9/10
·144 syf.··
2026 4100. kitabı
Bazı kitaplar vardır; okurken bir yazarın hayat hikâyesini değil de karşılıklı oturup uzun uzun sohbet ettiğiniz bir insanın iç dünyasını dinliyormuş gibi hissedersiniz. Anne Bir Sabah İyiler Kazanacak benim için tam olarak böyle bir kitaptı. İrfan Değirmenci bu kitapta yalnızca yaşadıklarını anlatmıyor; korkularını, umutlarını, kırgınlıklarını, mücadelelerini ve en önemlisi annesiyle kurduğu o güçlü bağı tüm samimiyetiyle okuyucunun önüne bırakıyor. Bunu yaparken de ne acılarını büyütüyor ne de yaşadıklarını dramatize etmeye çalışıyor. Tam tersine, son derece doğal, içten ve dürüst bir anlatımla yaşadıklarını paylaşıyor. Kitabı okurken sık sık kendimi satırların içinde durup düşünürken buldum. Çünkü anlatılanlar sadece İrfan Değirmenci'nin hikâyesi değil; aynı zamanda toplumun önyargılarıyla, kalıplarıyla ve kabulleriyle yüzleşen birçok insanın da hikâyesi. Bu yüzden kitap zaman zaman hüzünlendirse de içinde güçlü bir umut taşıyor. En çok etkilendiğim şeylerden biri de annesine duyduğu sevginin ve saygının her satırda hissedilmesiydi. Kitabın merkezinde yalnızca bir bireyin yaşam mücadelesi değil, aynı zamanda koşulsuz sevginin, anlayışın ve aile bağlarının gücü de var. Bir kadın olarak okurken kendimi bu yolculuğun içinde hissettim ve yazarın cesaretine hayran kaldım. Yaşamını böylesine açık yüreklilikle anlatmasının ne kadar zor olduğunu düşündüm. İnsan kendi hikâyesini anlatırken en çok da kırılgan yanlarını ortaya koymaktan çekinir. Ancak İrfan Değirmenci bunu büyük bir cesaretle yapmış. Üstelik bunu yaparken okuyucudan acıma beklemiyor; sadece yaşadıklarını olduğu gibi paylaşmayı tercih ediyor. Kitabın dili son derece akıcı. Sayfalar ilerledikçe sanki karşınızda oturan biri size hayatını anlatıyormuş hissi veriyor. Bu samimiyet de kitabın en güçlü yanı olmuş.
Anne Bir Sabah İyiler Kazanacakİrfan Değirmenci · Destek Yayınları · 2025138 okunma
Kahkahanın Ötesindeki Mizah..
8/10
·88 syf.··
2026 60. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:10
Yves Bossart'ın Her Şeye Rağmen Gülmek kitabı, hacim olarak oldukça kısa olmasına rağmen içerdiği düşünceler bakımından son derece yoğun bir eserdi. Bossart, mizahı sadece insanı güldüren bir şey olarak değil, dünyayı sorgulama, hayatı anlamlandırma ve çelişkilerle başa çıkma biçimi olarak ele alıyordu. Okurken sık sık altını çizdiğim, not aldığım ve geri dönüp okuduğum yerler oldu. Çünkü neredeyse her bölümde durup düşünmeye değer fikirler ve farklı bakış açıları ile karşılaştım. Özellikle yazarın hayatın çelişkilerle dolu yapısını mizah üzerinden okumaya çalıştığı; ruh ve beden, akıl ve duygu, mutluluk ve keder gibi karşıt gördüğümüz kavramların aslında birbirinden o kadar da uzak olmadığını anlatan bölümler oldukça etkileyiciydi. O sebeple kısa sürede okunabilecek bir kitap olmasına rağmen sindirilerek okunmayı hak ettiğini düşünüyorum. Kitapta beni en çok etkileyen düşüncelerden biri, insanın hem gülen hem de gülünç olan bir varlık olduğu fikriydi. Yazarın ifadesiyle bizler hem homo ridens, yani gülen insanız hem de homo risibilis, yani gülünç insanız. Aslında hayatımızın büyük kısmı da bunun örnekleriyle dolu. Kendimizi çok ciddiye aldığımız anlarda bile dışarıdan bakınca ne kadar komik görünebildiğimizi fark etmek, kitabın sık sık hatırlattığı şeylerden biri idi. Bossart'a göre mizah tam da burada devreye giriyor; kendimizi ve hayatı biraz daha hafif bir yerden görebilmemizi sağlıyordu.. Hoşuma giden bir diğer konu ise mizahın sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele olarak da ele alınmasıydı. Birlikte kahkaha attığımız insanlarla aslında yalnızca bir şakayı paylaşmadığımızı; çoğu zaman ortak değerleri, benzer bakış açılarını ve hayata dair bir duruşu da paylaşmış olduğumuzu fark etmek, mizahın insanları bir araya getiren görünmez bir bağ olduğunu ve bu
Edebiyat
Her Şeye Rağmen GülmekYves Bossart · İletişim Yayınları · 202447 okunma
Reklam
Üç Büyük Usta, Üç Büyük Dünya
Puan vermedi·228 syf.··
2026 52. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 17:05
Stefan Zweig'ın güçlü ve etkileyici üslubuyla kaleme aldığı Üç Büyük Usta adlı eserinde; Balzac, Dickens ve Dostoyevski'nin yalnızca edebî kişiliklerini değil, onların ruh dünyalarını, hayat mücadelelerini ve edebiyat tarihindeki yerlerini de okuyoruz. Zweig, bu üç büyük yazarı kuru bir biyografi anlayışıyla anlatmıyor; eserleriyle hayatları arasındaki bağı ortaya koyarak onları adeta yeniden inşa ediyor. Bir yanda Napolyon hayranlığıyla şekillenmiş, yarattığı karakterler aracılığıyla dünyayı fethetmeye çalışan toplumcu yazar Balzac vardır. Zweig, Balzac'ın romanlarını oluştururken benimsediği hayat anlayışını şu sözlerle özetler: "Onun yaşantısı yarattığı kişilerin zevklerine tutkuyla katılmaktan ibarettir." (s. 27) Balzac'ı ilgilendiren insanlar; tutkulu, ihtiraslı ve hayatı bütün şiddetiyle yaşayan insanlardır. Kendisi de tıpkı hayranı olduğu Napolyon gibi, bu kez ordularla değil kalemiyle dünyaya hükmetmek istemiştir. Dickens ise Viktorya döneminin çocuğudur. Disiplinin, aile değerlerinin, çalışkanlığın ve dindarlığın yüceltildiği; fakat aynı zamanda sınıf eşitsizliklerinin, yoksulluğun ve sosyal adaletsizliklerin de derinden hissedildiği bir çağda yetişmiştir. Bu sebeple eserlerinde toplumsal sorunlara sıkça yer verir. Ancak Dickens bir devrimci değildir. O, sistemi yıkmayı değil, aksayan yönlerini düzeltmeyi amaçlar. Gelenek ile değişim arasında bir denge kurmaya çalışır. Zweig'in dikkat çektiği önemli noktalardan biri de budur: Deha ile geleneğin çoğu zaman birbirine zıt kavramlar olarak görülmesine rağmen Dickens, bu iki unsuru eserlerinde büyük bir ustalıkla bir araya getirebilmiştir. Kitabın en etkileyici bölümü ise hiç şüphesiz Dostoyevski'ye ayrılan kısımdır. Zweig'in yaklaşık yüz yirmi sayfalık kapsamlı incelemesi, yalnızca bir yazar portresi değil,
Üç Büyük UstaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20256,3bin okunma
Puan vermedi·390 syf.··
2021 12. kitabı
·
86 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2021 22:23
Tekrar tekrar okuyup hiç bıkmadığım nadir kitaplardan biri… Her sayfasında ayrı bir his, ayrı bir iz bırakıyor bende. Herkese gönül rahatlığıyla öneriyorum; okuyanlardan gelen güzel geri dönüşler de bu bağı daha da anlamlı kılıyor. Üniversite yıllarımda tanışmıştım onunla… Aradan zaman geçti ama içimdeki yeri hiç değişmedi. Yakın zamanda yeniden elime aldım ve sanki ilk kez okuyormuş gibi aynı heyecanla, aynı duygularla sayfaların arasında kayboldum. Bazı kitaplar vardır, sadece okunmaz… İnsanla arasında sessiz bir bağ kurulur. İşte o kitap benim için tam olarak böyle. Bir gün yine, o satırlarda yeniden buluşmak dileğiyle…
Şah ve Sultanİskender Pala · Kapı Yayınları · 202537,9bin okunma
9/10
·174 syf.·
2026 146. kitabı
Yola Düşünce Demet Tezcan Demet Tezcan, kalemiyle okuyucuyu coğrafyalar arası bir seyahate çıkarırken aynı zamanda insan ruhunun derinliklerine doğru edebi bir yolculuğa da davet eden bir kalem. Benim için bu eser, yazarın üslubuyla kurduğum bağı perçinleyen ve 24 saat geçmeden okuyup bitirdiğim ikinci Demet Tezcan kitabı oldu. 174 sayfadan oluşan kitap, adeta bir çırpıda okunabilecek kadar akıcı, duru ve sürükleyici bir dile sahiptir. "Yola Düşünce", esasen klasik ve alışılagelmiş bir gezi yazısı olmanın çok ötesinde bir konuma sahiptir. Eser, seyahatname, yolname, deneme ve anı türlerinin iç içe geçtiği, edebi yönü kadar düşünsel ağırlığı da hissedilen derin bir "şahitlik" kitabıdır. Tezcan; Suriye, Lübnan, Pakistan, Cibuti ve daha pek çok İslam coğrafyasında bizzat tanık olduğu insani durumları, ümmetin çektiği acıları ve saklı kalmış hayat hikâyelerini, kendi içsel sorgulamalarıyla birleştirerek başarılı bir şekilde aktarıyordu. Özellikle Yahudiler ve işgalci İsrail rejimi hakkındaki tespitleri, siyonizmin coğrafyadaki yıkıcı etkilerini ele alış biçimi ve bu zulme karşı koyduğu net duruş, kitabın en güçlü ve tamamen katıldığım yönlerinden birini oluşturuyor. Ancak kitabın genel olarak takdir ettiğim bu başarılı anlatımının yanında, fikrî ve itikadi açıdan mesafe koyduğum, düşünce dünyamla uyuşmayan önemli noktaları da mevcut. Yazarın Şia dünyasına ve coğrafyasına karşı sergilediği aşırı hoşgörülü tutum, bu ekolden sürekli müspet bir dille bahsetmesi metnin geneline yansıyan belirgin bir tercih. Bu durumun en somut örneği, Ali Şeriati’nin mezarına yapılan ziyaretin anlatıldığı bölümde karşımıza çıkıyor. Yazarın, Şeriati'nin kabrini "sıradan fanilerin kabri gibi değil, sade ama mezarı da düşüncesindeki
Edebiyat
Yola DüşünceDemet Tezcan · Pınar Yayıncılık · 20119 okunma
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 154. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 00:00
"TÜRK TARİHİNE YÖN VEREN METİNLER" "Tüm güzellikler sürekli Türklerden haber veriyor. Bütün mükemmellikler sürekli Türkleri işaret ediyor. Türklerin başlarındaki börk ve ellerindeki kılıç, koç burcunda güneş gibi ve yengeç burcunda Müşteri (Jupiter) gibidir. Sevgi ve hizmette Türklere gönül vermek gerekir. Zira Tanrı, cihan mülkünü Türklere teslim etti." Tarih, yalnızca olayların kronolojik bir dökümü değildir. O, insanlığın ortak hafızası, medeniyetlerin birikimi ve geleceğe tuttuğumuz aynadır. Ancak tarihi var eden ve nesilden nesile aktaran asıl unsurlar, hiç şüphesiz metinlerdir. Taş tabletlerden papirüslere, matbaa devriminden dijital ekranlara kadar insanlık, düşüncelerini, savaşlarını, anlaşmalarını ve hayallerini kelimeler aracılığıyla ölümsüzleştirmiştir. Bir milletin kaderini değiştiren şey her zaman kılıçlar, ordular ya da fetihler değildir. Bazen tarihin akışını değiştiren şey, bir taşın üzerine kazınmış birkaç cümle, bir hükümdarın ardında bıraktığı bir öğüt ya da yüzyıllar boyunca dilden dile aktarılan bir hikmet olur. İnsanlık tarihi incelendiğinde büyük dönüşümlerin çoğunun önce zihinlerde başladığı görülür. Zihinleri şekillendiren ise düşünceler, fikirler ve onları taşıyan metinlerdir. Çünkü söz, bir iletişim aracı olmanın ötesinde; hafızanın, kültürün ve medeniyetin taşıyıcısıdır. Bizler bugün, geçmişin bu büyük metinlerinin mirasçılarıyız. Onları okuyarak, anlayarak ve eleştirerek tarihle bağ kurarız. Belki de geleceğe yön verecek bir sonraki büyük metin, henüz yazılmamış ve bir yerlerde birinin zihninde şekillenmeyi bekliyordur. · Bilge Kağan’ın Orhun Kitabeleri (Göktürk harfli metinler): Sadece birer yazıt değil; Türk milletine “kendin ol, devletini kaybetme, bilgeliği bırakma” çağrısıdır. Türk adının ve bilincinin bin yılı aşan bir hafızaya
Edebiyat
Türk Tarihine Yön Veren MetinlerTufan Gündüz · Yeditepe Yayınevi · 20269 okunma
Reklam
Reklam