Gönderi

Puan vermedi·268 syf.··
2018 104. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2018 19:53
Kahramanımız, Henry Chinaski! Ekmek Arası, Charles Bukowski’nin otobiyografik romanı. Okuduğum kadarıyla, Henry, Bukowski’nin babasının ismi. Babasından sayısız dayak yiyen bir çocuğun babasına atabileceği en büyük tokat olmalı bu seçim. China ise çok sevdiği ülke Çin, “ski” soyadından bir parça. Bundan sonraki bilgiler kitabın akıbeti hakkında tat kaçırıcı bilgiler içerebilir! Evet, Henry yalnız bir çocuk. İşsiz bir babası, düşük maaşla çalışan bir annesi var. Yalnızlık, Henry için bir tercih mi, yoksa mağrurluktan mı bu insanlardan kaçışı, bilemiyorum. Yer yer iki ihtimali de hissettim Henry’nin yalnızlığında. “Dostluğun Değeri” üzerine yazılan bir denemeye, karşı deneme olarak, “Dostsuzluğun Değeri” yazan bir hergele. Alkışlanmıyor, D alıyor okulda. Ama olsun, benden sana A Henry, orijinal fikrin ve samimiyetsizliklerin içindeki çirkin samimiyetin için. Babasıyla arası pek iyi sayılmaz Henry’nin. İşsiz olduğu anlaşılmasın diye evden her sabah aynı saatte çıkan, bir tuhaf adam. Öylesine iğreniyor ki babasından, sofrada yemek yerken yaptığı ağız hareketlerine kadar usta bir şekilde tasvir edebiliyor. Şu sözleri yeterli olacaktır bu sevgi dolu ilişkinin betimlenmesine: “Güneşin bile babama ait olduğunu, onun evinin üstüne parladığı için benim güneşe hakkım olmadığını hissediyordum. Güllerinden farksızdım, ona ait olan bir şeydim.” Henry’e dair birkaç “ilk”i paylaşmak istiyorum sizlerle şimdi... Kadınlara düşkünlüğüyle bilinen Bukowski’yi hepimiz tanıyoruz. Bir de kötü çocuk Henry’den söz edelim. Seksin ne olduğunu ilk kez duyduğunda inanamıyor, yetişkinler tüm bunları yaptıkları halde nasıl insan içine çıkabiliyorlar! Annesi ve babasını bu işi yaparken düşünmek midesini bulandırıyor. Ama şey, okuldaki kızlardan biriyle yaptığını düşününce… Tamam, o kadar da korkunç değilmiş. Ve arkadaşının babasının mahzeninden ilk şarabını tattığında, ağzında anlamsız bir tat... Nesini severler bunun bu kadar! Fakat ağız dolusu bir yudum daha alınca... İçinde aniden beliren, akan bir sıcaklık... Arkadaşının annesine küfür ediyor çılgın! Kendisiyle sevişmek istediğine dair bir küfür desem anlaşılması için yeterli olacaktır. Bukowski’nin içkiyle nasıl tanıştığını okumak, büyük bir keyifti benim için. Öykülerindeki o ayyaş hikayelerinin kökenine indiriyor bu roman sizi. Nasıl bir kafayla yazıldığını anlıyorsunuz o içki sohbetlerinin. Lisedeyiz... Güzel kızlar, iyi giyimli oğlanlar var etrafımızda. Henry ise.. Henry işte, biliyorsunuz. Bir tarafta arabalarıyla okula gelen, öğle aralarında kantine dahi tenezzül etmeyen restaurantlarda yemek yiyen çocuklar... Bir tarafta da buruşuk gömlekli, yüzü çıbanlarla kaplı, haftada elli cent harçlığıyla bizimki... Eh, kızlar yüzüne dahi bakmıyorlar haliyle. Etrafındaki bu insanları “şekil değiştirmiş babaları” olarak görüyor. Bir şey var Henry’de, tat almasını engelleyen bir şey... Henry büyüyor... Büyüyor fakat bulunduğu ortamlardan duyduğu tiksinti varlığını koruyor ruhuna yapışıp. Bir yere ait olmak, düzenin bir parçası olmak, her sabah kalkıp aynı işe gitmek Henry için sıkıcı, anlamsız. İntiharı düşünüyor pek çoğumuz gibi. Ama intihar da zahmetli şimdi, beş yıllığına ölemiyor muyuz? Ne demiştik, içki, sigara ve yalnızlık... Sizler de olmasanız ne yapardık! Ucuz bir şarap eşliğinde herkes okumalı bu kitabı. Aslında herkes okumasa da olur. Avm’lerden kafasını çıkartıp biraz kitap okuyan herkes demeliydim, haksızlık ettim. Evet, Henry’nin de dediği gibi: “Sevgi gerekiyordu. Ama insanların kullandıkları ve kullanıldıkları türden bir sevgi değil...” Sevgiler.
Ekmek ArasıCharles Bukowski · Metis Yayınları · 20228,2bin okunma
··
14,3bin Gösterim
8 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
hocam incelemeleriniz kitap kadar keyifli
Eline sağlık, Bukowski nin karakteri ile uyumlu bir inceleme olmuş sanırsam:) Hee ya, beş yıllığına ölemiyor muyuz sahiden? Bu kitapta mı geçiyor, senin yorumun mu merak ettim. Gerçi bana farketmez, her iki durumda da sevdim bu sözü. Sevgiler ama daha çok saygılar...
Kitapta geçen söz şöyle: 'İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.' Okuduğumda bu fikri çok sevmiştim bu şekilde yazmışım :) Sevgiler, saygılar :)
Güzel ve değişik bir incelemeydi. Gayet başarılı bir şekilde kalemini konuşturmuş, kitaba dair düşünce ve gözlemlerini bize aktarmaya çalışmışsın. İncelemeni okurken, eski günlerime dair anılarım hatıramda canlanmadı dersem yalan söylerim. Hayat gerçekten zor ve kimin ne şartlar altında yaşayıp büyüdüğünü bilebilmemiz imkansız. Herkesin kendine dair kapalı bir kutusu vardır ve o mahremiyetini sadece güvendiği, emin olduğu kişilere emanet eder. Bir keşmekeşe doğanı da var, bir bolluğun içine doğup, hayatı "crème de la crème" tadında yaşayanlar var. Neyse, biz gene de hayatı elimizde olan tüm olumsuzluklara rağmen daha kaliteli şaraplar ile geçirmeye bakalım. Bir İtalyan Piedmont'u hiçte fena olmazdı yani! :)) Kalemine, emeğine ve yüreğine sağlık Begüm. Çok beğendim bu incelemeni ve başarılarının devamını dilerim. :))
Hayatın bize gösterilmeye çalışılanın aksine bir de pis bir yüzü var herkesin görmezden geldiği. O yüzle tanışmak güzeldi bu kitapta. Acındırmadan üzmeyi başardı. Üzerine bir şeyler karalamak istedim. Ben teşekkür ederim güzel düşünceleriniz için efendim :))
Ucuz bir şarap, diş döker derler. Okurken önerileriniz ile karşılaşmamıştım ama şimdi yeniden okumalıyım dedirttiniz. Teşekkürler.
Bu kitabın ruhuna ucuz bir şarabı yakıştırdım bilhassa :) Ben teşekkür ederim:))
Aldım ama okuyamadım, fırsat olmadı. Bukowski rehberi bulup paylaşmıştım burada, Bukowski okuyacaklara güzel bir rehber olmuştu. :) Eline sağlık bu güzel inceleme için. Herkes okuyamaz zaten. Chinaski beni beklesin biraz, yakındır tanışacağım. :))
O rehberi iletilerden karıştırıp bulacağım şimdi :) Oldum olası ayyaş adamları ve hikayelerini severim. Teşekkür ederim yorumunuz için, siz tanışadurun Chinaski ile, ben de orada olacağım :))
Reklam
'Ekmek arası' tavuk döner tadında olmuş. Elinize sağlık. :)
İyi bir şey olmalı, bizim millet sever :)) Ben teşekkür ederim