Büyük beklentilerle okuduğum Pia Mater ’in ardından yaşadığım hayal kırıklığı nedeniyle yaklaşık bir hafta boyunca kitaplardan uzaklaştım. Hatta bir süre okumak bile istemedim. Kamelyalı Kadın ise beni yeniden okumaya döndüren roman oldu.
Yakın zamanda okuduğum Gurur ve Önyargı ile kıyasladığımda kendimi bu hikâyeye çok daha yakın hissettim. Dilinin daha sade olması, diyalogların yorucu bir hâl almaması ve anlatılan duyguların doğal hissettirmesi bunda büyük etki yarattı. Üstelik roman, yalnızca bir yasak aşk hikâyesi anlatmakla kalmıyor; insanları yargılamanın ne kadar kolay olduğunu da gösteriyor.
Marguerite’nin yaşadığı çıkmaz beni en çok etkileyen noktalardan biri oldu. Hastalığı ilerliyor, ölüm her geçen gün yaklaşıyor, hayata tutunmak istiyor ama içinde bulunduğu koşullar onu parası olan erkeklere bağımlı bir yaşama sürüklüyor. İlk kez gerçekten sevdiği bir adamla karşılaşıyor ve bu sefer her şeyi riske atıyor. Ancak geçmişi peşini bırakmıyor. Bu yüzden onun kararlarını doğru ya da yanlış diye yargılayamadım. Sadece içinde bulunduğu o bıçak sırtı durumu hissettim ve gözlerim nemlendi.
Roman boyunca hiçbir karaktere kızamadım. Ne Armand’a ne de babasına… Armand’ın babasını bile kendi penceresinden bakınca haklı bulduğum anlar oldu. Romanın trajedisi kötü insanların varlığından değil, herkesin kendi açısından haklı olmasından doğuyor. Bu da yaşananları daha gerçek ve daha acı verici kılıyor.
Armand ise yer yer oldukça çocuksu ve bencil davranıyor. Kıskançlıkları, sahiplenme isteği ve duygularını kontrol edememesi zaman zaman sinir bozucu olabiliyor. Fakat bunu da aşkın insanı nasıl mantıksızlaştırdığını, mantığını nasıl gölgelediğini çok gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. Bu yönüyle karakter bana fazlasıyla sahici geldi.
Okurken zaman zaman Kürk Mantolu Madonna ’yı da hatırladım. Olaylar aynı olduğu için değil; güçlü kadın karakteri, ayrılığın ardından ortaya çıkan gerçekler ve geriye dönüp bakıldığında kalan o derin “keşke” hissi nedeniyle bende benzer bir duygu bıraktı.
Romanın en güçlü yanı, dışarıdan bakıldığında kolayca yargılanabilecek bir hayatı içeriden göstermesi. Bu kitap bana bir kez daha şunu düşündürdü: İnsan en büyük hükümleri yaşamadığı hayatlar hakkında veriyor. Bir hayat kadınına âşık olmak, geçmişi problemli birini sevmek ya da asla yapmam dediğimiz seçimleri yapmak... Dışarıdan bakınca her şey çok net görünüyor. Fakat insan işin içine girince, kendi doğrularından bile şüphe etmeye başlayabiliyor.
Genel olarak Kamelyalı Kadın beni şaşırtan romanlardan biri oldu. Ne fazla melodramatik geldi ne de abartılı. Tam tersine, yaşanmış bir hikâyeyi okuyormuşum hissiyatı verdi. Aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ etkileyici olabilmesi de bunun en büyük kanıtı.
Belki de bu yüzden kitap bende yalnızca bir aşk hikâyesi olarak kalmadı; insanların hayatlarına dışarıdan bakarak hüküm vermenin ne kadar kolay olduğunu da hatırlattı. Marguerite Gautier ise bence edebiyat tarihinin en unutulmaz kadın karakterlerinden biri olmayı sonuna kadar hak ediyor.
Kamelyalı KadınAlexandre Dumas (fils) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201924,1bin okunma
Çok sevdiğim bir cümle var, biraz argo ama; "Benim yürüdüğüm yollardan yürümeden ne yaşadığımdan bahsedemezsiniz .... yesin empati.
Kaleminize sağlık 🙏