137 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Bugün biri çıkıp 'sizce dünyada enerji problemi var mı?' diye bir soru sorsa şu cevabı verirdim: 'Evet bayım, kesinlikle dünyada bir negatif enerji problemi var!' Ve daha da kötüsü, bu enerji problemini ortadan kaldıracak elimizde ne bir pozitif enerji santralimiz var, ne de yeraltı rezervlerimiz... Orta Doğu ve Arap Yarımadası dahi bu konuda çaresiz. Modern Batı ve Uzak Doğu da öyle... Negatif enerji, havadaki oksijen gibi yayılıyor ve her geçen gün yeni birilerini daha rüzgarına katıp dünyayı sarmaya devam ediyor... Eğer bu hızla yayılmaya devam ederse lanet bir gezegen olup çıkacağız sonunda...

Neyse, bu girizgah dursun bir köşede... Önce Wilhelm Genazino'nun bu sıra dışı kitabı hakkında konuşalım biraz...

Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk; mutsuz bir adamın, daha da kötüsü, mutsuzluğunu bilen bir adamın, hayatın içinde küçük mutluluk kırıntıları aradığı bir modern zaman hikayesi...

Gerhard Warlich, felsefe doktorası yapmış bir çamaşırhane müdürü... Zamanın şartları içinde felsefe doktorası, ona çamaşırhanede bir iş bulmasında oldukça faydalı oluyor! Nakliye şoförlüğü ile başlayan kariyeri zamanla müdürlüğe kadar yükseliyor. Şirketinde çalışan herkesin kendini aldattığını düşünen paranoyak bir patronu var. Tek güvendiği kişi, ona ne kadar güvenmek denirse artık, Warlich oluyor. Ve hazır böyle donanımlı birini yakalamışken onun etinden sütünden sonuna kadar faydalanabilmek için sürekli yeni görevler yüklüyor üzerine... Çamaşırhanenin denetlenmesi, nakliye şoförlerinin yolda kaytarıp kaytarmadığının kontrolü falan derken, iş şirket için yeni iş modelleri ve reklam kampanyaları üretmek ve müşterilerle birebir görüşmeler yapmaya kadar gidiyor...

Tabii okur olarak, buradaki ironi bizi asla şaşırtmıyor. Biliyoruz ki çevremizdeki insanların %80'i sevmediği veya hiç alakası olmadığı bir işle meşgul... Belki kendimiz de bu gruba dahiliz... Ve yine pek çoğumuz işimizde görev tanımına giren görevler dışında onlarca işi üstlenmek durumunda kalıyor... Yani Warlich, bizim Almanya şubemiz gibi çalışan sıradan bir beyaz yakalı aslında...

Beraber yaşadığı hayat arkadaşı Traudel ise bankacı bir kadın ve sırf banka müdürü olmak için yaşadıkları yerin kilometrelerce uzağında bir taşra şubesinde çalışmayı ve her gün 80 km yol gidip gelmeyi kabul ediyor. Onun hikayesi de yabancı değil aslında... Bizde bir laf vardır ya; 'Bir şeyin başı ol da, istersen soğan başı ol' diye... İşte Traudel de bu öğüdü hayat felsefesi yapanlardan biri sadece...

Aralarındaki ilişki temelde sevgiye dayanan, küçük farklılıkları bir oyun gibi görüp 'idare eden' ama iş ciddi konulara geldiğinde büyük çatışmalara gebe olan tanıdık bir ilişki... İlişkide 5+ yıl geçmesine rağmen evlenmek yerine beraber yaşamayı tercih eden çiftlere has o 'tam bağlanamama' ya da 'her an gidebilirim' haline bu ilişkinin satır aralarında da rastlamak mümkün...

Kitap temelde Warlich'in gündelik yaşam içinde yaşadıklarını, hislerini ve kendi kendine geliştirdiği küçük mutluluk arayışlarını monolog tekniğiyle bize aktarırken, fonda modern dünyanın açmazlarını ve bu açmazların insanı nasıl bir kapanın içine soktuğunu samimi bir dil ve akıcı bir kurguyla önümüze seriyor...

Bundan sonrasını, henüz kitapla tanışmamış okur dostlarımın kendi keşiflerine bırakıyorum...
------------------------------
(Teknikçi / Tenkitçi arkadaşlar tam bu noktada incelemeden ayrılabilirler. Çünkü bundan sonraki bölümde lanet olası kendi fikirlerimi paylaşacağım:)
------------------------------
Ben mutluluğun ve mutsuzluğun bulaşıcı olduğunu düşünen insanlardan biriyim. Bunu hayatım boyunca sayısız defa test ettim ve her gün bu tezi güçlendiren durumlar yaşamaya devam ediyorum... O yüzden, toplumda tanık olduğumuz bu baskın mutsuzluğun bir veba salgını gibi kişiden kişiye yayılarak büyüdüğüne eminim artık. Herhangi biriyle yaptığım ayaküstü 5 dakikalık sohbetlerin sonunda bile kendimi yas evinden çıkmış gibi hissediyorum. Normal şartlarda mutsuz olmak için elimde somut bir nedenim olmasa dahi, günün sonunda eve Sami Hazinses gibi dönüyorum çoğu zaman... Başkalarının mutsuzluğunu taşımak gerçekten de içinden çıkılması zor bir durum. Bulduğum en pratik çözüm ise, bende biriken mutsuzluğun fazlasını yine başka birine boca edip kaçmak oluyor. O sürekli hissettiğimiz ama tanımlayamadığımız mutsuzluğun ardında işte bu 'elim sende' oyunu yatıyor maalesef...

İşin garip tarafı ise, karşılaştığım bu kronik mutsuzluk sancılarının pek çoğunun geçerli bir sebebinin olmaması. Gerçek bir mutsuzluğa denk geldiğimde mutlu olacak duruma geliyorum neredeyse!:) En azından harcadığım çabanın bir karşılığı oluyor... Ancak bu devirde gerçek mutsuzları bulmak ve onlarla mutsuzluklarını paylaşmak kolay değil... Varsa yoksa melankoli ve depresyon...

Bu pencereden baktığımız zaman 'mutsuzluk zamanları' ifadesi tam yerini buluyor aslında... Dünden, bugünden, yarından bağımsız bir mutsuzluk zamanı içindeyiz... Sistem, çevre, modern kölelik, tüketim baskısı, ilişkiler, insanın ve insanlığın değersizleşmesi, siyaset, değişen şehir hayatı, sosyal medya dayatmaları ve daha pek çok şey, mutsuzluk zamanının takvim yaprakları gibi sıra sıra duruyor önümüzde...

---------------------------------

Ve ne yazık ki, mutsuzluk zamanlarında yapılan hiçbir faaliyet, aktivite ya da kişisel uğraşılar, hayal edilen etkiyi asla bırakmıyor üzerimizde... Mesela, çevremde koca bir iş yılının ardından bir haftalık yıllık iznini kullanıp tatile giden ve mutlu bir şekilde dönen kimseye rastlamadım henüz. Kadın Phuket Adası'ndan Instagram'a fotoğraf koyuyor, gözünün feri sönmüş, yüzünde sadece yalancı bir Instagram gülümsemesi... Yahu bir insan neden tatilden mutlu dönmez ki?

Gerçi bunun da nedeni az çok belli ya... Sen bir haftalık tatilde en iyi nerede, nasıl dinlenirim diye düşünmek yerine 'nereye gidersem daha cool olur ve Instagram'a daha rahat fotoğraf yüklerim' diye düşünürsen olacağı budur tabii ki... 16 milyon nüfuslu İstanbul'dan kaçıp soluğu yazın 2 milyon nüfuslu Bodrum'da alan ve 8 bin lira bütçeli tam pansiyon tatilinin yarısını oranın yüksek desibelli gece hayatı ve trafiğinde harcayan birinin gözaltı torbalarıyla tekrar İstanbul'daki işine dönmesinden nasıl bir mutluluk hikayesi çıkarabilirsiniz?

Bu sadece basit ve lokal bir örnek tabii ki... Hayatın her alanına uyarlayabiliriz bu döngüyü... Sizi mutlu edeceğini iddia eden bütün tüketim/reklam nesneleri günün sonunda mutsuzluk havuzunuza birkaç damla eklemekten öte bir katkı sağlamaz hayatınıza...
------------------------------
Mutsuzluk üzerine uzun bir yazı yazmak gerçekten çok sıkıcı:) Alın size bir mutsuzluk öğesi daha:) Bu arada hep mutsuzluk zamanlarından bahsettik. Peki ya mutluluk nerede? Warlich böyle zamanlarda mutluluğu nerede aradı? gibi sorular geliyor insanın aklına... Yarım bırakmamak adına birkaç satır da bu konuya değinip yazımızı sonlandıralım...

Warlich, başta da belirttiğim gibi mutsuzluğunun ve nedenlerinin farkında olan bir karakter. Mutsuzluğuyla barışık dersek çok yanlış bir ifade olmaz. O yüzden büyük mutluluk planlarından olabildiğince uzak duruyor. Yolda yürürken, metroya bindiğinde ya da yemek yerken çevresinden geçen insanlara veya nesnelere bakıp küçük mutluluk oyunları türetip onlarla oynuyor. Evet bu oyunlar onu bir şekilde mutlu etmeyi başarabiliyor ama özünde mutsuz olan birini küçük oyunlar ne kadar mutlu edebilirse o kadar mutlu oluyor diyelim...

---------------------

Normalde incelemeleri birine ithaf etmek çok adetim değildir ama kitabı okurken sık sık kulaklarını çınlattığım sevgili Erhan 'ın adını bu incelemede geçirmezsem haksızlık etmiş olurum:)

Wilhelm Genazino'nun yazım tarzını ve cümleleri kullanış biçimini şaşırtıcı derecede Erhan'ın tarzına benzettim. Başka bir ifadeyle, Erhan bir kitap yazarsa sanırım böyle bir kitap yazardı:)

Vakit ayırdığınız için çok teşekkürler...

Şu mutsuzluk zamanlarında herkese mutluluklar diliyorum:)

Keyifli okumalar...