Gönderi

10/10
·172 syf.··
2018 74. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2018 21:39
(Ön not: Bu kitabın da içerisinde yer aldığı 5 muhteşem bilimkurgu eserini yorumladığım videomu izlemek isterseniz şu linke tıklayabilirsiniz: youtube.com/watch?v=BvYXVnA...) İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 30. kitap oldu. Yazar Michael Moorcock ile ise ilk defa tanıştım ve tarzını oldukça beğendim. Bu sefer kolay bir soruyla başlangıç yapalım: Bir zaman makinesi icat edilse, inandığınız dinin nasıl doğduğunu öğrenmek için peygamberinizin zamanına gider miydiniz? Ya da bir başka deyişle, geçmişe gidip "sahabe" olmak ister miydiniz? Eminim, büyük bir oranda bu sorulara, "Evet," yanıtını vermişsinizdir. Zira ben de "Evet" diyenlerdenim. Peki geçmişe gittiğinizde yaşanan olayların hiç de size anlatıldığı gibi olmadığını görseniz ne düşünürdünüz? Şaşırırdınız ve sarsılırdınız değil mi? İşte bu kitap sizi şaşırmaya ve sarsılmaya davet ediyor... Öncelikle bu kitaba bilimkurgu demeye pek dilim varmıyor, onu belirteyim. Zira kitaptaki bilimkurgu kavramı, sadece zaman makinesinden ibaret. Aslında kitabın türüne, tarihi kurgu demek daha doğru olacak sanırım. İlla bilimkurgu kalıbına sokmaya zorlarsak teolojik bilimkurgu diyebiliriz; ama dediğim gibi bir hayli zorlama olur bu. Kitabın ana kahramanı, Karl Glogauer isimli bir agnostiktir. Yani, bir Tanrı'nın var olup olmadığını bilemeyeceğimizi düşünenlerden. Buna rağmen, sürekli araştıran, merak eden ve din üzerine kafa yoran bir genç. En çok merak ettiği konulardan biri ise İsa düşüncesinin kökeni ile İsa'nın yaşadığı dönemdir. İşte bu meraklı Karl, bir gün zaman makinesini icat etmeyi başaran bir bilimadamı ile tanışır ve bu bilimadamının ilk insan deneği olmayı kabul eder. Böylece Karl Glogauer, zaman makinesiyle M.S. 29 yılına; Hz. İsa'nın son zamanlarına ve çarmıha gerilişine şahit olmaya gider. Bu olaylara tanık olarak, en azından aklındaki bazı soru işaretlerini giderebileceğini düşünür. Zaman makinesi ile yaptığı yolculuktan sonra, gözlerini açtığında kendisini, M.S. 29 yılında bulur ve Nasıralı İsa'yı aramaya başlar. Kitaptaki olay örgüsü de böylece başlamış olur. Tabii kitap sadece M.S. 29 yılını değil, bilinmeyen fakat günümüze yakın bir tarihte Karl Glogauer'in yaşadıklarını da anlatmaktadır. Karl'ın kendi yaşadığı dönem ile M.S. 29 arasında sık sık geçişler yapılarak Karl'ın iç dünyası da okuyucunun önüne sunuluyor. Yazar kitapta yalnızca Hıristiyanlığı temel almış gibi görünse de, aslında anlatılanları diğer dinlere de uyarlamak mümkün. Kitapta Hıristiyanlığın, eski bir mit ve felsefe birikiminin yeni bir isminden ibaret olduğu, İncillerin tek yaptığının güneş mitini yeniden anlatmak olduğu, mucizelerin asla gerçekleşmediği ve sonradan uydurulduğu, Hıristiyanlık düşüncesinin İsa'dan yıllar önce ortaya çıktığı, Batı felsefesini içinde barındırdığı için Hıristiyanlığın Doğu'ya yayılamadığı ortaya konulmuş. Bu düşünceden hareketle İslamiyet'in de Doğu felsefesini içinde barındırdığını ve dolayısıyla Batı'da pek yaygın olmadığını söylemek mümkün. Açıkçası dinin bir mit olarak kabul edildiği kitapları kendime fazlasıyla yakın buluyorum ve seviyorum. Herkesin inancına saygı duymakla birlikte, benim düşüncem de bu şekildedir. Bu konudaki şu alıntıya dikkat etmenizi rica ediyorum: “İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler.” Gerçekten de yazarın bu sözüne katılmamak mümkün değil. Mesela günümüzde en yaygın olan din, bana göre Hümanizm'dir. Sanırım ben de bu dine mensubum. Her şeyden ama her şeyden önce merkezime "insan"ı koyuyorum. Bunu yaptığımdan beri de daha mutluyum. Teoloji, tarih ve din gibi konularda eser vermek zordur. Hele ki, bu konuları bilimkurgu süzgecinden geçirmek ise gerçek bir ustalık ister. Yazarın bunu başardığını düşünüyorum. Sizin de ilginizi çektiyse mutlaka okumalısınız.
İşte İnsanMichael Moorcock · İthaki Yayınları · 20181,850 okunma
··
749 Gösterim
13 Yorum
Eline sağlık, ben de almıştım kitabı, hala okuyacağım. Din - mit ayrımı yok aslında mantıken, şu andaki mitlerin hemen hepsi zamanında inancın getirdiği şeylerdi. İleride başka mitler olacak,başka dinler de. Devinim yani bu. Yani büyük resim var ya, toplumumuzun çok sevdiği, biraz geriye çekilip 3000 yıllık dilime uzaktan bakmak yeter neyin ne olduğunu anlamak için. Hümanizm her dönem piyasaya çıkıyor evet ama evin tatlı küçük çocuğu olmanın ötesine geçemiyor hiç. İnsanlar sevmek değil sevilmek istiyor çünkü. Bir de inanmak istiyorlar bir şeylere, insana inanmak basit kaçıyor diğerlerine göre hayli. Zaman yolculuğu her zaman ilgi çekici olmuştur çoğunluk gibi benim için de. (H. G. Wells hariç :) Mantığım elvermiyor, bütün o sicim teorisi, paralel evren let, kıvrılan karton olaylarına rağmen. Ama ben başka türlü bir şey düşünüyorum. İnanıyorum ki gelecekte, belki de 50 yıllık bir gelecekte geçmişteki ses ve görüntüleri yakalayabileceğimiz bir şeyleri bulacağız. Bu biraz da Steppenwolf kaynaklı bir teori:) Bu bilinen her şeyin sonunu getirecek, tarih değişecek, bilinen dinler küçük bir azınlığın inancı olacak sadece. Ama din kavramı yok olmayacak elbette. Yeni farklı inançlar her zaman insanları sömürme in bir yolunu bulacaklar. Neyse uzattım baya, yine detaylı, güzel, kendinden de epey kattığın bir inceleme olmuş. Teşekkürler
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
İnanç bir ihtiyaç zaten. İnsanın elinden en büyük inancını alsan bile daha büyük bir şeye inanmak için hiç zaman kaybetmeyecektir. Söylediklerine katılıyorum Erhan Abi. Bilinen dinler küçük bir azınlığın inancı olacaksa 50 yıl sabredebilirim sanırım :) Teşekkürler güzel yorumun için.
Bu incelemeyi görmesem belki de hiç dikkatimi çekmeyecek bir kitap, ama şuan merakımı cezbetti. Dinin tarihi ve özellikle evrimi üzerine okumayı oldukça seviyorum, ara sıra dikkatimi çeken bir alışkanlık olarak kaldı bende. Konu oldukça ilginç geldi, güneş miti vs kavramlarına ise Muazzez ilmiye Çığ'dan aşinalığım var. Sen de biliyorsundur belki, ülkede bu tarz köken araştırmalarını özellikle de Sümerler üzerine çalışmaları oldukça özgün bir kadın. Bunu da listeme aldım. Sağlam noktalara değinmişsin Semih hocam, kalemine sağlık.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Dinin tarihi ve evrimi üzerine yazılan romanlar özellikle çok lezzetli oluyor. Tez gibi ağır kitaplar edebilikten yoksun olunca ders kitabına dönüyor; ama bu şekilde olunca tadından yenmiyor... Beğenmene sevindim, Samet. Teşekkür ederim.
Bu yorum görüntülenemiyor
İncelemen sonrası okuyacaklarım arasına girmişti İşte İnsan... İncelemeyi çok beğenmiştim ve beğendiğim kadar da varmış Semih :) Kitabı çok sevdim. Yazarın tarzını, hikâyenin ilerleyişini ve konuyu çok iyi buldum. Hayretle okudum kitabı, beklediğim son da gelince büyük keyif aldım. Her yönüyle farklı bir kitaptı, tadı damağımda kalacak hep... Karl'ı hiç unutmayacağım, emeğine sağlık sevgili arkadaşım... :)
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim Fazi. Karl’ı unutmak ne mümkün :) Yazar son derece ilginç bir düşünceyi son derece farkı bir anlatımla önümüze sunmuş. Okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Senin de beğenmene sevindim :)
Bilimkurgu olunca uzak duruyorum genelde ama o zamanda kaçırıyorum işte güzelim kitapları :) Teşekkürler inceleme için.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
İlginizi çekiyorsa uzak durmayın derim :) Ben teşekkür ederim İlknur Hanım.
Reklam
Din kavramı benimde çok ilgimi çeken konulardan biridir. İzlemediyseniz The Man From Earth filmini acizane tavsiye ederim.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
İzlemedim ama araştırma yapacağım. Çok teşekkür ederim :)
Semih bey bu serinin çevirileri güzel mi? Ben Fahrenheit için araştırma yaparken berbat bir çeviri şeklinde çok yoruma denk gelmiştim.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Çeviriler maalesef kötü. Eleştirenler sonuna kadar haklı. Bu konuda İthaki savunulamaz...
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.