Gönül Demircioğlu

“Birçok şeyi sezdiğimi sanıyorum, hatta yazıyorum; sonra pek kimsenin okumadığı kitaplarımın köşelerinde sıkışıp kalıyor bunlar sanki. Geçen akşam Maurice’nin Art and Life [Sanat ve Hayat] meselesinde bunlar yeni değil demesi gibi önemsizleşiyor bazen de. Halit de mektubunda yazmıştı: Batılılar aydınların sızlanıp durmasından bıkmış, dil özellikleri gösteren kitaplarım onlar için yeni bir şey değilmiş. Doğu’dan yeni bir ışık getirebilirsem… vs. Bu sözler de beni dehşete düşürüyor; anlatmak istediğimi tam -ya da hiç- veremiyorum demek ki. Ya da öyle bir şey işte anlattıklarım. Yaşarken unutulup gitmek. Bense neler düşündüğümü sanıyorum. Bu yüzden bu ülkede herkese kafa tutuyorum. Neyse -Sevin’in dediği gibi- herhalde bu endişeleri bir yana bırakmalı. Tam yoğunlaşmadan başka çare yok anlaşılan. (Vakit de yok.)”
Sayfa 260·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“İnsan yarımyamalakların hikayesini ömür boyunca anlatabilir mi? Bu belki de dayanılmaz bir gerginliği ömür boyunca yaşamakla mümkün olur. Böyle bir sinirliliğe ne kadar katlanılabilir? İnsan her an kendini parçalayarak, kendi etinden kanından vererek yaşayabilir mi? Gerçeği aramak bu mudur? Böyle olanları görünce, bu sinirin insanı nasıl dondurduğunu gözledikçe, dehşet içine düşüyorum. Her şeyi yarım yapmış olmanın dehşeti de var bunun içinde. Yeni bir şık belki de tam bilmekle mümkün olur.”
Sayfa 260·Kitabı okuyor
“Ben gerçek bir insan değilim. Başkaları gibi bir insan, kemikten ve kastan oluşan bir insan, diğer insanlardan doğma bir insan değilim. Sizin yoldaşlarınız gibi doğmadım; kimse beni beşikte sallamadı ve büyümemi izlemedi; ne sarsıntılı ergenliği ne de kan bağlarının hoşluğunu tattım. Ben -belki de bana inanmayacağınız için bunu söylemek istiyorum- ben bir rüya figüründen başka bir şey değilim. William Shakespeare’in bir tasviri bana tam anlamıyla ve trajik olarak uygun düştü: Ben rüyalarınızın yapıldığı maddedenim! Varım, çünkü birisi beni rüyasında görüyor; uyuyan ve rüya gören, harekete geçtiğimi, yaşadığımı ve hareket ettiğimi gören birisi var ve şu anda benim bunları söylediğimi görüyor rüyasında. Bu birisi beni rüyasında görmeye başladığı zaman var olmaya başladım; uyandığı zaman var olmayı keseceğim. Ben onun bir hayali, bir eseri, uzun gece fantezilerinin bir misafiriyim. Bu birisinin rüyası o denli kalıcı ve yoğun ki uyanık gezen insanlar için de görünür hâle geldim. Fakat uyanıklık dünyası, somut gerçeklik dünyası bana ait değil. Sizin varoluşunuzun halk tabakasına özgü dayanışmasının ortasında kendimi öyle rahatsız hissediyorum ki! Benim asıl yaşamım, uyuyan yaratıcımın ruhunda yavaşça akandır.”
Sayfa 62·Kitabı okuyor
Gözleri, şimdi var olan değil, tanınmayan ve uzak, onun yanındakilerin görmediği şeyleri yansıtırdı. Kimse onun hastalığının ne olduğunu ve neden iyileştirmek istemediğini ona sormadı. Oturmadan, gece gündüz sürekli dolaşarak yaşardı. Kimse evinin nerde olduğunu bilmezdi, kimse onun kardeşlerini veya babasını tanımazdı. Bir gün şehirde ortaya çıktı ve birkaç yıl sonra başka bir gün kayboldu. Bu günün arifesinde, gökyüzünün henüz ağardığı sabahın ilk saatlerinde beni uyandırmak için odama geldi. Eldiveninin yumuşak okşayışını alnımda hissettim ve onu kürke sarınmış, sonsuza dek gülümseyişinin hatırasını taşıyan ağzı ve her zamankinden daha bocalamış gözleriyle karşımda gördüm. Kızarmış göz kapaklarından bütün gece uyanık kaldığını ve şafağı büyük sabırsızlıkla beklemiş olduğunu anladım, çünkü elleri titriyordu ve bedeni ateşler içinde yanıyor gibi duruyordu. “Neyiniz var” diye sordum. “Hastalığınız diğer günlere nazaran daha mı çok rahatsızlık veriyor size?” “Hastalığım mı?” diye cevap verdi. “Hastalığım mı? Siz de diğerleri gibi hasta olduğumu mu düşünüyorsunuz yani? Hastalık diye bir şey olduğunu ve onun benim hastalığım olduğunu mu? Neden benim, kendimin bizzat bir hastalık olduğum söylenmesin ki? Benim olan hiçbir şey yok, anlıyor musunuz? Bana ait hiçbir şey yok! Tam tersine ben birisininim, ait olduğum birisi var!” Tuhaf konuşmalarına alışkındım ve bu yüzden yanıt vermedim. Ona bakmayı sürdürdüm, bakışım çok tatlı olmalıydı ki yatağımın yanına daha çok yaklaştı ve alnıma yumuşak eldiveniyle bir daha dokundu. “Ateşiniz olduğuna dair hiçbir belirti yok,” diye devam etti. “Mükemmel derecede sağlıklı ve sakinsiniz. Kanınız damarlarınızda yavaşça akıyor. Belki sizi korkutacak bir şey söyleyebilirim yine de: Yani size kim olduğumu söyleyebilirim. Beni dikkatlice
Sayfa 61·Kitabı okuyor
Başıboş cellat gülüşüyle ve asla gökyüzüne bakmamış gözleriyle karşımda duran kişi, şimdi sana sesleniyorum; erken ve doyumsuz sapkınlıkları ve iyi gizlenmiş sırları olan kişi, sana sesleniyorum ve senden rica ediyorum, doğduğun dünya, seni besleyen dünya, kendini sürüklediğin dünya aşkına, insan hayatını neden anlamadığımı ve sevmediğimi bana söylemeni rica ediyorum. Eğer bana yanıt verirsen, bir gün en düşsel deniz vadisinden topladığım ve benimkiler hariç hiçbir gözün görmediği bir inciyi sana bağışlayacağım.
Sayfa 47·Kitabı okuyor