Gönderi

Otobüs :")
"her sabah daha cesur her sabah daha güçlü, günaydın" Ayan güne karşı, hala gözlerim ayılmamış. Saate bakıyorum. Acele et, acele.. ben hep geç kalıyorum. "Geç kalmak yok"bugün olmaz diyorum kendi kendime.Aceleyle kalkıyorum yataktan. Elime geçen ilk pantolonu giymiyorum bugün. Dün akşam hazırladım. İlk ve belki de son defa. Valizimin yanında. Giyinmem, yataktan kalkmamdan daha hızlı sürüyor. Hindistan cevizli kremimi sürüyorum, elimi cevizledim. Aslında sevmem ben hindistan cevizi, yemem de, ellerim seviyor Şıpıdık terliklerimle çıkıyorum evden. Yokuş aşağı inip sola döndüm mü duraktayım. Saate bakıyorum. Hala vaktim var. Sevindim. Kediyi gördüm yine, kedi biraz aç bugünlerde. Artık salam yemiyor, kediye yiyecek bir şey bulmalı. Yolda düşünecek bir şey daha buldum işte. " kedi ne yiyecek?" Durağa birkaç metre kala vazgeçiyorum otobüse otobüsle gitmekten. Suat abinin durağını arıyorum. Otobüsler mavi şapkalarını vazgeçti takmaktan diye, ben de sarı şapkalı arabaya biniyorum bugün. Çok bekletmiyor Suat abi beni. Yolda konuşmuyoruz. Annemi soruyor bir tek, iyi diyorum. Oysa annem hala horluyor. Şansım var, hiç ışığa takılmıyoruz. Otogarın önüne geldiğimizde fark ediyorum. Suat abi açmamış taksimetreyi. "Abi olmuyor böyle" diyorum, gülümsüyor iyi yolculuklar diliyor. İnerken bir dahakine açmasını söylüyorum, tamam diyor. Açmayacak biliyorum. Herkeste bir telaş. Otogarda hep, herkes koşuyor. Ilk defa otogara gittiğim akşamı hatırlıyorum. Amcam askere gidecekti, otobüs gece onikide, ben henüz oniki yaşında bile değilim. Eve dönerken uyudum arabada, belki rüyamda otobüs gördüm, hatırlamıyorum, mutluydum. Bugün de mutluyum. Bilmem kaçıncı gelişim, her seferinde o günkü gibi mutluyum. Hayat otogarlarda yaşanıyor. "En iyi gezen mi bilir okuyan mı ?" sorusunun iki cevabı var: bir) şoför iki) muavin. Önceden üç cevap vardı. Kazım gibi otobüsler kalmadı piyasada, yenileri de robottan farksız. Onları cevaptan saymıyorum artık. Koridorları dar değil bir kere, geniş koridorlu şehiler arası otobüs mu olur hiç! Belediye otobüsü müsün sen? Ayakta yolcu mu alacaksın. Vazgeçiyorum sitem etmekten. "Değişti bir kere her şey otobüsler nasıl aynı kalsınlar, nasıl direnselerdi bu düzene" diyorum. Sisteme küfrediyor, otobüslere ve bize üzülüyorum. Neyse ki hala ağlayan bebekler var otobüste. Onlarda olmasa yaşayamayacağız, o eski otobüs şeysisini. Neydi ya adı? Ha tamam hatırladım ambiyansını. Doğru hatırlandığımdan emin olamazken, perona doğru ilerliyorum. Muavin alıyor elimden valizimi, "gırılacak bi şey varsa üst darafa goyyum" diyor. Yok diyorum. Kimse muavin gibi "anadoluca" konuşmuyor. Simdiki otobüsler 2+1. Bu otobüs tam yenilmemis sisteme. 2+2..32'inci koltuğa oturuyorum. Yanıma gelecek kişiyi hayal ediyorum. Şansım varsa, ki kırmızı ışığa takılmadığım her günümü şanslı sayarım, yanıma birlikte şarkı dinleyebileceğim biri oturur. Otobüsün kalkmasına 5 dakka kala, 12 koltuk boş. Yanıma gelen biri var, umutluyum, 25'li yaşlarda, yuvarlak gözlüklü. "Merhaba"diyorum. Ben de hep gözlüklü olmak istemiştim, diyorum. Doktorun sadece damla yazdığından yakınıyorum, biraz şaşkın fakat rahatsız değil.Sohbet ediyoruz, bir saat kadar, yolda inecekmis. Aksaray'da. Orda birkaç gün kalıp Çorum'a gidecekmis.Çorum deyince leblebi tozunun boğazıma yapışması geliyor aklıma. Bir kere boğazıma yapıştığı için neredeyse boğulacağımı anlatıyorum, gülüyor. Susuyoruz sonra. Işte şimdi tam zamanı. Kulaklığımı uzatıyorum. Sanki hep bu anı bekliyormuş gibi,hemen alıyor . Rastgele bir yerinde durduruyorum müzik listemin, Aksaray'a kadar çok şarkı paylaşıyoruz. Çok çocuk oluyoruz. Muavin anons yapıyor; " Aksaray Yediveren dinlenme tesisi, yirmibeş dakka mola " Memnun oluyorum tanıştığımıza, ben de derken gülümsüyor, çok güzel gülümsüyor :"). Kedi tavuk yer " diyor. Sarılıyorum. Yirmibeş dakka çabuk bitiyor. İki önümdeki koltuğa üç yaşında bir çocuk ve annesi oturuyor. Ağla çocuğum otobüste olduğumu biliyim diyorum. İki ön koltuğa ses geç gidiyor, çocuk bi saat sonra ağlamaya başlıyor. Ohh diyorum, sonunda. Hissediyorum. Ağlamayı dinliyorum, başımı cama yasladım. Yan koltuğum boş. Ağaçsız bir yoldan geçiyor otobüs. Sana geliyorum. Çocuk ayısına sarılıyor, sustu, susacak. Muavin geliyor, "kahve mi çay mı? " ikisi bir arada diyorum. Kek almıyorum. İkisi bir arada içerken ikimizi bir arada düşünüyorum. Çok güzeliz. Otobüs hiç durmadan gidiyor. Bir dahaki mola üç saat sonra diyor muavin. Sana yedi saat var, şansım varsa ki az önce şahit oldum olduğuna, bir dahaki molada şiir okuycak biri oturur yanıma yada çantasında yaprak sarması olan teyze. Yaprakla şiir arasında kalıyorum. Otobüs ağaçsız yollardan gitmeye devam ediyor. Çocuk ayısına sarılmış, gülüyor, ayıyla konuşuyor. Sana geliyorum. Otobüsü ve seni çok seviyorum..
··
88 Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Elinize sağlık- uygun , güzel ve temiz bir hikaye teşekkürler.
Arzunalbant
Gönderi Sahibi
Var'olun hocam :)
Eline, yüreğine sağlık.Duygu yüklü bir anlatım olmuş.
Arzunalbant
Gönderi Sahibi
Var'olun hocam:)
Heves ediyorum :) Yazasım geliyor. Kalemine sağlık....
Arzunalbant
Gönderi Sahibi
Mis olmuş :)
Ağlamasın kafa bu kafa :))) Ben de sarmayı tercih ederim :)
Arzunalbant
Gönderi Sahibi
Böyle incecik sarılmış, olsa da yesek :)))
Güzeldi. Anlık, tadımlık güzel bir hikâye işte. :) Eline sağlık.
Arzunalbant
Gönderi Sahibi
Bekleriz :))
Reklam
Çocuk ağlamasa iyiydi :))
Arzunalbant
Gönderi Sahibi
Ağladı diye otobüste, ağladı diye hissediyor...hemen sustu zaten ayısı var diye :))