı dik ve gülümseyerek geçmiş, geçmekte olan tüm Suzan’lara; bu hayattan hoyrat ellerce koparılmış tüm kadınların anısına ithafen… Hermann Hesse’den bir paragrafla başlıyor eser, “Tek başına duran ağaçlara daha da hayranım. Yalnız insanlar gibidir onlar. Şu ya da bu zaaftan ötürü sıvışıp giden münzeviler gibi değil, yalnızlaşmış büyük insanlar gibi, Beethoven ve Nietzsche gibi…” Kapadım sayfayı, yaslandım arkama, düşündüm. Mutlu olmanın temel prensibi de bu değil miydi? Tek başına ayakta durabilmek… Hele coğrafyanın keder olduğu bu topraklarda kadınsan… Hele yalnız kalmış, bırakılmış, ölmeden evvel ölüme terk edilmişsen… Kadın… “İklimine uygun bir toprak bulamamanın hüznünde hep goncaya durmuş fakat çiçek açamamış kaç kadın vardı şu dünyada, kim bilir?” Tarık Tufan’ın dediği gibi, “Hüznünü kendi dilinde yaşayan varlık.” “Bir kadın görünüşte nazik, hatta sinik olabilir, ama içten içe kanamaktadır,” der Kurtlarla Koşan Kadınlar’da, daha hüzünlü bakıyor Ayfer Tunç, “Birçok kadın hayatlarının tek çiçeğini istenirken aldılar, onları da doya doya koklayamadan misafir odasındaki vazoya koymak zorunda kaldılar.” Aslında çiçek istemiyordu kadınlar, pahalı hediyeler vesaire doldurmuyordu yüreklerindeki boşluğu; yalnızca anlamak ve anlaşılmak, basit de olsa birlikte bir şeyler yapabilmek. Oysa dört duvar arası bir yalnızlık kalıyordu onlara, o da hala hayattalarsa… “Kadın ölür hiç bırakılmadığı kalabalıklardan.” Ülkü Tamer “Daima sessizce söylemeye özen gösterirdi şarkıları, kimse duymasın diye. Sanki mutlu olmak suçmuş gibi.” Gülüşün bile batarken başkalarına, Azıcık güzel görüneyim diye giydiğin elbise erkeklerden önce kadınlar tarafından linçlenirken, Yürüyüşe çıktığında dahi saat sorgulanırken, nasıl suç olmazdı mutluluk değil mi? Öyle insanlar var ki hayatta kendi mutlu olamayışlarının cezasını başka insanların mutluluğunu bozmaya çalışarak kesmeye çalışırlar. Şurada bile mutlu bir paylaşım yapın koşarak karalamaya gelirler, çünkü mutluluk nedir bilmemişlerdir, çünkü onlar mutlu olmadılarsa olmamalıdır hiç kimse. Kavaklar ve Kökler Kadar Kitabın kendi tabiriyle, “Dünyaya meydan okuyan, yalnızlığıyla kalabalıklaşan, mutluluğun yegâne şartını beyaz atlı prenslere bağlamayan, bir ağaç fidanından ormana evrilen Suzan’ın küllerinden doğuş hikâyesi.” 90’lı yılların sonu, eşini kaybeden bir kadın… Kaybetmek deyince ne geliyor aklınıza? Bir ölüm mü? Oysa insan en çok yaşarken kaybediyor başka bir insanı. En çok kalabalıklar arasında yalnız kalıyor. Annelerimizi hep mutfakta hatırlarız değil mi? Hep tıkır tıkır bir ses gelir mutfaktan. Orası onun yaşam alanı olmuştur. “Mutfak, sığındığı en güvenli limandı.” Hatta anne ölünce ilk o sesin kesildiğini fark edersiniz. Artık ses gelmez mutfaktan, koku gelmez, yemeklere tuz diye kattığı ruhu, kavanozlara reçel diye koyduğu gözyaşları kalmıştır yalnızca. Kimi kadınlar ölmeden önce gömer kocalarını, ölüm zamana yayılmış bir sonun vücut bulmuş halidir. Bütün olumsuzluklara rağmen, yeniden başlamak mümkün mü? “Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben... biz artık geçmiş zamanız,” der John Steinbeck Gazap Üzümleri'nde. Daha umutlu Ece Ayhan, “Bir dahaki gelişte dünyaya, nehir yollarından döneceğiz.” Yine duygulu rahmetli Bülent Parlak, “Keşke bilmeseydim, yeniden başlamak için büyük bir mağlubiyet gerektiğini.” “Ankalar ölme vakti gelince alev alırlar, sonra da küllerinden yeniden doğarlar,” diyor hepimizin sevdiği Harry Potter kitabında. Belki de yeniden başlamak için önce dibi bulmak gerekiyor. Tıpkı Suzan gibi… “Yeniden merhaba diyor, tanımaya heveslendiği dünyaya. Açıyor gözlerini, bir kavağın avucunda. Arınıyor Suzan, kendi yağdırdığı yağmurun ıslağında.” Sil baştan başlamak gerek bazen… youtube.com/watch?v=IqbZGfW... Yaşanacak yalnız bir ömrü olduğunu fark edip yeniden başlayan, kavaklar gibi asil ve mağrur bir kadının hikâyesi bu. “Sen çocukken de pek severdin zaten ağaçları. Te şuradaki kavakların içinde dolanır dururdun.” Suzan… Hayata bakışını, mutlu olmayı bir erkekle olmaya bağlamamanı ve ruhunda çizdiğin sonu öyle beğendim ki… Aziz’e tamam dediğin sayfada kapatacaktım kitabı, bana bile büyük bir ders verdin! Hayır diyebilmeli bazen, kendi yolunu çizebilmeli, ve el alem değil elli alem karşında dursa o yoldan dönmemeli… Ben de yalnız kalmış değil yalnızlığı seçmiş tüm kadınlara ithaf ediyorum bu incelemeyi. Yalnız değilsiniz, kendi başınasınız. Ve o kendiniz kendinize hep yetecek.
Kavaklar ve Kökler KadarSeda Nida Demir · Metinlerarası Kitap · 202416 okunma
··
1.024 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
👏👏
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
🙏👏
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Yıllar önce Kelebeğin Ayak Sesleri'ni okumuştum #183632556 uygulamayı kullanan bir yazarımız, paylaşım ve yorum yaparak daha çok okunmasına vesile olabilirsiniz.