Hayatı bir performans raporu sanıyoruz bugünlerde;
sürekli üretmek, sürekli tüketmek, hep önde olmak.
Durup bir gökyüzüne bakacak vaktimiz yok,
bir çiçeğin açışını bekleyecek sabrımız da.
Her şeyi rakamlarla ölçüyoruz;
sadakati, emeği, hatta dökülen gözyaşlarını bile.
.
Oysa en kıymetli şeyler,
sayıların diline tercüme edilemeyenlerdir.
Bir yetimin sessizliği kaç hane eder?
Ya da bir ihtiyarın pencere kenarına sığdırdığı bekleyişi?
Her şeyin hızını biliyoruz;
internetin, trenlerin, geçen günlerin, gezegenlerin, akan nehirlerin.
Fakat kalbe düşen bir ayrılık yangınının,
bütün bir ruhu hangi hızla küle çevirdiğini tahmin edemiyoruz.
İnsanlar artık vitrinlerle tanımlıyor kendini;
Her şeyi görünür kılmaya çalışıyor.
Hangi markayı giydiğini, nerede yediğini, içtiğini.
Etiketlerin parıltısı gurur kaynağı oluyor.
Rakamlarla anlatıyor kendini;
Sanal meydanlarda sahte gölgeler büyütüyor.
Takipçi sayısıyla,
Tıklanma sayısıyla, aldığı beğeniyle övünüyor.
Bir ekranın ışığında parlayan rakamlar,
dijital kalabalıklar arasında,
insana kendi cüceliğini dev gösteriyor.
.
Oysa bir insanın kıymeti,
kaç kişinin baktığında değil,
kaç yüreğe dokunduğunda saklıdır.
Her şeyi hesaplıyoruz artık;
boyumuzu, kilomuzu,
kaç adım attığımızı, kaç kalori yaktığımızı,
kaç yıl yaşayacağımızı.
Ama kimse söylemiyor:
bir kırgınlığın ömrü kaç takvim sürer,
bir özlemin son kullanma tarihi var mıdır?
Her şeyin fiyatını biliyoruz;
ekmeğin, evin, arabanın, toprağın.
Fakat bir çocuğun güvenini kaybetmenin
kaç para ettiğini bilmiyoruz.
Her şeyi tartıya çekiyoruz bugünlerde;
sevgiyi, dostluğu, hatta çekilen acıları bile.
.
Oysa en ağır şeyler,
terazinin kefesine sığmayanlardır.
Bir ayrılığın acısı,
Bir annenin iç çekişi kaç gram eder?
Ya da bir mültecinin bavuluna sığdırdığı vatanı?
Her şeyi karşılaştırıyoruz bugünlerde;
kim daha güçlü,
kim daha güzel,
kim daha zengin.
Bitmeyen bir yarışın içinde
kendimize rakipler üretiyoruz.
.
Oysa hayatın en güzel insanları,
yarışı kazananlar değil,
yorulan birine el verenlerdir.
Her şeyi istatistiklere vuruyoruz;
Fakirleri fukaraları,
Zaferleri yenilgileri,
Ölenleri kalanları,
yıkılanları yakılanları.
.
Oysa en derin izler,
matematiğin formüllerine, istatistiğin formüllerine sığmayanlardır.
Bir şehit annesinin acısını, hangi istatiksel formül açıklayabilir?
Bir fukaranın vitrinlere yapışıp iç çekmesini…
Her şeyi tartıya vuruyoruz bugünlerde;
güveni, vefayı,
vicdanı, merhameti, dostluğu, sadakati.
.
Fakat en ağır yükler,
omuzda değil insanın içinde taşınır.
Hayatın en gerçek tarafı,
hesap kitap bilmeyen yüreklerde saklıdır.
Bir vicdanın derinliği kaç metredir?
Bir iyilik severin mutluluğu hangi terazide tartılabilir?
Kim cevaplayabilir ki.
Belki de asıl mesele:
-İnsan olmak, ölçülemeyeni koruyabilmektir.
-Sevgiyi tartıya koymadan,
İyiliği kazanca çevirmeden,
merhameti reklama dönüştürmeden,
vefayı menfaatle kirletmeden yaşayabilmektir.
.
(Çünkü dünyayı ayakta tutan şey,
hesaplar değil,
cetvellerin, takvimlerin, terazilerin, ekranların ulaşamadığı,
Vicdan, onur, şeref, adalet, merhamet, iyilik, dürüstlük , sevgi, saygı… gibi
görünmeyen değerlerdir.
.
-Sayılanı önemli,
ölçülemeyeni değersiz sanmak.
Çağımızın en büyük yanılgılarındandır.)
Belki de asıl mesele:
-İnsan kalabilmek,
sınır çizilemeyeni sevebilmektir.
-Hayatı bir yarış pisti sanmaktan vazgeçmek.
-Hayatı rakamlarla boğmadan,
Dostluğu çıkara bağlamadan,
Umudu takvime hapsetmeden,
İnsanlığın karanlığına sessizce mum olabilmektir.