Koskoca bir huzursuzluğu dört karaktere üleştirdikçe, huzursuzluğu azaltmak yerine arttıran bir roman Huzur.
Dertleri ve kendileri kıymetli dört karakter etrafında usul usul akan bir roman Huzur.
Bir aşk romanı ama aşkın gölgesiyle olan bir roman Huzur.
Bir dönem romanı ama dönem sanki evin dışındadır, perdeler sımsıkı kapalı tek bildiğimiz şey: tarih orada akıyor.
İstanbuldan bazen dünyaya bakarız ve dünya savaşa doğru gitmekte bir canavardır.
İstanbul ise o bütün ihtaşımını oluşturan mehtabı, boğazı, semtleri, tepeleri, köşkleri, evliyaları, mahalleleri, tekneleri… ile şuh bir eda ile romana akar.
İşte dünya böyle iken, istanbul böyle iken, okur resmi büyütür büyütür ve dört karakterin iç dünyasında bulur kendini her bir bölümde:
İhsan.. Nuran.. Mümtaz.. Suat…
Bize onların yüreklerine kadar girmiş hissini veren Tanpınar edebiyatına hayran oluyoruz.
Huzur içinde bu atmosferin ortasında Mümtaz, Nuran, Suat ve İhsan etrafında kurulan bir denge vardır. Mümtaz bu şehirle, bu zamanla ve kendi iç dünyasıyla aynı anda ilişki kurmaya çalışan bir bilinçtir; fakat hiçbirine tam olarak yerleşemez, sürekli bir arayış hâlinde kalır. Nuran, bu arayışın içinde maddi hayatla aşkı birleştirebilecek bir ihtimal gibi durur; bir tamamlanma ve yakınlık duygusunu taşır. Suat ise daha bastırılmış, daha kırılgan ve daha taşkın bir iç dünyanın dışa vurumu olarak romana isyan katar. İhsan ise daha mutedil ve düşünsel bir denge noktası gibi bu üçlüye eşlik eder.
Bölümler isimlendirilmiş olsa da herkes ötekinin hikayesine akar. Ve onları birleştiren akşamlar, tam da Marcel Proust ‘un o ihtişamlı balolarında uzun uzun okuduğum herkesin zihninden akan, sözlerine dökülen pekçok şeye tanık olduğumuz akşamlardır.
Diyaloglar ve karakter tahlillerinin merkezinde insanın kendisine bir dayanak, bir açıklama ve bir anlam bulma çabası vardır.
Bu dayanak bazen birbirlerinde aranıyor, bazen geçmişte, bazen İstanbul’da, bazen aşkta,bazen hayata dair amaçlarda ve en çok romanın merkezi temalarına sirayet eden musiki, resim ve tasavvufta aranıyor. Özellikle musiki ve bestekârlar karakterlerin iç dünyasını taşıyan bir zemin gibi kullanılır. Aşk ise bu bütünlüğün içinde hem bir arayış hem de kırılgan bir tamamlanma ihtimali olarak yer alır.
Bütün bunların sonuna gelindiğinde huzurun nerede aranması gerektiği ile ilgili bir dilemma okurladır.
Karakterlerin o kesif ve durağan ve çoğu zaman kapan hissi yaratan dünyalarını besleyen her şey romana lezzet katmış tam anlamıyla.
Tanpınar bir karakter yazarken onu her detayıyla ifade etmese bile geçmişini ve geleceği ile beraber bir bütün olarak oluşturduğu için biz o karakterleri kitabın içinden çıkıp karşımızda duracak kadar gerçekçi düşünüyoruz.
Özellikle bu romandaki Suat karakterini içinde bitiremeyip Suat’ın Mektubu eserini de yazdğına bakarsak Tanpınar da bize bunu yapmak istiyor.
Kitap hakkında en fazla içimi dökebileceğimin farkındayım bu yüzden içdöküşü burada noktalıyorum.
Sizler de muhakkak Tanpınat eserlerini
Mahur BesteSahnenin DışındakilerHuzur ve son olarak Suat’ın Mektubu diye sıralanmış olarak okuyunuz.