Basit bir güç savaşından daha fazlası...
9/10
·319 syf.··
2020 55. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2020 21:51
Mikail Bayram’ın çalışması, Mevlâna Celâleddin Rûmî’yi yalnızca “evrensel aşk” söylemiyle okuyan modern popüler literatüre karşı sert bir uyarıdır. Bugüne kadar “hoşgörü timsali” diye önümüze sürülen Mevlâna’yı, dönemin gerçek siyasi ve toplumsal kavgaları içine yerleştiriyor. Bayram, Mevlâna’nın eserlerini, çevresinin siyasî-dinî çatışmaları ve özellikle Ahi Evren (Hâce Nasirü’d-din) ile olan mücadelesi çerçevesinde tekrar okuyor; ortaya çıkan tablo ne romantik bir mistik masal ne de sadece ahlâk dersleri içeriyor. Bizzat yerel güç mücadelelerinin bir belgesi. Bayram’ın iddiaları, Mesnevi ve Divân-ı Kebîr’deki pasajların bağlamlı okunmasına dayanıyor. Bayram’ın vurgu yaptığı husus şudur: Ahi Evren’in temsil ettiği şey, basitçe “esnaf teşkilatı” değil; Türklerin Anadolu’da tutunmasını sağlayan sosyal, ekonomik ve ahlaki bir omurga. Üretime dayalı, eşitlikçi, dayanışmacı bir düzen kuruyor. Kısacası o, Türk milletinin ayağını yere basan tarafı. İşte Mevlâna ile çatışması da buradan çıkıyor. Mevlâna, Anadolu’daki bazı Türkmen pratiklerine ve Ahi çevresine karşı muhalif bir üslup takınmıştır. Bu, Mevlana’nın Anadolu’daki Türk halkıyla değil; daha çok saray ve şehirli elit çevresindeki İranlı–Arap kültür çevresiyle uyumlu bir duruş sergilediğini gösteriyor. Sergilenen bu muhalefet zaman zaman küçümsemeye ve aşağılamaya dönüşmüştür. Özellikle Nasreddin-Hoca/Cuha hikâyelerini ve Ahi tipolojisini kullanarak Türkmen (ve kimi zaman “ahi” zümre) meclislerini, kadın-erkek bir arada zikir uygulamalarını ve popüler uygulamaları hicveder. Bayram, bu tespiti Ahmed Eflâkî rivayetleri ve Mesnevî pasajları üzerinden örneklendirir. Bu karşıtlık bugünün gözüyle bakınca bile çok şey anlatıyor. Mesnevi’deki hikâyelerin önemli bir kısmının Ahi çevrelerini küçümsemek için yazıldığı iddiası gerçekten çarpıcı. Bayram’a göre Mesnevi, salt tasavvufi öğüt kitabı değil; aynı zamanda bir polemik ve propaganda aracıdır. Evet, içinde hikmetli ve derin pasajlar vardır, ama aynı zamanda rakipleri itibarsızlaştırmak için yazılmış keskin hicivler de bulunur. “Muhannes” imaları, küçültücü tasvirler ve siyasi polemikler, Mevlâna’nın rakiplerini itibarsızlaştırmak için kalemi bir silah gibi kullandığını gösteriyor. Ayrıca Mevlana Mesnevi'yi Kur'an-ı Kerim gibi görmektedir. Bu durum Mesnevi'nin birinci defterinin önsözünde yazdıklarından rahatlıkla anlaşılmaktadır. Mevlana'ya göre Mesnevi "dinin aslının aslının aslıdır". Mesnevi'deki sapkın hikayeler de uydurma değildir. Mesnevi’nin yedinci cildi uydurmadır. Sapkın hikayeler zaten yedinci ciltte değildir. Örneğin meşhur kabak hikayesi beşinci cilttedir. Mevlânâ figürünün sadece metinleriyle değil, ismiyle bile nasıl kutsallaştırıldığını görmek mümkün. Bu noktada isimlendirme meselesi bile başlı başına bir tartışma konusu. Hiçbir zaman ‘Mevlana’ denmesini doğru bulmadım. Çünkü bu kelime, Farsça ‘mevla’ (Tanrı) ve Arapça ‘na’ (bizim) ekinden oluşur. Yani ‘Tanrımız’ anlamına gelir. Mevlâ kelimesi Kur’an ve hadis lugatlarında ‘Rab’, ‘efendi’, ‘sahip’ gibi anlamlarla geçer. Dolayısıyla ‘Mevlana’ ifadesi, farkında olmadan bir kutsiyet atfı içerir. Bu durumda “Mevlana” demek, bir düşünürün önüne Tanrısal bir sıfat koymak demektir. Bu, eleştirel düşüncenin değil, kültürel tapınmanın dilidir. Bu isimlendirme, Mevlânâ’yı sorgulanamaz bir figüre dönüştürmenin ilk adımıdır. Ayrıca Mevlânâ’ya atfedilen ‘Ne olursan ol yine gel’ sözü de ona ait değildir. Bu söz, Mevlânâ’dan yaklaşık iki asır önce yaşamış Horasanlı mutasavvıf Ebu Said Ebu’l-Hayr’a aittir. Yine de bu söz, Mevlânâ’nın imajına öylesine yapışmıştır ki, bugün onunla özdeşleşmiş durumda. Bu da Mevlânâ’nın tarihsel kimliğinin değil, popüler mitinin beslendiğini gösteriyor. Bayram, Şems–Mevlâna meselesini sadece iki dervişin ekstatik ilişkisi olarak okumuyor. Şems’in ortama gelişi, Mevlâna’nın söylemindeki radikal değişimi ve çevresinde yarattığı huzursuzluk, dönemin siyasî ve dinsel dengeleriyle doğrudan ilintilidir. Sultan Veled’in bile Şems’in muhaliflerce öldürüldüğünü yazması, bu ilişkinin ne denli tartışmalı olduğunu gösteriyor. Mevlana’nın Şems’e duyduğu olağanüstü bağlılık, dönemin kaynaklarında ve çevrelerinde “ucube” ve “gayrimeşru” bir yakınlık olarak da algılanmış; bu durum tasavvufi yorumlarla süslenip romantize edilse de, çağdaşları açısından hayli problemli görülmüş. Dolayısıyla Şems olayı kişisel değil, siyasî ve kültürel bir kırılmadır. Mevlana'nın, “mistik dostluk” sınırlarının ötesinde Şems’e yazdığı mektupları da araştırmayı size bırakıyorum zındıklar. Bayram’ın çalışması filolojik titizliğe dayalıdır: elyazmaları, menakıb kitapları, vakfiyeler, Mevlâna el-kitapları ve dönemin kroniklerini kullandığı açıkça görülüyor. Kaynakça zenginliği ve isabetli alıntılar çalışmanın en güçlü yanı. Evet, Bayram bazen aşırı keskin kalem kullanıyor. Ama şunu kabul edelim, Mesnevi sadece aşk ve hoşgörü masalı değil; aynı zamanda rakiplerine yönelik hiciv ve propaganda yüklü bir metin. Ahi Evren’in temsil ettiği Türk damarı ise tam tersine, üretime ve dayanışmaya yaslanan gerçekçi bir hayat anlayışı. Özetle, Ahi Evren ile Mevlana arasındaki çekişme aslında iki insan arasında basit bir güç savaşı gibi görünse de, Mevlana'nın Türkmen düşmanlığının vücut bulmuş halidir. Bu çalışma Mevlâna’yı gülümseten mehabetli sözlerin ardına saklanan tarihî bir çatışmayı gün ışığına çıkarıyor. Bayram’ın araştırması bize öğretiyor ki; büyük metinler “ezelî hoşgörü” yahut “saf aşk” maskesiyle her zaman masum değildir. Tarihe tek taraflı bakarsanız “Mevlâna barış meleği” klişesine saplanıp kalırsınız. Oysa perdeyi araladığınızda, tasavvufun da siyasetin, çıkarın ve hatta sapkınlığın içinde yoğrulduğunu görüyorsunuz. Bayram’ın en büyük katkısı da bu yüzleşmeyi dayatması. #78997460
Din
Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana MücadelesiMikail Bayram · Nüve Kültür Merkezi Yayınları · 201297 okunma
··1 alıntı·
4 +1'leme
·
1.200 Gösterim
6 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Emeğine sağlık Ali gerçekten severek okudum. Alıntılarda da epey kıymetli cümleler okudum. Tasavvuf, şeyh, şıh minvalindeki insanları hiçbir dönem kendime yakın bulmadım her söylediklerine şüphe ile yaklaştım ve her zaman da şüphelerim haklı çıktı. Bu kitabın bol kaynaklı olduğunu yazmışsın, bence en ama en önemli şey budur bir araştırma kitabında. Ve dikkatimi çeken bir başka önemli şey ise bu tarz yapılanmaların hep siyasete hizmet etmiş olması ya da siyaset amacıyla kurulmuş olması. Yine şaşırmadım yani. Tekrardan emeğine sağlık arkadaş.
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Güzel yorumun için çok teşekkür ederim Ecem, beğenmene sevindim :)
Bu meseleye bir çok kez tesadüf etmiş olmama rağmen meselenin bu kadar sistemli bir çalışması olabileceğini hiç düşünmemiştim. Eseri tanıttığınız ve tanıtıma muhtevasına dair bu kadar geniş izahat eklediğiniz için bilahare teşekkür ederim
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Her konuda olduğu gibi halkımız kolaya kaçıp, kulaktan dolma bilgilerle hareket ettiği için tarihi şahsiyetleri doğru tanıyamıyor. Zaman ayırıp, okuduğunuz için teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim.
Emeğinize sağlık. Bilgilendiren bir inceleme olmuş. Keşke bunlara karşı fikirde olanlarda okusa ! Kitabı okuma listeme aldım. Teşekkürler.
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim.
Okuma listeme aldım. Bu güzel inceleme için teşekkürler.
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim. Harika bir karar almışsınız. Beğenmenize sevindim. :)
Alıntılarınla ve incelemenle fevkalâde bir eserle bizleri tanıştırmış olduğunu düşünüyorum. Çekişmenin boyutlarının bu kadar derin olabileceğini düşünmemiştim hiç. Eseri muhakkak okuyacağım, emeğine, kalemine sağlık.
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Beğenmene sevindim :)