Gönderi

Oğuz Aktürk'ün Youtube Videosuna Eleştiri
Oğuz Aktürk
Oğuz Aktürk
Youtube kanalında çeşitli kitapların kesinlikle okunmaması gerektiğini belirterek aslında kendince edebiyata hizmet ettiğini veya entelektüel olduğunu göstermeye çalışırken çok önemli
1000Kitap
··2 alıntı·
550 Gösterim
34 Yorum
Ben sizin yazınızı sayfamda görüp sonuna kadar okuyunca ''Acaba Oğuz Bey bu konuda neler demiş?'' diye onun videosunu da izleme gereğini duydum. Uzun zamandan beri uğraştığım bir alan olduğu için iki tarafı da dikkate aldım. Bunun sonucunda bu yorumu yapıyorum: 1) Nitelikli edebiyat nedir, yazar kimdir sorusu güncel bir mesele değil. Uzunca bir zamandır gerek edebiyat tarihçileri, gerekse bazı eleştirmenler tarafından ele alınmış ve alınmakta olan bir meseledir. 2) Nitelikli eser demek soru sorduran eser demektir. Bu durumu en iyi, edebiyat eleştirmenlerimizden Berna Moran ''Edebiyat Kuramları ve Eleştiri'' kitabının sonunda sanat değeri yüksek metinleri tanımlarken şöyle açıklamıştır: ''..Bizi kendi hayatımızın sınırlı yaşantıları dışına çıkararak, düşünce ve duygu bakımından daha çeşitli bir dünyaya sokar ve böylece başka insanları daha iyi anlamamızı ve onlara yaklaşmamızı sağlar. Edebiyat eserlerindeki kişiler ve bunların içinde bulunduğu durumlar, genellikle, bir ahlaksal seçim yapmayı gerektiren çatışmalar koyarlar ortaya. Böyle durumlarla karşılaşmak okurların ahlaksal, politik vb. alanlardaki ufkunu genişletir, deneyimlerini arttırır, düşünme yeteneğini kamçılar ve olgunlaştırır. Bir edebiyat eseri bu olumlu yan etkileri açıkça ders vererek değil, çeşitli kişileri çeşitli durumlarda canlı olarak önümüze koymakla daha iyi meydana getirir.''(s.332) Bu cümleler ışığında
Oğuz Aktürk
Oğuz Aktürk
'un videosunda söylediği ''Ben kitapları benliğimin bir uzantısı olarak, beni geliştirsin diye okuyorum.'' sözlerinin takdirle karşılanması gerektiğini ve okuma deneyimi gerçekleştiren her okurun da BU NİYETLE OKUMASI, AKSİ TAKDİRDE OKUMAMASI gerektiğini söylersek herhalde yanılmış olmayız. Burada büyük harflerle belirttiğim görüşümün sonundaki OKUMAMASI kelimesi okuyucunun okumaması anlamına gelmiyor, BU NİTELİKLERİ SAĞLAMAYAN BİR KİTABI OKUMAMASI anlamına geliyor. 3) Oğuz Bey'e katılmadığım tek nokta videosunda bunların yazar olarak tanımlanmadığını tamamen öznel bir düşünceyle öne sürmüş olmasıdır. Oysa biraz sonra Nietzsche'den vereceği ''Kötü yazarlar da gereklidir.'' alıntısı kendisiyle çelişecektir. 4) Ben burada nitelikli edebiyat nedir? onu tartışıyorum. Elbette çok satan niteliksiz yazarların niteliksiz kitapları her devirde söz konusudur. Mesele yazarlığı tartışmaya açmak değil, nitelikli edebiyatı tartışmaya açmaktır. Yazar olmak kolaydır ama nitelikli eser vermek zordur. Hatta bazı çok tanınmış yazarlarımız(Kemal Tahir, Peyami Safa) da geçim derdiyle böyle niteliksiz eserlere imza atmıştır. Ama bugün biz onları o niteliksiz eserleriyle değil, bugüne kadar ulaşabilen gerçek soru soran, bizi bize anlatan eserleriyle tanıyoruz. Bu demek oluyor ki o yazarlarımız sadece çok satmak için geçim derdiyle yazan Oğuz Bey'in videosundaki yazarlar gibi olsaydı bugün esameleri dahi okunmazdı. 5) Bir okurun nitelikli eserle karşılaşıp karşılaşmayacağı tamamen o okurun beklentisiyle alakalıdır. Okurun vakit geçirmek için, Oğuz Bey'in videoda bahsettiği üzere ''Bazı ortamlara girmek için...'' okuması gerçek bir okuma deneyimi değil, ancak bir zaman ''öldürme''(Erich Fromm bu tabiri kullanıyor.) deneyimidir. Yeni okuma alışkanlığı kazanan her okur neyi neden okuduğu bilincine(olgunluğuna) varması gereken okurdur. Böyle bir okur okuduğu kitapta YAŞAMA DAİR İPUÇLARI ARAMALIDIR. Ona bu bilinci kazandıran da öğretmeni olur, arkadaşı olur. Ancak öyle bir olgunluk söz konusu olursa okur kendiliğinden bu tarz kitapları terk edecektir. Okurun yaşıyla bağlantılı bir durum değildir bu. Çünkü nitelikli edebiyat metinleri bu eleştiri yazısını hazırlayan kişinin zannettiğinin aksine her yaşa hitap edebilmektedir. Bir kere çocuk edebiyatı denilen dev bir alan söz konusudur. Bu anlamda Oğuz Bey'in bir uyarıcı rolüyle video izleyen kitleye böyle bir hizmet sunmasını takdire şayan buldum. Böyle bir yazıyı ise hem yersiz, hem de edebiyat konusunda bilgisi olmayan birinin satırları olarak değerlendirdim. 6) Öte yandan övgüye değer bulduğum bir başka husus, edebiyatın geçim sağlayıp sağlamadığı sorununun da Oğuz Bey'in verdiği Oğuz Atay örneği ile gündeme gelmiş olmasıdır. Elbette eserin niteliğinden bağımsızdır bu(Yaşarken üne kavuşan nitelikli eser sahibi yazar olduğu gibi, ölene kadar anlaşılmayanı da vardır.). Ancak burada dile getirilen ve benim de dikkate değer bulduğum şey, edebi metin adı altında SADECE MADDİ KAYGILARLA ÜRETİLEN METİNLERDİR. Yazarda maddi kaygı olması doğaldır ama bunun esere yansıması doğrudan olmaz veya temel amaç bu olmaz. Bundan dolayı her anlamda Oğuz Bey'in videosunu değerli buldum. 7) Velhasıl lafı fazla dolandırmadan -yeterince dolandırdım ama bu açıklamalar gerekliydi- diyelim ki, Oğuz Bey'in hedef olarak koyduğu metinler kapitalizmin piyasa ekonomisi koşullarında çabuk tüketilen ve tüketilmek için yazılan metinlerdir. Bunları gerçek edebiyat metinleri karşısında istediğimiz kadar küçümseyelim, yine de bunlar varlıklarını devam ettirirler ve pespaye metinler olarak her türlü aşağılamayı övgü gibi karşılarlar. Asıl tehlike bu metinler değildir. Çünkü bu metinler Oğuz Bey'in sandığının aksine nitelikli edebiyata ve Türk edebiyatına zarar vermez(Ayrıca videosunun bir yerinde belirttiği gibi 'çağdaş Türk edebiyatı' şeklinde de sınıflandırılmaz ama bu başka bir yazının konusu olsun.). Yalnızca gerçek edebiyattan habersiz birkaç avare okurun zamanını öldürür, o kadar. Öte yandan iyi okurla, ne okuyacağını bilen okurla bilmeyen ''niteliksiz okur''u ayırdığı için faydası bile vardır. Asıl tehlike niteliksiz okurun, ne için okuduğunu bilmeyen okurun ta kendisidir. Bu okur çünkü sadece piyasa metinlerini tüketmez, aynı zamanda klasikleşmiş eserleri de piyasa mantığı ile çay içer gibi tüketmeye kalkar ve sanıldığının aksine pek çok nitelikli eser okuyucusu da maalesef günümüz piyasa mantığıyla tüketmek için okurlar. Asıl yok edilmesi gereken okur tipinin bu olduğunu belirtiyor, Oğuz Bey'e ise bahsettiği kitaplardan ve yazarlardan daha büyük bir tehlikeyi işaret ettiğimi düşenerek mücadelesine devam etmesi dileklerimi sunuyorum.
Yine bir gün geçmiyor ki 1k’da Oğuz Aktürk gündem olmasın... shsdshskf Yorumu yazmak için sosyal medyanın en yoğun saatini bekledim, bedavaya reklamımı yapmışsınız bunun üzerine teşekkür ederim. Ben de dünden beri kanala alışılmadık bir şekilde gelen abone ve izlenme sayısını anlamaya çalışıyordum. 😀 Madem öyle şimdiye kadar ürettiğim Bunları Okumadan Ölün videolarını paylaşayım daha çok kişi görmüş olsun: 5. bölüm: youtu.be/2Ia6xxuNANg 4. bölüm (Livaneli özel bölümü): youtu.be/dR12B0gIkhg 3. bölüm: youtu.be/cZco9tl4rBs 2. bölüm: youtu.be/Rclj5apawe4 1. bölüm: youtu.be/cw421oNbC14
Önceki 2 yanıtı göster
Orhan Pamuk: "Kitapları kapaklarına bakarak alan okurlara ve bu okurlar için yazılmış kitapları küçümsemeyen eleştirmenlere daha çok ihtiyacımız var."
Oğuz Aktürk denilen kişinin samimi olmadığını düşündüğüm bazı noktaları var ve bunları daha önce dile getirdim. O, onunla ilgili yazılan her şeyi takip edip sadece "işine gelene" cevap veren bir insan olduğu için mevzuları bildiğini düşünüyorum o yüzden tekrarlamaya gerek duymuyorum. YouTuber olmak, dikkat çekmek ya da diğer bir tabirle bu alanda tutunabilmenin değişik yöntemleri var sanırım. Kendisi de bir kesime, bir yazara yüklenerek onlardan daha iyi içerikler, daha iyi kitaplar okuyorum havası verip ilerlemek istiyor olabilir onun bileceği bir iş. Teknolojinin gelişmesi ile beraber insanlar okur olmaktan çok yazar olmanın peşine düşüyor bunun bir sürü nedeni olabilir. Bazıları, kitapları tutan genç yazarların eriştiği maddi düzeyi kıskanıyor da olabilir ki ülkemizde para kazanmak için neredeyse her şey mübah denilecek hale getirildik bunları burada tam olarak temellendiremeyiz daha derin analizler gerekir. Ben öğretmenlik mezunu olarak eğitimciler kısmına da değinmek istiyorum. Eğitimcilere çok şey yükleniyor aldığımız akademik eğitim çok kötü olabiliyor (benim üniversitem öyleydi) çünkü halkı cahil bırakmak isteyen bir ideoloji ilk önce eğitim sisteminin ve eğitimcinin içini boşaltır ve şuan ikisini de becerdiler eğitim sistemi tamamen boş, yeni yetişen eğitimci "bilinçli" ise kendi çabaları ile ayakta durmaya çalışıyor bunları da gözden geçirmek gerekir. Kitap okuma alışkanlığını kazandırmak için macera-polisiye, gerilim-korku türündeki romanlar önemli, kısa öyküler de olabilir. Ama bir çocuğa kaliteli eserler ile okuma alışkanlığı kazandıracak genel manada ne aile ne eğitim sistemi ne de arkadaş çevresi var. O yüzden 1000kitap tarzı siteler ya da hakkını verip kaliteli içerik üreten YouTuber'lar önemli olabilir. Bu sitenin de içi boşaltılıyor. Ama elimizi taşın altına koymamız lazım bu eylemden de çıkar beklememek gerekir. Z kuşağından birinin nitelikli eserlere ulaşmasını istiyorsak Az bilinen ama nitelikli olan gençlik eserlerini, yazarlarını tanıtmayı becerebilmeliyiz. Bunun için de birikimli, araştırmacı bir okur olmak gerekiyor. Dünya ve Türk klasiklerini önermeyi de geçelim artık ezberci bir sistemde ilk önerilen onlar oluyor. Z kuşağı çoğunlukla küçümseniyor halbuki bu akışkan çağı bizden daha hızlı takip ediyorlar. Kimse onları dinlemiyor sürekli bir öğüt verme yoluna gidiyor insanlar. Ben etrafımda olan gençleri dinlemeye çaba gösteriyorum. Araştırmacı ruhlarının devreye girdiği vakit ne kadar iştahlı olduklarına da şahit oluyorum. Üç beş kötü yazarın kitabını okuyan bir genç okur doğru kitaplarla buluşturulursa okuma kültürüne daha sıkı tutunur. Bizim birey olarak bunu başarmamız lazım. Kanalımızda dikkat çekmek için ya da çıkar sağlamak için bunu yapmamamız gerekiyor.
Önceki 2 yanıtı göster
Kesinlikle Z kuşağı hakkında küçümsemek ve kötülemek yerine okuyana araştıran gençler olmasını dilemek lazım. Ve gençleri bu konulara yönlendirmek lazım. Öncelikle Adem abi bu güzel yorum için sana teşekkür ediyorum.
Kendi popülerliğini artırmak için bu yola başvuruyor. Toplumumuz maalesef ki bir şeyleri dışlayan, yok sayan ve kaba üslup ile terkin edilen yorumlamaları çok seviyor. Hele ki bu yazarların seveni fazlaysa ya da sevmeyeni azınlıktaysa bu sevmeyenler sevenlerden daha büyük bir kitleymiş gibi var güçleriyle yermek için çabalıyorlar. Bu sefer yeren taraf güçlü gözüktüğü için kaymalar oluyor. Olmasa da bu hınç ve güç gösterisi izleyicinin hoşuna gidiyor. Edebi amacı olduğunu düşünmüyorum, tamamen çıkarcı bir politika.
Yazdıklarınızı birkaç kez son kelimesine kadar okudum ve söyleyeceklerimi anlayacağınızı düşünüyorum. Yazdıklarınızın çok büyük bir bölümüne katılmıyorum ve siz her ne kadar Oğuz'a hitaben yazmış olsanız da söyleyeceklerimin kendisiyle bir ilgisi yok. Oğuz'un incelemeleri, videoları beğenilir ya da beğenilmez veya kimisi çok sever kimisi de sinir bozucu bulur bunlar ayrı konular. Ama siz "Sizin gibi edebiyata dar bir perspektiften bakan kişiler" dediğinizde itham etmiş olmuyor musunuz? İnsanların YA türünü kabul etmek zorunda değil ve bu dediğiniz tür sadece bugüne ve bu kuşağa özgü de değil. Geçtiğimiz dönemlerde de eğer araştırıp bakarsanız özellikle ülkemizde çok sayıda bu türe özgü romanları bulabilirsiniz. Ve o romanların yazarlarının bugün esamesi dahi okunmuyor. Demek ki herkes yazmakla yazar olmuyormuş. Şeyma Subaşı ve türevi yazar değil ve hiçbir şekilde de yazar sıfatını alamaz. Yazmak öncelikle birikim sonra da yetenek işidir. Bugünün dünyası kuşakları X, Y, Z diye ayırıyor ama kuşakların sorunları her dönemde aynı. Benim kuşağımın materyali bilgisayarlardı bugünkü kuşağın ise akıllı cep telefonları. Sizin anlattığınız içerik için zaten postmodern edebiyat diye bir tür var. Gençlerin illa 19. yüzyıl eserlerini okumak zorunlulukları da yok ister 20. isterse de 21. yüzyıl eserlerini okuyabilirler. Çizgi-roman, bilimkurgu, distopya-ütopya edebiyatı, polisiye, mizah ve postmodern edebiyat gibi onlara hitap edebilecek okuyabilecekleri tonla tür var. Önemli olan ne okudukları. YA türünde bir eseri okuması gençlere okuma alışkanlığı edinmelerine vesile olmaz. Olsaydı ondan önceki kuşaklar okur ve ülkemizde okuma alışkanlığı , kitap satışları bu kadar düşük olmazdı. Z kuşağını çok küçümsüyor ve sanki sadece eğlencelik eserler okuyacak, YA türüne ait eserler okuyacak bir kuşakmış gibi tanımlıyorsunuz ama benim kanalıma abone olan 17 yaşındaki bir arkadaş Vüs'at O. Bener'i en az benim kadar iyi yorumluyor (Yaşım 37). Yani bugünün kuşağı da rahatlıkla iyi edebiyat okuyabilir. Her dönem için başlangıç eserleri vardır ve özellikle mizah türü bunun için biçilmez kaftandır. Gençlerimiz YA okuyacaklarına Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz gibi mizahıyla eğlendiren hem de toplumun sorunları hakkında düşündüren yazarları okuduklarında iyi edebiyatla karşılaşacaklar. Ben ansiklopedilerle büyümeme ve oyuncaklarım ansiklopediler olmasına rağmen doğru düzgün kitap okumaya 22 yaşında başladım ve ilk okuduklarım da edebiyat değildi. O zamanki ilgi alanım siyasetti ve siyaset-tarih üzerine eserleri okumaya başladım. Daha sonra Nihat Genç'in kurmaca eserleriyle yumuşak geçiş yapıp Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la devam ettim. Tabii ki bugünün gençlerine Tanpınar'ın Huzur'u, Joyce'un Ulysses'ini okusunlar ya da onlarla başlasınlar demiyorum ama Joyce'un Dublinliler'ini çok rahat okuyabilirler ya da Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali gibi yazarlarımızın eserlerini gayet rahatlıkla okuyabilirler. Okumak eğlenmek için yapılan bir eylem değildir. Ve insan her yaşta okumak zorunluluğunda da değildir. YA okuyacağına bir gencin daha geç yaşta okumaya başlamasını tercih ederim. En azından ilgi alanına göre daha iyi kitaplarla karşılaşma şansı olur. YA tıpkı hamburger gibi "fastfood"dur. Hamburger doyurmadığı gibi bu türün eserleri de insanı okur yapmaz. Kötü sanatla sanatsever olmazsınız sadece sanatı görmüş, izlemiş, okumuş olursunuz o kadar. Son olarak bizim gibi insanlar en fazla gençlere tavsiye verebilir veya yönlendirici olabilirler. Bırakınız yapsınlar bırakınız okusunlar demek düşündüğünüz yararı gençlere getirmeyecektir. Sadece onları çöp kıvamında kitaplarla tanıştırmak onları okumaktan ömrü billah uzaklaşmalarına vesile olacaktır. Çünkü büyüdükçe ilgi alanları değişeceği ve hayatın gerçekliğiyle burun buruna gelecekleri için iyi edebiyatla karşılaşınca sudan çıkmış balığa döneceklerdir. Yaş ilerledikçe YA türünde eser okuyamayacaklarına göre ortada yönelebilecekleri bir tür de kalmamakta.
Geçmişte YA türünde yazılan kitapların bugün esamesinin dahi okunmaması yazmakla yazar olunmuyor anlamına nasıl gelebilir? Ayrıca yazar olmak için gereken birikim ve yeteneği hangi kıstaslara göre belirliyoruz? Ülkemizde YA türü ne yazık ki gelişim gösteremedi, ayrıca yurtdışında yayınlanan YA Gerilim, Fantazi, Suç vb. türündeki kitapların Türkiye tirajları oldukça yüksek. Bu da gösteriyor ki genç okurlar YA türüne ilgi gösteriyorlar. Z kuşağını veya hiçbir kuşağı tanımlamıyorum. Ben sadece kitabın güzel vakit geçirmek için de okunabileceğini savunuyorum. Eğer dünya da sizin gibi düşünseydi Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Çavdar Tarlasında Çocuklar gibi başyapıtlar dahi okuyucudan ilgi göremezdi. Çünkü bu kitaplar da YA türüne giriyor. Benim gibi birçok genç kitap okumayı Harry Potter ile sevdik. Aşağıda vereceğim linkteki kitaplara göz atmanızı rica ediyorum: reedsy.com/discovery/blog/... Son olarak tanıtımı Orhan Pamuk'tan bir alıntıyla bitireyim: Kitapları kapaklarına bakarak alan okurlara ve bu okurlar için yazılmış kitapları küçümsemeyen eleştirmenlere daha çok ihtiyacımız var.
Reklam
Bu yorum görüntülenemiyor
Ok gördüm. Tanımıyordum da kendisini, bu kadar çok şey yazılınca merak ettim. Çok da önemli biri değilmiş. Teşekkürler bilgi için 👍
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.