Gönderi

7/10
·137 syf.··
Beğendi
·
2018 41. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ağustos 2018 02:46
Bugün biri çıkıp 'sizce dünyada enerji problemi var mı?' diye bir soru sorsa şu cevabı verirdim: 'Evet bayım, kesinlikle dünyada bir negatif enerji problemi var!' Ve daha da kötüsü, bu enerji problemini ortadan kaldıracak elimizde ne bir pozitif enerji santralimiz var, ne de yeraltı rezervlerimiz... Orta Doğu ve Arap Yarımadası dahi bu konuda çaresiz. Modern Batı ve Uzak Doğu da öyle... Negatif enerji, havadaki oksijen gibi yayılıyor ve her geçen gün yeni birilerini daha rüzgarına katıp dünyayı sarmaya devam ediyor... Eğer bu hızla yayılmaya devam ederse lanet bir gezegen olup çıkacağız sonunda... Neyse, bu girizgah dursun bir köşede... Önce Wilhelm Genazino'nun bu sıra dışı kitabı hakkında konuşalım biraz... Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk; mutsuz bir adamın, daha da kötüsü, mutsuzluğunu bilen bir adamın, hayatın içinde küçük mutluluk kırıntıları aradığı bir modern zaman hikayesi... Gerhard Warlich, felsefe doktorası yapmış bir çamaşırhane müdürü... Zamanın şartları içinde felsefe doktorası, ona çamaşırhanede bir iş bulmasında oldukça faydalı oluyor! Nakliye şoförlüğü ile başlayan kariyeri zamanla müdürlüğe kadar yükseliyor. Şirketinde çalışan herkesin kendini aldattığını düşünen paranoyak bir patronu var. Tek güvendiği kişi, ona ne kadar güvenmek denirse artık, Warlich oluyor. Ve hazır böyle donanımlı birini yakalamışken onun etinden sütünden sonuna kadar faydalanabilmek için sürekli yeni görevler yüklüyor üzerine... Çamaşırhanenin denetlenmesi, nakliye şoförlerinin yolda kaytarıp kaytarmadığının kontrolü falan derken, iş şirket için yeni iş modelleri ve reklam kampanyaları üretmek ve müşterilerle birebir görüşmeler yapmaya kadar gidiyor... Tabii okur olarak, buradaki ironi bizi asla şaşırtmıyor. Biliyoruz ki çevremizdeki insanların %80'i sevmediği veya hiç alakası olmadığı bir işle meşgul... Belki kendimiz de bu gruba dahiliz... Ve yine pek çoğumuz işimizde görev tanımına giren görevler dışında onlarca işi üstlenmek durumunda kalıyor... Yani Warlich, bizim Almanya şubemiz gibi çalışan sıradan bir beyaz yakalı aslında... Beraber yaşadığı hayat arkadaşı Traudel ise bankacı bir kadın ve sırf banka müdürü olmak için yaşadıkları yerin kilometrelerce uzağında bir taşra şubesinde çalışmayı ve her gün 80 km yol gidip gelmeyi kabul ediyor. Onun hikayesi de yabancı değil aslında... Bizde bir laf vardır ya; 'Bir şeyin başı ol da, istersen soğan başı ol' diye... İşte Traudel de bu öğüdü hayat felsefesi yapanlardan biri sadece... Aralarındaki ilişki temelde sevgiye dayanan, küçük farklılıkları bir oyun gibi görüp 'idare eden' ama iş ciddi konulara geldiğinde büyük çatışmalara gebe olan tanıdık bir ilişki... İlişkide 5+ yıl geçmesine rağmen evlenmek yerine beraber yaşamayı tercih eden çiftlere has o 'tam bağlanamama' ya da 'her an gidebilirim' haline bu ilişkinin satır aralarında da rastlamak mümkün... Kitap temelde Warlich'in gündelik yaşam içinde yaşadıklarını, hislerini ve kendi kendine geliştirdiği küçük mutluluk arayışlarını monolog tekniğiyle bize aktarırken, fonda modern dünyanın açmazlarını ve bu açmazların insanı nasıl bir kapanın içine soktuğunu samimi bir dil ve akıcı bir kurguyla önümüze seriyor... Bundan sonrasını, henüz kitapla tanışmamış okur dostlarımın kendi keşiflerine bırakıyorum... ------------------------------ (Teknikçi / Tenkitçi arkadaşlar tam bu noktada incelemeden ayrılabilirler. Çünkü bundan sonraki bölümde lanet olası kendi fikirlerimi paylaşacağım:) ------------------------------ Ben mutluluğun ve mutsuzluğun bulaşıcı olduğunu düşünen insanlardan biriyim. Bunu hayatım boyunca sayısız defa test ettim ve her gün bu tezi güçlendiren durumlar yaşamaya devam ediyorum... O yüzden, toplumda tanık olduğumuz bu baskın mutsuzluğun bir veba salgını gibi kişiden kişiye yayılarak büyüdüğüne eminim artık. Herhangi biriyle yaptığım ayaküstü 5 dakikalık sohbetlerin sonunda bile kendimi yas evinden çıkmış gibi hissediyorum. Normal şartlarda mutsuz olmak için elimde somut bir nedenim olmasa dahi, günün sonunda eve Sami Hazinses gibi dönüyorum çoğu zaman... Başkalarının mutsuzluğunu taşımak gerçekten de içinden çıkılması zor bir durum. Bulduğum en pratik çözüm ise, bende biriken mutsuzluğun fazlasını yine başka birine boca edip kaçmak oluyor. O sürekli hissettiğimiz ama tanımlayamadığımız mutsuzluğun ardında işte bu 'elim sende' oyunu yatıyor maalesef... İşin garip tarafı ise, karşılaştığım bu kronik mutsuzluk sancılarının pek çoğunun geçerli bir sebebinin olmaması. Gerçek bir mutsuzluğa denk geldiğimde mutlu olacak duruma geliyorum neredeyse!:) En azından harcadığım çabanın bir karşılığı oluyor... Ancak bu devirde gerçek mutsuzları bulmak ve onlarla mutsuzluklarını paylaşmak kolay değil... Varsa yoksa melankoli ve depresyon... Bu pencereden baktığımız zaman 'mutsuzluk zamanları' ifadesi tam yerini buluyor aslında... Dünden, bugünden, yarından bağımsız bir mutsuzluk zamanı içindeyiz... Sistem, çevre, modern kölelik, tüketim baskısı, ilişkiler, insanın ve insanlığın değersizleşmesi, siyaset, değişen şehir hayatı, sosyal medya dayatmaları ve daha pek çok şey, mutsuzluk zamanının takvim yaprakları gibi sıra sıra duruyor önümüzde... --------------------------------- Ve ne yazık ki, mutsuzluk zamanlarında yapılan hiçbir faaliyet, aktivite ya da kişisel uğraşılar, hayal edilen etkiyi asla bırakmıyor üzerimizde... Mesela, çevremde koca bir iş yılının ardından bir haftalık yıllık iznini kullanıp tatile giden ve mutlu bir şekilde dönen kimseye rastlamadım henüz. Kadın Phuket Adası'ndan Instagram'a fotoğraf koyuyor, gözünün feri sönmüş, yüzünde sadece yalancı bir Instagram gülümsemesi... Yahu bir insan neden tatilden mutlu dönmez ki? Gerçi bunun da nedeni az çok belli ya... Sen bir haftalık tatilde en iyi nerede, nasıl dinlenirim diye düşünmek yerine 'nereye gidersem daha cool olur ve Instagram'a daha rahat fotoğraf yüklerim' diye düşünürsen olacağı budur tabii ki... 16 milyon nüfuslu İstanbul'dan kaçıp soluğu yazın 2 milyon nüfuslu Bodrum'da alan ve 8 bin lira bütçeli tam pansiyon tatilinin yarısını oranın yüksek desibelli gece hayatı ve trafiğinde harcayan birinin gözaltı torbalarıyla tekrar İstanbul'daki işine dönmesinden nasıl bir mutluluk hikayesi çıkarabilirsiniz? Bu sadece basit ve lokal bir örnek tabii ki... Hayatın her alanına uyarlayabiliriz bu döngüyü... Sizi mutlu edeceğini iddia eden bütün tüketim/reklam nesneleri günün sonunda mutsuzluk havuzunuza birkaç damla eklemekten öte bir katkı sağlamaz hayatınıza... ------------------------------ Mutsuzluk üzerine uzun bir yazı yazmak gerçekten çok sıkıcı:) Alın size bir mutsuzluk öğesi daha:) Bu arada hep mutsuzluk zamanlarından bahsettik. Peki ya mutluluk nerede? Warlich böyle zamanlarda mutluluğu nerede aradı? gibi sorular geliyor insanın aklına... Yarım bırakmamak adına birkaç satır da bu konuya değinip yazımızı sonlandıralım... Warlich, başta da belirttiğim gibi mutsuzluğunun ve nedenlerinin farkında olan bir karakter. Mutsuzluğuyla barışık dersek çok yanlış bir ifade olmaz. O yüzden büyük mutluluk planlarından olabildiğince uzak duruyor. Yolda yürürken, metroya bindiğinde ya da yemek yerken çevresinden geçen insanlara veya nesnelere bakıp küçük mutluluk oyunları türetip onlarla oynuyor. Evet bu oyunlar onu bir şekilde mutlu etmeyi başarabiliyor ama özünde mutsuz olan birini küçük oyunlar ne kadar mutlu edebilirse o kadar mutlu oluyor diyelim... --------------------- Normalde incelemeleri birine ithaf etmek çok adetim değildir ama kitabı okurken sık sık kulaklarını çınlattığım sevgili Erhan Özdemir 'ın adını bu incelemede geçirmezsem haksızlık etmiş olurum:) Wilhelm Genazino'nun yazım tarzını ve cümleleri kullanış biçimini şaşırtıcı derecede Erhan'ın tarzına benzettim. Başka bir ifadeyle, Erhan bir kitap yazarsa sanırım böyle bir kitap yazardı:) Vakit ayırdığınız için çok teşekkürler... Şu mutsuzluk zamanlarında herkese mutluluklar diliyorum:) Keyifli okumalar...
Mutsuzluk Zamanlarında MutlulukWilhelm Genazino · Ayrıntı Yayınları · 20205,6bin okunma
··
2 +1'leme
·
4.224 Gösterim
17 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İnsan pazar sabahı sabah yedide, dünyada yapılacak başka bir şey yokmuş gibi burada inceleme okumaya başlarsa, hayat kendisine küçük oyunlar oynıyor, kendi ismini görüyor alakasız yerlerde. Uykulu olduğumdan mı görüyorum bilmiyorum, ama oradaysam gerçekten, çok teşekkür ederim - benzettiğin için değil tabi, bir tarzım olduğunu düşündüğün için. Normal okurların aksine ben senin lanet olası fikirlerini daha çok seviyorum dah önce belirttiğim gibi. Küçük öşe yazıları ile (büyük de olabilir sorun değil) buralarda, ya da başka bir yerde görmek isteyenlerdenim onları incelemelerden bağımsız olarak- benim gibi başkaları da var biliyorum. Umarım 40. defa söylememden sonra gaza gelip başlarsın bir şeyler daha yazmaya. İsmi mutsuzluk zamanlarında mutluluk olan ir kitabı okur muydum bilmiyorum bu yazıyı okumamış olsadım. Zevkli bir şey gibi geldi - normalde yaşadığımız topluma ayna tutan kitapları sevmem, ukala derim kendilerine. Tabi bunu çıkarmadım o kadar yazıdan. İyi şeyler çıkardım, o iyi şeyler doğrultusunda da alacağım kitabı kesinlikle. Teşekkürler tavsiyen için. Mutsuzlukla ilgili olarak da normalde beylik bir laf ederdim ,mesela 2 yıl önce olsa-insanlar mutsuz olmaktan zevk alıyor gibi. ama dünden beri insanların gerçekten mutsuz olduğuu söyleyen 3. kişisin. Gerçekten kötü zamanlar bunlar, kötü insanların elinde olan. O olağan mutsuzluğumuzu bile doya doya yaşayamıyoruz. En zekimizden en aptalımıza kadar iyi olduğunu düşündüğümüz herkesle birlikte çaresizce birbirimize bakıp bekliyoruz. Bir felaketi bekliyoruz belki, belki de o felaket senin söylediğin mutsuzluk havasına bir çözüm olabilir, dibe vurmadan yukarı çıkılmaz modunda. Neyse, pazar ve sabah olunca insan saçmalamadan duramıyor, gereksizce erken kalkmışım zaten. Uzatmayayım daha fazla, sonuçta bu yazdıklarım o mutsuz insanların bir kısmına göre samimiyetsiz sırt sıvazlamalardan başka bir şey değil. İnsan burada yazacak kadar aşağılık birisinin yazıları beğenebilir mi hiç ? Oysa ne güzel şarkı sözleri, hadisler ya da doğru/yanlış Oğuz Atay sözleri var paylaşılan. Şirk koşmamak gerek onlara normal insanlarla. Eline sağlık ve güzel pazarlar. Mutlu geçir bugününü olabildiğince.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Nephren hanım, Erhan’ın kendine has tarzını 100 metreden tanımak mümkün. Ben onun eski takipçilerindenim. Zaman içinde, okuduğum kitaplarda onun tarzına benzetebilecek bir noktaya gelmişim demek ki:)
Necip yine çok güzel yazmışsın. Mutluluk! İnsanoğlunun yegane arayışı belki, farkında olmasa da her zaman. Klişe olacak ama kuşkusuz sağlıktan bağımsız ele almak da mümkün değil her şeyin başında. Ne demiş Cemal Süreya, "kim istemez mutlu olmayı ama mutsuzluğa da var mısın?" Ne demiş Turgut Uyar, "Mutsuzluktan söz etmek istiyorum Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun Sevgim acıyor" İnsan içinde bulunduğu anı yaşamayı da ihmal ediyor genellikle. Gelecekteki bir mutluluk ihtimali üzerine sevinirken, geçmişteki bir mutsuzluk için de acı çekebiliyor. İkisi de bugüne ait değil ve ne kadar anlamlı oluyor tartışılır. Tabi herkes kendi biliyor ne çektiğini. Kimsenin derdi kimseninkinden büyük değil, herkesin derdi kendine büyük. Karakter de hayatın temeli, sadece yaşadıklarımızla da ölçülmesi zor, kimileri de hüzünlü oluyor ve açıklaması yok bunun da bazen. Her şeye rağmen insan ancak kendisi olabildiğinde huzurlu olabiliyor, görünen bu yani. Mutluluğu bıraktığımız yerde aramalıyız sanki, neysek o olduğumuz yerde, çocuksu halimizdeyse eğer orada aramak gibi, çocuklaşmaksa bir bakıma bundan da kaçmamak gibi. Tersinden bakmayı da bilmiyoruz genellikle, hep bir şey olsun ki gülelim diyoruz, oysa sebepsiz gülmek de mutluluğa kapı açabilir. Tamam bu da çok kolay değil kabul ediyorum. İlk aklıma gelenler bunlar oldu, senin yazılarını okumak mutlu ediyor :) İnsanın yalandan da olsa, oyuncak niyetine de olsa mutluluğa ihtiyacı var..
Necip G.
Gönderi Sahibi
Osman çok teşekkürler. Yine klasikleşen yorumlarından birini yapmışsın:) ‘İnsan ancak kendisi olabildiğinde huzurlu olabiliyor.’ Özellikle bu cümlenin altını çizmek istedim. Çünkü bugün günübirlik mutsuzlukların temelinde bunu başaramamak yatıyor bence. İnsanın kendisi olabilmesinin yolu da kendini tanımaktan geçiyor. Ve bunun için de çaba harcamak gerekiyor. Bence hepsi mümkün... Katkın için tekrar teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle...
Yorumlara bakmadan yazdım aynı şeyleri yazdığım dostlar var mı bilmem.:) Arthur Schopenhauer okumuş birisi olarak diyorum ki ; ne kadar mutlu olmaya çalışsak da mutsuzluk olacaktır. Tamamen oluşan bir mutluluk can sıkıntısını da beraberinde getirir. Çünkü düşünsenize her şeyi elde etmiş hayatı istediği gibi olan birisi daha ne için çabalayacak? ( bknz. Burak Özçivit:))) Aslında hayat koşuşturması yanında birçok kişi rahat bir yaşama sahip her şey elimizin altında. Yaşlılar gibi konuşacağım ama eskiden ne zorluklarla yaşayan insan gün geçtikçe daha rahat bir yaşamla birlikte can sıkıntısı ve mutsuzlukla doluyor. Tabiki bununla kalmıyor yapmacıklık maalesef dünyayı sarmış - muş gibi yapmaktan insanlar kendi benlikleri dışına çıkıp toplumun istediği kimliğe bürünüyorlar. Gelelim kitaba okumak istediğim bir kitap ve okuduğum ikinci güzel inceleme. Bir an önce okumalıyım isteği oluştu gene:) Emeğinize sağlık.:)
Necip G.
Gönderi Sahibi
Sema çok teşekkürler. Schopenhauer’ın konuya bakış açısına Murat Ç. hocam da yorumunda değinmişti. Kitabı okuyanlar için böyle benzer çağrışımlar yapması ayrı bir güzel:) Dikkatli okurun gözünden hiçbir şey kaçmıyor:) Her şeyi elde etmiş birisi var mı bilmiyorum:) Aslında oradaki her şeyin ne olduğunu da konuşmak lazım. Mesela burada senin benim gibi bazı okurları Burgazada’da içi kitap dolu bir eve kapatsalar bence o ‘her şeye’ ulaşmış oluruz:)) Şaka bir yana, ne kadar mutlu olmaya çalışsak da mutsuzluk olacak görüşü doğrudur bana göre de. Ancak mutluluğu an’da değil de özde yakalamış birinin mutsuzluk zamamlarında da kendini idare edebileceğine eminim:) Vakit ayırdığın ve güzel düşüncelerini paylaştığın için çok teşekkürler. Sevgilerimle...
Lanet olası fikirlerine katılıyorum ben de. Erhan Abi’nin dediği gibi yazdıkların burası ile sınırlı kalmamalı. Mutlaka bir şeyler yapmalısın. Hem toplumun içinden gelen hem de toplumu çok iyi analiz edebilen birisin. Gerçekten de bir köşe yazarı olsan keyifle okurdum seni :) Bir arkadaşım vardı. Şöyle söylerdi: “Mutsuz olmak için bir nedenin yoksa mutlusundur.” Günümüz şartlarında erişebileceğimiz en “mutlu olma şekli” budur bence. Sosyal medya ve türevleri, bizleri mutlu görünen mutsuzlara çevirdi. Her şey iyiymiş gibi yapmak, mutluymuş gibi yapmak bize iyi geliyormuş gibi davranıyoruz ama aslında hiç de iyi gelmiyor. Zira kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil bu “-miş gibi yapmak.” Eline sağlık Necip Abi. Paylaşımların için teşekkürler.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Semih çok teşekkürler... Lanet olası fikirlerimizi eklemedikçe sadece yazarın lanet olası fikirlerini tekrar etmiş oluyoruz:) Aklı başında her okur, kitabı okuduğunda bunu anlıyor zaten. Papağan gibi tekrar etmenin kime ne faydası var ki? Kendime vakit ayırabildikçe burada bir şeyler paylaşmaya çalışıyorum. Gazetede şu an daha farklı bir alanda bir dönüşüm süreci yaşadığımız için iş dışında başka bir şeye vakit bulabilmek çok zor. Ancak bir dönem sonra daha kapsamlı bir proje için girişimlerde bulunacağım. Umarım güzel şeyler üretebiliriz zaman içinde... Son paragrafta yazdıklarına aynen imzamı atarım. Bunun farkına varanların bu tuzağa düşmemesi gerekiyor. Kendi adıma bu çabayı gösteriyorum. ‘Çok mu mutlusun’ dersen, en azından mutsuz değilim şeklinde bir yanıt verebilirim:) Tekrar teşekkürler değerli dostum, sevgilerimle...
Bir psikiyatrist olan Eugenıo Borgna' nın Şu Bizim Kırılganlığımız adlı kitabını okudum yakın zamanda. Orada Rilke' nin arkadaşlarına mektuplarından söz ediyordu. Diyor ki Rilke; Sevinç, anlatılmaz bir şekilde, mutluluktan daha fazladır. Mutluluk kaderdir, sevinci ise insanlar kendi içlerinde filizlendirir. Ve yazar Borgna ekliyor "Sevinç; bizlere belki de, hayatımız, kayıtsızlığın, ilgisizliğin, bencilliğin, saldırganlığın, şiddetin ve de ölümün acımasız dikenleriyle kararsa bile, hayatımızda insan olma durumunda kök salmış anlamı yeniden bulabilme imkanının bulunduğunu söylüyor" diyor. İnsanoğlu belki de sevinçlerinin kıymetini bilse bu kadar mutsuz olmayacak. "Zeki insanlar mutsuzdur" diye bir söylem kabul ettirilmeye çalışılıyor gunümüzde. Böylece insanlar mutsuz oldukça kendilerini zeki zannediyorlar. Oysa aslolan mutluluk değil sevinçtir bence de. Sevinçlerimizi arttırabilsek keşke. Son zamanlarda okuduğum kitapla özdeşleştirdim özenle yazılmış incelemenizi. Fikrimi belirtmek istedim uzun oldu biraz fikrim :) zamaninızı almadim umarim. Kaleminize sağlık...
Necip G.
Gönderi Sahibi
İlknur Hanım çok teşekkürler. İyiki de yazmışsınız. Açıkçası daha da uzun olsa seve seve okurdum:) Bugün bu inceleme sayesinde çok değerli yorumlar, bakış açıları ve yeni fikirlerle karşılaştım. Sizin yorumunuz da farklı bir bakış açısı daha eklemiş oldu zihnime. Mutluluk olarak tanımladığımız kavramın içinden sevinci ayırmak ve ikisine farklı bir şekilde bakmak bana oldukça tatmin edici geldi. Çünkü böylesine genel bir kavram üzerine ne söylesek eksik kalacaktı. Oysa ki sevincin değerini bilmek aslında hiçbir zaman tam anlamıyla sahip olamayacağımız ‘mutluluğun’ bir şekilde sürekli kıyısında gezinmek anlamına geliyor... Ayrıca mutluluk sürekli beklentiyi beraberinde getirirken sevinç insanın kendi kendine ulaşıp sahiplenenileceği bir duygu... Tekrar teşekkür ederim değerli katkınız için. Sağlıcakla kalın...
Reklam
Instagramdan soğuttun bizi be Necip Abi :) ama sonuna kadar haklısın. Senin yazıları okurken araya giresim geliyor :) o derece sohbet havasında, eline sağlık abi çok güzel bir köse yazısı okudum :)
Necip G.
Gönderi Sahibi
Anıl çok teşekkür ederim. Keşke daha sık buluşup ‘araya girebileceğimiz’ daha fazla ortam yaratsak kendimize. Senin gibi yaratıcı fikirlere sahip olan ve bunları çok iyi ifade eden okur dostlarımla bu konuları daha derinden konuşmayı çok isterdim. Umarım zamanla bu fırsatı da elde ederiz. Sağlıcakla kal değerli dostum...