·288 syf.····Okunma: 21 Mayıs 2026 01:10 Bazı roman sonları okuru ters köşe eder ya, ben bu romanda daha ilk sayfalarda ters köşe oldum. Roman oldukça hızlı ve sarsıcı bir başlangıç yaptı. Şehirdeki kütüphanenin, “Tekçiler” denilen rahipler adına bombalanması ilk başta bende gerici bir grubun saldırısı izlenimi uyandırdı. Fakat zamanla olayın arkasında idarenin olduğunu görmek gerçekten şaşırtıcıydı. Çünkü burada beni asıl şaşırtan şey, böylesi bir yıkımın ve yasaklamanın “ilericilik” adına yapılmasıydı.
Ursula K. Le Guin, bilim kurgu edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak bu romanda ezber bozan bir anlatım kurmuş. Anlatılan her şeyi sorgulamak, hiçbir düşünceye körü körüne bağlanmamak gerektiğini okurun zihnine adeta yerleştiriyor. İyi–kötü, ilerici–gerici gibi keskin ayrımlar bekleyerek okumayı sürdürdüğüm roman, beklentimin çok dışında gelişti.
Savunduğumuz düşüncelere uyumlu bir toplum içinde yaşasak bile onları sorgulamayı bırakmayıp, hayat içindeki uygulanabilirliğine, eksiklerine ve yanlışlarına da bakabilmenin bir ihtiyaç olduğunu gösteren çok yönlü bir roman. "Anlatış" daha yaşanabilir bir dünyayı, düşünceleri olduğu gibi kabul etmekten değil, eksikleri görüp iyileştirmekten geçtiği mesajını çok güçlü veren bir anlatıma sahip.
Bir de sonradan kitapla ilgili farkettiğim bir durum da şu oldu.
Bu roman, yazarın yazdığı en son roman olduğu gibi, serinin de son kitabıymış. Ben ise ilk sırada bu kitabı okumuş oldum. Bu yüzden yer isimleri, gezegenler, sistemler ve bazı kavramları anlamakta çok zorlandığımı söyleyebilirim. Bu nedenle benim için okuması kolay bir roman olmadı. Fakat zorladıkça düşündüren, düşündürdükçe içine çeken bir kitap olduğu kesin.
Romanın baş karakteri Sutty isimli bir kadın. Ekümen adına Aka gezegenine gönderilmiş bir gözlemci ve araştırmacı; aynı zamanda dil ve tarih üzerine eğitim almış biri. Sutty, “Şirket” adı verilen sistemin yönettiği bir dünyada, ilericilik adına yapılan ama özünde baskıcı uygulamalarla yönetilen Aka gezegeninde görevine başlıyor.
Aka gezegeninde yalnızca iki dilin konuşulmasına izin veriliyor. Teknolojinin ileri düzeyde olduğu, sloganların sürekli ileriyi gösterdiği Aka’da ne yazık ki kütüphaneler bombalanıyor, kitaplar yok ediliyor. İnsanların geçmişi, hikâyeleri ve hafızaları sistemli biçimde silinmeye çalışılıyor. Geçmişten kopuk, yalnızca bugünü yaşayan bir toplum yaratılmak isteniyor. Amaç, insanların içinde yaşadıkları sistemi sorgulamadan kabul etmeleri ve düzeni bozabilecek herhangi bir davranışta bulunmamaları , halktan beklenen davranış bicimi bu.
Sutty, kendisini görevlendiren Tong isimli denetleyicinin önerisiyle merkeze uzak ve denetlenmesi zor olan Okza–Okzat bölgesine seyehat etmeyi kabul ediyor.
Gitmeyi zaten çok istediği
bu bölgeye severek gidiyor. Burada bildiği yaşam tarzından oldukça farklı, doğal ve sade bir ortamla karşılaşıyor. Şehrin gürültüsünden, trafikten uzak bu yaşam ilgisini çekiyor. İlk defa yediği ve içtiği şeylerin doğal tadına varıyor.
Zaman geçtikçe insanların geçmişlerine, hikâyelerine ve anılarına sahip çıktıklarını görüyor.
İnsanlar Umyazu denilen yerlerde toplanıyor. Buralarda “Maz” adı verilen anlatıcılar ise dinlemeye gelen insanlara hikâyeler anlatıyor.
Mazlar profesyonellerden oluşan bir topluluk. Yaşamlarının büyük bir bölümünü anlattıkları hikayeleri çeşitli kaynaklardan derleyip toplayarak insanlarla paylaşıyorlar. Geçimlerini de bu yolla sağlıyorlar.
Sutty de zamanla onların dilini öğrenerek onlarla daha yakın ilişki kuruyor. Aynı dili konuşmak, insanları daha iyi anlamasını sağlıyor. İnsanların kitaplara verdiği değeri gördükçe burada yaşamayı bile düşünüyor. Mağaralar dolusu kitabın korunması onu oldukça etkiliyor.
Başta Mazlara oldukça yakın buldum kendimi. Kitapları korumaları, geçmişi ve anlatıları yaşatmaya çalışmaları beni çok etkiledi. Özellikle mağaralarda kitapların saklanması, insanların günlerce yol gelip onları okuyup koruması çok kıymetliydi. Çünkü bir kültürü yalnızca anlatarak yaşatamayız. Dinleyerek, okuyarak, paylaşarak ve günlük hayatın içine karışarak yaşamaya devam eder kültür. Kültür, sindirilerek ve yaşanarak hayat bulur.
İnsan sadece anı yaşayan bir varlık değil. Kim olduğunu yaşadıklarıyla öğrendikleriyle, dinledikleriyle ve hatırladıklarıyla kuran bir toplulukda yaşar.
Bellek yalnızca geçmiş değildir. Biraz da kimlikdir.
Bu yüzden bir toplumun dili yasaklandığında yalnızca kaybolan kelimeler olmuyor, dünyayı anlama biçimi de değişiyor.
İnsan ana diliyle düşünür, hisseder ve bence onunla var olur.
Bu nedenle Aka gezegeninde Dovza dilinin zorunlu olması bana yalnızca resmî bir dil dayatması değil, aynı zamanda geçmişi silme girişimidir.
Kitap okumam ilerledikçe kendimden beklemediğim farklı düşünceler içinde buldum kendimi. Başta Mazlara daha çok hak verirken, Yara’nın anlattıklarıyla işler karmaşık bir hâl aldı. Bu arada Yara, kitaplarla dolu mağaranın bulunduğu bölgede uçak kazasında yaralanan kişidir. Adı da “yaralandığı” için değil gerçekten
Yara'dır. Onun Sutty'e anlattıkları, Mazların geçmişte yeniliğe kapalı oldukları, sahip oldukları bilgiyi bazen kendi anlayışlarına göre kullandıkları yönündeydi. Bu noktada şunu fark ettim ki körü körüne taraf tutmak çok da mantıklı bir duruş değil. Sevdiğimiz, yakın hissettiğimiz şeylerin bile sorunlu tarafları olabileceği konusunda uyanık olmak gerekiyordu.
Okza–Okzat halkının Sutty’den istediği şey ise Ekümen’in kütüphanelere , kitaplara ve kitap okurlara sahip çıkmasıydı.
Elbetteki bu hazine yalnızca Silong’un bağrındaki kitaplar değild. Nerede olurlarsa olsunlar tüm kitaplar ve kitap okuyan herkes bu hazinenin bir parçası olduğuna göre,korunması gerekende, aslında bütün bir sistemdi. Anlatış.
"Anlatış" benim için olaylardan çok düşünceleriyle, hissettirdikleriyle ve zihnimde açtığı sorularla ve farklı bakış açılarıyla iz bırakan bir roman oldu. Zorlayan ama düşündüren, düşündürdükçe de içine çeken çok farklı bir okuma deneyimi.