Gittiği yerlerde daima sanatkârlarla düşer kalkar onlarla temasta bulunmayı bir nevi fazilet bilirdi. Ciddi akrabalar bu hallerini hoş görmezler, onun bir hafif ahlaklı san'at serserisi olduğunu söylerlerdi. Bu dedikodular kulağına geldikçe, istihfaf ile güler, muhteşem bir eda ile: "San'at asaleti hiçbir adaletle kabil-i mukayese değildir... Bu san'at serserisi unvanı bana bütün unvanlarımdan ziyade gurur veriyor" derdi
"
Ertesi gün de iş bulamadık ve talihimiz ancak üç hafta sonra açıldı. İki yüz frangım sayesinde kira sıkıntısı yaşamadım ama bunun haricinde durumum olabildiğince kötüydü. Boris'le günbegün Paris'i arşınlıyor, aç karnına ve sıkkın bir halde kalabalıkların arasında saatte üç kilometre hızla sürükleniyor ve hiçbir şey bulamıyorduk. Hatırlıyorum da bir gün Seine Nehri'ni on bir kez geçmiştik. Servis girişlerinde saatlerce oyalanıyor, müdür çıktığında da kasketimizi elinize alıp yılışık yılışık yanına sokuluyorduk. Her seferinde aynı yanıtı alıyorduk: Ne topal bir adam ne de tecrübesiz bir adam istiyorlardı
Bir keresinde neredeyse işe alınıyorduk. Müdürle konuşurken Boris bastonuna yaslanmadan dik durduğundan müdür topal olduğunu görmemişti. "Evet" demişti "Mahzende iki adama ihtiyacımız var. Belki siz iş görürsünüz. İçeri gelin." Sonra Boris hareket edince foyamız ortaya çıkmıştı. "Topalsın. Malheureusement"