445 syf.
Kitap hakkında bilgi içerir.

Serinin birinci kitabı hakkındaki incelemem:

#46418511

Serinin ikinci kitabında Sofistler, Sokrates, Küçük Sokratesci okullar ve nihayetinde Platon ele alınıyor.

Sofistler ile birlikte felsefenin konusu doğadan, evrenden insana; maddenin, hareketin arkhesini aramaktan insani olana yani siyasete, dine, ahlaka vb taşınmıştır. Bunda Milet okulunun yürüttüğü materyalist temelli felsefesinin tıkanma noktasına gelmesi ve halktan ilgi görmemesi büyük bir etkendir.

En ünlü sofist filozof Protagoras'in "her şeyin ölçüsü insandır" sözünün temelini oluşturduğu bu yeni felsefi akım sonradan adeta günah keçisi ilan edilecek olsa da büyük öneme sahiptir. Önemi bu sözde de olduğu gibi felsefenin yönünü doğadan, maddeden insana ve insanla ilgili olana çevirmiş olmaları, sonraki yüzyıllarda da karşımıza çıkacak kavramlar olan "doğal hukuk-pozitif hukuk" "doğal haklar- pozitif haklar" gibi kavramları ortaya koymalari ve en önemlisi de Sokrates, Platon gibi Filozoflarin ortaya çıkmasını saglamalarina dolaylı katkılaridir.

Sokrates'in ve özellikle Platon'un Sofistlere yönelik yogun eleştirileri vardır. Bunun altında yatan sebeplerden önce şu tarihi bilgiyi vermek yerinde olacaktır:

- 27 yil süren ve Sparta'ya kaybedilen Peleponnes Savaşının yarattığı olumsuz psikoloji ve travmalar, siyasi karmaşa vb.

Bu olayın faturası Sofistlere kesilir. Çünkü Sofistler bireyciligi ön plana çıkarırlar. Bilginin göreli olmasını savunurlar. Herkesin politikaya meyilli olduğunu ve eğitimle bu yönde kendilerine yön verilebilecegini savunurlar. Keza şu anki parayla 100 bin dolara ders veriyorlarmis. Din ve ahlak konusunda da ilk kez uydurma olduğu ve insan ürünü şeyler olduğu yönündeki fikirleri de bunlara eklenince hem toplumun ahlakını bozmakla hem de aşırı bireyci bir toplum yapısına cevaz veren anlayış ile birliğin kaybı ve kaosun yaratıcısı olarak itham edilirler. Tabi şunu belirtmek lazım, Protagoras'in fikirleri zaman içinde diğer Sofistler üzerinden evrime uğramıştır.

Sofistler, bilginin imkanını ve genel bir ahlakı ve dini zemini sarsmis ancak yerine güçlü bir şey koymamislardir. Bu noktada da Sokrates sonrasında da Platon bu şeyleri koymaya çalışacaklardir.

Sokrates "Bir şey biliyorsam o da hiçbir şey bilmedigimdir." sözü meşhurdur. Bunda temel kastı şudur: Sokrates genel, herkes için geçerli olacak erdemi, ahlaki aramaktadır ve bunu tesis etmek istemektedir. Bunu ise birebir diyaloglarla kendisinin pasif durumda olduğu daha çok karşısındakini konuşturmaya yönelik yöntemi ile yapmaktadır. Bu diyalogları sırasında ise toplumun en saygın insanlarının dahi bir şey bilmediklerini ve daha kötüsü bunlar üzerinde düşünmediklerini görmektedir.

Yine Sokrates'in "kendini bil" sözü de meşhurdur. Sokrates az önce deginildigi gibi toplumun bilgisizligini ortaya koyarken herkesin genel olarak ahlak, erdemi bildiğini ancak kendilerini bilmeye yönelik eylemde bulunmadiklari için bunun farkında olmadan yaşadıklarını söylemektedir. Kendisini de annesi gibi bir ebe olarak konumlandirir. Annesi çocuk doğurturken kendisi insanların içindeki genel doğruları dogurtur.
Sokrates ayrıca felsefeye tümel ve tanım kavramlarını sokması ve erekbilimsel bakışı felsefeye getirmesiyle çok önemlidir.

Sokrates'in en sıkı takipçisi olan öğrencisi ve kendisi için "Tüm felsefe tarihi ona düşülmüş dipnotlardan ibarettir" denilen büyük filozof Platon sahneye çıkar.

Platon hakkında kısa kısa bir şeylere deginip geçeceğim. Keza bundan evvel Platon üzerine okumalarimda daha geniş deginmistim.

Platon "Her şeyin ölçüsü insan değil, Tanrıdir" der. Bu şekilde de Sofistlerin yok ettikleri nihengi noktasını hem Tanrı kavramı ile hem de asıl ideaları ile yeniden tesis etmeye çalışır. Bu sırada sistemli ilk felsefeyi yapar.

- Varlık felsefesi: İdealizm
- Bilgi felsefesi: Rasyonalizm
- Ahlak felsefesi: Mutlulukcu
- Din felsefesi: Ruha biçilen değer, ruh- beden ikiciliginin kesinkes ayrımı ve ruhun ölümsüzlugu...
- Siyaset felsefesi: Devleti büyük bir insan olarak görür. İnsanlar devletin bir uzvudur. Varlıklar hiyerarsisinin izlerini burada da toplumdaki hiyerarşi takip eder.

Platon İbni Sina ve Farabi gibi İslam düşünürlerini de etkilemiştir:

#46580050

İdeal devlet yapısı günümüzden pek sıcak görünmez hiçbirimize, Ahmet Arslan bir demecinde "Hepimizin içinde bir Platon vardır" demişti:

#46578912

Platon'un özellikle tektanrili dinlere katkıları olarak görebilecegimiz fikirleri:

#46574236
#46568554
#46575915
#46576996
#46577602

Platon idealar fikrinin ilk aşamasında Parmenides'in çok fazla etkisinde kaldığı için ideaların birliği ve görünen dünya ile ayriminin çok fazla, katı şekilde olmasi sonucunda bu ikisi arasında ve de ideaların kendileri arasındaki bağlantının imkansizligi bilginin imkansizligini ve de bilimin imkansizligina neden olmuştur. Sonradan Platon, bu etkiden sıyrılıp Idealarina 'En Yüksek Cinsler Ogretisi'ni getirince bu sorunu aşmış olur ve bilim yapabilmenin imkanını sağlamış olur.

Bu öğretide:

Varlık (en baştadir)

Sükunet Hareket

Ayrılık Baskalik

Diğer idealar da bunlardan pay alacaklar.

Örnek:

- İnsan vardır.
- İnsan insan olarak kendinin aynı, attan başkadır.
- Ama insanın at olduğunu söyleyemeyiz. İnsanın var olduğunu, attan başka olduğunu söyleriz. Aynı zamanda sukunette olduğunu soyleyebiliriz. Ancak ayni zamanda harekette olduğunu söyleyemeyiz.

Bu sayede ideaları birbirleriyle ilişkiye sokmamizi sağlariz. Bu durum bilime de imkan verir. Çünkü yüklemler ve dolayısıyla önerme mümkün olmaktadır.

Bunun önemi şuradadir yani daha açıklayici olursa; Parmenides için varlık birdir, her şeyi kaplar, ezeli- ebedidir daha önemlisi değişmez. Hakkında da konuşmaya imkan yoktur. Dolayısıyla Platon'un bastaki ideaları da Parmenides'in Bir Olan'ina yakındı. Ve tikanikliga sebep olmuştu. Bu öğretisi ile beraber ise ideaların birbirleriyle bağlantısı sağlanmış oldu. Önermeler öne surulebilmeye dolayısıyla da bilime yol açılmış oldu.

Ayrıca Parmenides'in yokluk üzerine kapalı felsefesine de Varolmayan başkadır denilerek çözüm bulunmuş oldu. Yani "Kaan at değildir." önermesi Parmenides'ci bakışla kurulamaz. Çünkü at değil demek bir varolmayan cagristirir, varolmayan yokluktur; yokluk ise üzerine konusulmayandir. Ancak burada Platon Kaan ve at'i var olan idealar olarak görür. Kaan'ın at olmamasini iki var olan ideanin yanlış yan yana gelmesi olarak ifade eder. Dolayisiyla "Kaan at değildir." önermesi kurulabilir. Bu Kaan at olmayan demek anlamına gelecektir diye ifade edilebilir.

Ayrıca Platon icin Tanrı kanitlarindan teleolojik kanıtın da mimari diyebiliriz.

Platon hakkında daha çok şey dile getirilebilir. Ancak ben burada nokta koymak istiyorum. Zaten şu an bile çok uzun oldu. Buraya kadar okuyan varsa, Ahmet Hoca'nın şu güzel sözlerini de okumalarıni şiddetle tavsiye ederim:

#46586026