"... lokmanın acılığı devam ediyor"
10/10
·254 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2021 23:53
Sevgili Dostlarım, bir Fahri Erdinç kitabını daha bitirmiş bulunuyorum. Acı Lokma 'da doğumundan, Bulgaristan sınırını geçene kadarki hayat hikayesini öğrenmiştim, Kardeş Evi ile de sınırdan geçtikten sonra başlayan hayatını. Kim mi Fahri Erdinç ? TOPLUMCU GERÇEKÇİ yazarlarımızdan olup, türlü sıkıntılar çektikten sonra can güvenliği tehlikeye girince, hocası Sabahattin Ali'nin geçmek isteyip de geçemediği yoldan Bulgaristan'a geçen kişidir. Ayrıca ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler, Acı Lokma'ya yaptığım incelemeyi ( #98021550 ) okuyabilir. Evet, Bulgaristan sınırını geçen üç kafadarı nasıl bir hayat karşıladı, neler yaşandı? Görelim bakalım neler olmuş? Kolay mı sanıyorsunuz kendi vatanını bırakıp yabancı diyarlara gitmek. Değil elbette! İşte ilk zorluklar yaşanmaya başladı bile. Dil yok, iş yok. Kızılhaç'ın verdiği harçlıkla ne kadar geçinebilirler? "Karnımız toktu artık, sırtımız da pek. Ne var ki kesemiz boştu. Kızılhaçın harçlığı çok çabuk eriyordu." (s. 98) Zaman geçer, dil gelişir. Yazar olduğu için yayınevlerinde özellikle çeviri işlerini yapar, bu arada yazmaya da devam eder. Kendisi gibi memleket hasreti çeken bir büyük ozan Bulgaristan'a gelir. Kim mi bu büyük ozan? Tabii ki Nazım Hikmet Ran . Nâzım Hikmet'in şiirlerini kendine örnek alan yazarımız onunla tanışacağı için çok mutludur. Karşılama komitesinde yer alır. Kaldığı süre içinde sohbetler ederler. Tam da düşündüğü gibidir büyük usta. "Havası bir başkaydı. Birden kapıveriyordu insanı. Arada boşluk filan bırakmıyordu. Onun mayetik alanına bir girdin mi, bir daha çıkmak yoktu." (s. 129) "Nâzım, adamı, olası bir aşağılık duygusunun çukurundan, kendi omuzlarına kadar çıkarmasını iyi biliyordu." (s. 132) "Zorlu bir rüzgâr gibi geçti Bulgaristan'dan Nâzım Hikmet o zaman. Dost, ısıtan, kanatlandıran bir rüzgâr gibi." (s. 134) Gurbette olmanın en acı yanı da insanın geride bıraktıklarından haber alamamasıdır. Günlerden bir gün, memleketinden gelen bir dosttan babasının acı haberini öğrenir. Çok üzülür, ama elinden hiçbir şey gelmez. Çünkü giden gitmiştir ve geri dönüşü yoktur. "Demek, köy hocalığında kurtuluş çetelerine yardım ederken ak sarığı kana bulanan "gávur imam", yani -koca Tolstoy'un deyimiyle- dünya güzeli anamı kilit altında tutarak verem ettiği söylenen babam, altı çocuğunun en büyüğünü yirmisinde kendi elleriyle gömen mutsuz adam, şehrimizin eşeklerini bile okutan "çantadan çıkma" öğretmen, geçim zoruyla yazları ağa bağlarında üzüm bandırırken, güzleri zeytin başağına çıkarken kamburu büyüyen yoksulum, bence ekmek kavgamızı yürüten kahramanların en büyüğü, suyundan geldiğim, dayağını ve ekmeğini yediğim, haber vermeden memleket terkederek eli böğründe koduğum Halil Yaşar efendi, benim adımı bağıra bağıra ölmüştü! Bunu yurt dışında ve bir hayli gecikmeyle öğrenmek hazindi, acıydı. “Rahat uyusun!" demekten başka bir şey yapamazdım." (s. 162) Okuduğumuz bir cümle, bizi çoğu zaman geçmişe götürüyor. Yazara iletilen haber gibi, bana da babamın haberi gelmişti. Tam da boş dersimde veli görüşmesi yaparken. Kardeşimin beni araması, ama benim veli görüşmesi yapıyorum diye aramaya cevap vermemem (bitince ararım diye). Sonrasında gelen mesaj. "Abla, babamı kaybettik." O an yaşadıklarım hala bugün gibi aklımda. Şaşkın şaşkın bakıp, birden hıçkırıklara boğuldum. Velim ne yapacağını bilemedi tabii. Düşünebiliyor musunuz, karşısında hiç sebep yokken birden bire ağlayan bir öğretmen. Kim olsa şaşkına döner. Deli mi ne bu, diye aklımızdan bile geçer. Ama karşındaki nereden bilecek içinde kopan fırtınaları. Neden yazdım bütün bunları ben de bilmiyorum. Sizi üzdüysem kusura bakmayın. Ben sadece, yazarın haberi alırkenki yaşadığı duyguları okurken bana hissettirdiklerini anlatmak istedim. Evet, ne diyordum gurbette olmanın en acı yanı geride bırakılanlardır. Hele de geride bırakılan 6 yaşında bir çocuksa, onun acısı hiç dinmez. Neyseki bir gün o güzel haberi alır. Oğlu 17 yıl sonra babasını görmeye Bulgaristan'a gelecektir. Yazarımız güzel haberi aldığında Rusya'dadır. Yılbaşına rastlayan günlerde zorlu bir kış yolculuğu sonunda oğluna kavuşur. "Pulat, çoluğu-çocuğu, Yordanka, çevremizi sarmış, bizim çözülüp yeniden sarmaşmamıza, sarmaşıp öpüşmemize bakıyorlardı. Ağlamıyan yoktu. Hiçbir şey söyliyemiyor, soramıyordum. Her öpüşte "Oğlum!" diyordum yalnız. O da "Baba!" diyordu hep. "Babam, babacığım!" (s. 200) Bir kaç gün Bulgaristan'da kaldıktan sonra oğlunu da alarak Rusya'ya geri döner. Çünkü artık orada yaşamaktadır. Ama yazarımız, yıllar sonra oğluna kavuşmanın sevincini doyasıya yaşayamaz Ne yazık ki bu mutluluk kısa sürer. Neden mi? Çünkü oğlu hiç de istemediği yollara girmiştir. O satırları okurken aklıma Cemal Süreya ve oğlu geldi ( Yalnızlığın Başkenti ) Acaba bazı çocuklar babalarının ağırlığını taşıyamıyorlar mı? Yaptıklarıyla babalarını mı cezalandırıyorlar? Ya da öyle mi sanıyorlar? "Sen şu aklını bana versen de, bir gececik rahat uyuyabilsem!" (s. 232) diyen bir baba artık o. Öylesine bir vurdumduymazlık var oğlunda. Fahri Erdinç 'in, yine bu kitapta da çok sade ve doğal bir anlatım tarzı var. Okurken gerçekten hayret etmemek elde değil. Nasıl bu kadar sade bir dil kullanmış? Sanki, günümüz Türkçesi ile yazılmış. Okurken, hiç takılmadan su gibi akıyor cümleler. OKUYUN! Okuyun ve unutturulan değerlerimizi tanıyın. Ben yolculuğuma yine Fahri Erdinç 'le devam edeceğim. Bu kez Kalkın Nazım'a Gidelim diyor. Ben de onun bu çağrısına uydum. Nâzım Hikmet'le olan sohbetlerini merak ettim ne de olsa. Meraklısına şimdiden keyifli okumalar dilerim. Hoşçakalın! Kitapla kalın, en önemlisi de sağlıkla ve sevgiyle kalın.
Edebiyat
Kardeş EviFahri Erdinç · Yordam Kitap · 200739 okunma
··
342 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Çok kapsamlı ve ufuk açıcı incelemelerden bir yenisi daha. Gerçekten inceleme yazısı diyebileceğim üretimler nadir karşıma çıkıyor ama sizin alıntılarınız ve incelemeleriniz için gönül rahatlığıyla iyi bir referans veririm hocam. İlminize,gayretinize sağlık!
Sultannn
Gönderi Sahibi
Bu güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Keşke her okuduğum kitaba yazabilsem ama bazen zaman yetersiz oluyor.