Gönderi

10/10
·430 syf.·
2019 2. kitabı
Somut bir varlık, en küçük bir nesne, sıradan bir hayal ve kaybolmaya yüz tutmuş bir anı Proust’un aynasında öyle bir başkalaşım geçirir ki, dağılan parçacıkların bir araya gelmesiyle kendini yenileyen düş gücü ve onu oluşturan halet-i ruhiye, tek kelimeyle hayran kalınası bir incelik kazanır. Bu olağanüstü ayna, adeta bir sihirli değnek etkisi yaratarak modern edebiyatın ‘zaman kavramı’na Proustvari bir nitelik bahşederken, paragrafların arasında zamanı bir süre dondurur, iç ve dış seslere kapalı durumda bırakıldığımızda bu parlak zihnin labirentlerinde yolculuğa çıkmaya başlamışızdır artık… Geçmiş dediğimiz, yaşadığımız şu anın ürünüdür. Şu an yazmakta olduğum bu satırlar ve geçmekte olan her saniye artık geçmiş haline gelir ve her zaman şu anın yaratısı halinde kalırız… Ya geçmişin sınırları? Bu soruyu en detayıyla yakın merceğe alan isim -ve belki de en büyük isim- Proust’un ta kendisi. Roman boyunca çeşitli norm ve tarihi olayların silsilesini isteyen satırlar, buna hazırlıksız yakalananlar için büyük bir handikap, bunu net bir şekilde görmek mümkün. Bilinç akışı anlatısının içine girmek, tekrar anlamlandırmaya çalışmak nasıl abes kaçıyorsa, dış ortamın ve hatta kendi iç sesimize kulak vermemiz de o derece sönük kalacaktır. Tıpkı Proust gibi anlatılanları bir gözlemci edasıyla görmek, Proust’un aynasıyla bağ kurabilmek için gözden kaçırılmaması gereken bir düstur olduğunu söylemeliyim… Bir karakter ki annesine “iyi geceler” demek yerine bunu satırlarca uzatarak ifade etmeyi yeğliyor. Bir kadına olan tutku, bir tabloya olan hayranlık da aynı düzlemde yer bularak uzun uzun cümlelere dökülen abartılı bir anlatıya sahne almış oluyor. Romanda belirli bir zaman, olay ve karakter döngüsünün bulunmaması da tamamen bununla bağlantılı bir durum. Ancak tabii ki bu olağanüstü bir şey, Joyce’u Joyce yapan şey neyse, Proust’u Proust yapan da bu; bilinmeyen bir yerden kopan cümlelerin köprü haline getirilmesi ve bilinç akışının paragraflara boca edilip uzun uzadıya bir anlatı haline gelmesidir. Bu paragraflardan sağ çıkabilmek için kendimce çözüm yolu olarak, kitabı hiçbir süre şartı olmadan, zamansız ve uzamsız olarak bir ay gibi bir süreye yayıp, bir yolculuk kitabı olarak yanımda taşımam oldu ve bitirdiğim an romandan bana geçen-geçmeyen sorgulamasına hiç kalkışmadım bile. Okuduğumuz en küçük detayın bile bilinçaltımızın derinliklerinde yer tuttuğunu düşünenlere dahilim. Üstelik, Proust gibi bir tasvir ustası varsa karşınızda, okunulan her satır ‘kayıp zaman’ı tersine çevirmeye yetecektir! “Gerçek hayatta kalbimizin geçirdiği değişimler, tıpkı bazı tabiat olayları gibi, o kadar yavaş gerçekleşir ki, kalbimizin içinde bulunduğu farklı durumların her birini saptar, buna karşılık, değişim duygusu yaşamayız.” Bellek, tarih ve diğer şeyler… Sinestezik çağrışımlar ön plana çıkar romanda; Bergson’un zaman kavramı, aşk, roman ve onun yaratıcısı, yazar ve var olup olmadığından hissedilen varlık problemi, eşya tasviri gibi konuların bir romanda böylesine detay bombardımanına tutularak anlatılması cümlelerin şaha kalkan görüntüsünü oluşturdu zihnimde. Bir ressam, sadece Swann’ların Tarafı’ndaki betimlemelerin coşkusuna kapılarak çok mükemmel portreler ortaya çıkarabilir. Bir okur ise betimlemelerde bahsi geçen Rönesans tablolarının içindeki gravürlerde yaşayabilir. Bu alegorik betimlemeler çok şey uyandırdı nazarımda, bu kadar uzun bir süreye yaymamı sadece bu sebeple açıklamam kafi… Ne kadar sanatsal işaret ve gramatik yaklaşım varsa en uç noktasında kullanılmış bir anlatı Swann’ların Tarafı. Serinin bu ilk romanının akabinde okuyacağım herhangi bir romanın tasviri, öncesinde yeterli doyuma fazlasıyla ulaştığımdan bana yavan geleceği önyargısına yeterince ikna oldum artık. Romandaki üç işaretin en kalıcı olan nesnesi sanat; hiçbir zaman bükülemez, değiştirilemez, parçalanamaz, kaybolamaz… sanat eseri esastır, zamanla tutulabilir, çünkü söz gibi, anılar da uçar, ‘hayatımın en güzel anı’ dediğimiz anlar da, artık geri gelmeyececeğini bildiğimiz hatalarımız da. Ama yazı kalır; çünkü o sonsuzluktur, insanın adlandırdığı oranında rahatlaması, özgür olma biçimidir. Mozart’ın sonatası, Bellini’nin portresi, Sainte Beuve’in şiiri geride bırakılan, kaybolmayan izlerdir. Zaman kavramı öyle bir pik noktaya ulaşıyor ki burada, zaman kavramını ancak onu aşan bir sanat eseriyle ulaşabiliyoruz. İki zaman konsepti tüm sayfalara siner; gerçek ve kurgusal zaman, şu an ve kurgulanmış bir zamanla sentezlenir ve anlatılmak istenen uzun bir zamana mıhlanarak metin halini alır. Bergson’un bu konsepti zaman kavramını çatallar ve bir nevi Proust’un düşün dünyasının buna tamamen uyduğunu da söylemeye gerek yoktur. Bir nevi kılıfına oturmuş diyebiliriz. İkinci zaman konsepti ise, geçmişte bastırılmış olan kötü anıların hortlamasıyla gün yüzüne çıkan yüzleşmelerdir. Evet, Freud’un çocuk hikayesi tam olarak buna parmak basıyor. Swann sevindiğinde geriye dönüyor, yeni ve mutluluk veren bir işe kalkıştığında, geçmişin bir silüet gibi beliren o kötü anısı gözünün önüne geliyor, sevdiğinde geçmişin tozlu sayfalarını karıştırıyor, üzüldüğünde mutlu günleri anımsayarak mutsuz bir ‘şu an’ı kendine tattırıyor, geçmişe doğru yolculuk yaptığı ve altını eştiği her şey, ikinci bir kişiliğin doğmasına sebebiyet veriyor, ama karakterimiz için hiç de kötü bir durum değil, aksine bu gel gitli ruh hali, kendisinin şevkle bağlandığı ve kanıksamadığı bir durum. Swann’da hafıza yoktur, ya da yanlış hafıza vardır, yanlış hafızanın bir ürünü ya bu anlatı, geriye dönüldüğünde, nesnelere ve insanlara sürekli yeni biçimler verilir bu yüzden, binbir türlü tashih dökülür satırlara ve böylesine gelgitler içerisinde kendi kendini yenileyerek olgulara biçim veren bir ruh yapısının geçmişle gelecek arasına köprü kuran ‘gerçek yalan’ların izine düşeriz biz de... Karakterlerin de zaman gibi bölünmüş olması, kesinliğin yok sayılmasına büyük bir vurgudur. Zamanların sürekli kaybedilişinden duyulan bu isyan bizi de bir Swann haline getirir ve görüntülerin arasında kaybolmaya yüz tutarız… youtube.com/watch?v=Xsz_VFL... “Swann, aylak bir hayat sürmüş olan ve aylaklığın, zekalarına sanat veya bilim kadar ilgilenmeye değer konular sunduğu ve “Hayat”ın, bütün romanlardan daha ilginç, daha romansı durumlar içerdiği fikrinde bir teselli, belki bir mazeret arayan zeki insanlar sınıfındandı.” Hatıralar ve travmalar beklenilmeyen zamanlarda yüzeye çıkar. Hafıza, mekan-tarih ilişkisi ile iskelet haline gelir; Swann kaybeder, unutur ama yeniden inşa ederek insanlara ve nesnelere yeniden biçim verir; geçmişin havada uçuşan renksiz görüntüsü “şu an”a taşınarak kayıp zamanı kurtardığına kendini inandıran-kandıran- bir benlik, kendisiyle ve geçmiş ile an’ın görüntüsü arasında sıkışarak ‘ben’liğiyle savaşım verir. Aşkla ölüm arasındaki en büyük benzerlik olan gerçeği kavrayamaz ya Swann, deli gibi korkar, şüphe bütün benliğini sarmaya başladığında duyularıyla emdiği her şey, binlerce hatıranın yoğunluğunu beraberinde getirir. Swann’ın aşka olan inancı sarsılmaya başladığı zaman, yeni şeylere gerçeklik kazandırma gücü de sarsılır. Bir zamanlar hayat bulduğu eski şeylere saplar kendini. Her şeyde, tüm yaşamın merkezinde Odette vardır, doğanın bir ışığıdır o, yokluğunda ise her şey sönük ve çoraktır. Çünkü bir hayatın parçası olduğumuzda, o aşkın hayatına nüfuz ederiz ve geride kalan her şey önemsizleşmeye başlar... Bu merhaleden çıkan kişiliğimiz başkalaşım geçirerek yeni bir kişilik haline gelir. Anılar geçmişteki izlerin yaratısıdır evet, ona anlam yüklemek üzere tekrar, tekrar tekrar hortlatırız. Beynimizde hayal kurduğumuz bölgenin hatırladığımız bölgeyle aynı noktada tetiklenmesi romanın düşün dünyasına dair küçük bir ipucu veriyor aslında. Havadaki buluttan yerdeki en küçük nesnelere kadar bütün detaylar, bu ürünün sonucu olarak en yoğun bir şekilde film şeridini andırırcasına karşımıza çıkar. Dairesel zaman algısı, hafıza ve onun labirentleri, çok iyi tanığımız, ama zihnimizde bulanık bir yer edinen hayatımızın film şeridini tekrar hatırlatıyor bize aslında… Zihnimizin sadece 8 yıl öncesini bulanık hatırlayışı, hatta bir çoğumuzun dün ne yediğini unuttuğu gerçeği bu oyunun en büyük mihenk taşı… Sanat eserleri kalıcıdır, ya insan? Bırakalım kendimizi, tarihin sayfalarına ismini kazımış çok büyük adamların bu dünyadan geçerek kendilerini dönüştürmeleri ve o sayfalarda tozlu olarak kalmaları buna en iyi örnek değil midir? Motosiklet kaskına dönüşen Schubert, bir tişört veya kahve kupası haline gelen Che Guevera, "sema" ile eşleştirilen Rûmî'nin sadece birer ikon haline gelmesinin geçiciliğini anlatır belleğin bu yolculuğu... İnsanlık unutur, her daim unutacaktır. Proust’un gayri irâdi, unutmaya meyilli belleği gibi… İyi yolculuklar ve iyi Proustlanmalar dilerim.
Edebiyat
Swann'ların TarafıMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma
··
6,6bin Gösterim
16 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Merhaba, on beş yaşındayım ve bu seriyi çok merak ediyorum. Sizce okumalı mıyım?
Sergen
Gönderi Sahibi
Seriyi okumak için erken bir yaş. Ama merakımı gidereyim diyorsan rastgele herhangi bir sayfasını bile okuyabilirsin, konunun cümle bağlamlarından çok geri planda olması bunun temel etkeni.
Oh şurama da biraz Proust... dedim incelemeyi okurken. Şu an sabah sabah öyle bir Proustladın ki beni tahmin edemezsin. 1 ay beraber arkadaşlık etmiş olmanızın da etkisiyle kitap seni o kadar içine almış ki artık neredeyse Swann'ın dilinden konuşmaya ve Proust'un dilinden betimlemeye başlamış gibisin. Ayrıca Proust'un geçmişe yerleşme felsefesi ile Bergson'ın kuramını tamamen kendi cümlelerinle efsane bir şekilde bağlamışsın. Şu an incelemenden aldığım pay %20 iken okuduğumda buraya tekrar geleceğim ve bu payın ne kadar değerli bir şekilde arttığını göstereceğim. Site için gayet üst seviye bir inceleme olmuş bence, eline, emeğine sağlık. Bu incelemeyi okuyan herkes altta da dendiği gibi en azından Google'a dahi olsa Proust yazacak kadar meraklanır.
Sergen
Gönderi Sahibi
Swann'ın dünyasından çıkmak istemeyişimi ve aldığım zevki bu bir aylık arkadaşlığa borçluyum, çok iyi ifade ettin. Proust'un çemberine girince çıkmak ne kadar zorsa burada geçirilen zaman da o kadar dolu ve verimli hale geliyor, etkinlik süresince seriye devam edeceğim, ama çok da seri olamayacak bu yürüyüş.:) Bu aynadan sana olan yansımaları da çok merak ediyorum ben, umarım en yakın zamanda Swann'la tanışırsın dostum, çok teşekkür ederim, eksik olma.
MÜKEMMEL!! Aslında bu tek kelimeyle inceleme hakkındaki düşüncelerimi anlatıyor ama dayanamayıp bir kaç laf edeceğim. O kadar Proustvari bir inceleme olmuş ki... Aldığınız o edebi hazzı satırlarda hissettim ben. Proust okumak ne kadar sürerse sürsün kaybettiğimiz zaman olmuyor. Aslında tek kayıp önceden okuduğun ve kendine bir şey katmadığını farkettiğin kitapların varlığını yeni anlamak oluyor. Elinize sağlık, anlatımınız da şahane olmuş. Ben asıl Sodom ve Gomorra da ne yazacağınızı şimdiden merak etmeye başladım. Daha çok vardır herhalde:)) Size de iyi Proustlanmalar dilerim.
Sergen
Gönderi Sahibi
Swann'ların Tarafı, Kayıp Zamanın İzinde serisine devamım için hem küçük bir kıvılcım oldu hem de edebiyat dünyamda bugüne kadar almadığım hazzı sadece bir kitapta yaşayabilme fırsatı verdi. Süreyi uzun tutmamın aldığım hazzı ve bana geçen duyguları katlaması açısından da çok verimli olduğunu söyleyebilirim. Bu yönde devam edeceğim sanırım. Bize bir şey katmadığını düşündüğümüz kitaplar bir zaman oluyor ki dağılan yapbozun parçaları okuduklarımızın da etkisiyle kendiliğinden birleşiyor, kaybettiğini düşündüğümüz şey zamana karşı galip geliyor diyebiliriz bir nevi... Bu zaman algısını başka bir eserde daha iyi göremeyeceğim gibi geliyor bana. Böyle bir önyargı oluştu. :) Teveccühünüz ve katkınız için çok teşekkür ederim Gamze Hanım. Heyecanla bekliyorum Sodom ve Gomora'yı da. Etkinlik süresince Proust hakkında etkileşimde olmak isterim. Hayırlı akşamlar diliyorum:)
İnsanın soyut düşünebilme yetisinin sınırlarını aşikar eden böylesi bir kitaba yazılmış çok kiymetli bir inceleme. Yazarın, zaman kavramı bağlamında, Bergson ve Tanpınar gibi isimlerle birlikte ele alındığı okumalar yapmıştım daha önce keza siz de Bergson ile arasındaki paralelliğe çok yerinde ve nitelikli açıklamalar getirmişsiniz. Okurken Ingmar Bergman filmlerine benzer bir hissiyat uyandırdı bende kitap. Özellikle de "Yaban Çilekleri" adlı filmini hatırlattı. Sanıyorum zaman kavramı ve anılar gibi unsurlardan dolayı. Belirttiğiniz gibi standartlarımızı -özellikle de bilişsel yönden- yücelten bu kitaptan sonra okuyacağımız diğer kitaplar biraz yavan kalacaktır. Buna mukabil sizin incelemenizden sonra kitaba yazılmış/yazılacak olan çoğu inceleme de yavan kalmış/kalacaktır. Özellikle 'Proust'un aynası' tabirini sevdiğimi de söylemeden geçemeyeceğim :) Emeğinize ve bilişinize sağlık Sergen Bey. Keyifli okumalar ve iyi akşamlar dilerim. Dipnot: Son olarak şuraya da kitaptan beğendiğim, Proust zekâsının tipik temsillerinden olan bir alıntı bırakayım, #135161301 :)
Kitabın sonundan çok bu incelemeyi merak ediyordum:) Son sayfaları 100 metre koşucusu gibi geçtim hemen incelemelere (özellikle seninkine) dalmak için... Telefondan yazdığım için gecenin şu saati uzun uzun paragraflar yazacak mecalim yok, birkaç satır bırakıp kaçacağım:) Bu kitap gerçekten özel bir kitap. Bir okurun tüm beyin hücrelerine kadar nüfuz edebilecek bir güce ve derinliğe sahip. Lakin benim gibi ketumlara da denk gelecek haliyle:) Nasıl ki, kitabın ilk bölümünden benzersiz bir haz aldıysam -ki gerçekten edebiyatüstü soyut bir mertebeye çıkartıyor okuru, ikinci bölümden de bir o kadar sıkıldım, daraldım, bunaldım... Çünkü dünyanın en derin tasvirlerini de yapsanız, edebiyat denilen dışavurumun zirvesine tırmanıp oraya bayrak da dikseniz, bir aşk hikayesi, daha doğrusu merkezinde kadın-erkek ilişkisi olan bir mevzu, kendimi bildim bileli beni hep daraltmıştır. Belki de o duygu yoğunluğuna çok uzak olduğum içindir ya da ilişki denen şeyin bu kadar yüceltilmesinin bende bir karşılığı yoktur bilemiyorum... Neyse, lafın fazlası ziyan demişler:) Çok uzattım ama eğer bu kitap hakkında iki çift laf edeceksek, en doğru yerin bu incelemenin altı olduğunu düşünüyorum:) Bu harika incelemeni birkaç defa daha okuyacağım muhtemelen... Ellerine, emeklerine sağlık değerli dostum... Selam ve sevgilerimle...
Sergen
Gönderi Sahibi
Zaten Peşpeşe okuyunca 1cm yer bırakmıyor zihinde:) Araya mesafe koymak doğru tercih olur bence de. Umarım toplantıda Proust'a da değiniriz, benim için keyif verici olur. Tekrardan teşekkür ederim abi.
Reklam
'Serinin bu ilk romanının akabinde okuyacağım herhangi bir romanın tasviri, öncesinde yeterli doyuma fazlasıyla ulaştığımdan bana yavan geleceği önyargısına yeterince ikna oldum.` demişsiniz ya, seriyi geniş bir zamana yayma projemi sırf bu düşüncede olduğumdan uygulayamayacağım. Bu kitabı okumak usul usul damarlarından edebiyat akıyormuş gibi hissettiriyor, ciddi anlamda fiziksel bir mutluluk verdi bana, muhteşem bir tatlı yemişim, o cümlecik beni esir almış gibi. İncelemeyi kitaptan sonra da okumak da çok güzel oldu, yine söylüyorum muhteşem :)
Sergen
Gönderi Sahibi
Hâlâ aynı hissiyat içindeyim ben:) 8 kitabın verebileceği tasvir, tek kitaba nasıl yüklenebilir sorusunun cevabı kesinlikle. Çuval taşıtsa daha iyi olabilirdi. Elimde daha fazla sürünsün istemediğimden bir an önce bitirmem lazım, küçük bir ara istiyor gerçekten. Çaya batırılan madlen diyorsunuz yani.:) Her sayfa, edebiyat dünyamın zenginleştiğini hissettiriyor bana. Not aldığım, araştıracağım çok fazla unsur olduğundan okuma süresi biraz uzuyor ama bunun faydasını yadsıyamam tabii ki. Umarım sizin için de bol istifadeli bir okuma olur, çok teşekkür ederim Nesrin Hanım, mutlu ettiniz. :)