Ve sonra bir gece o trajedi yaşandı. İlkbahar mevsimiydi,o geceki masal anlatılmış, Jane yatağında uykuya dalmıştı .Wendy, elindeki dikişi görebilmek için şöminenin çok yakınında yerde oturuyordu, çünkü odada başka ışık yoktu; tam dikişe oturduğunda bir horoz ötüşü duydu. Sonra, eskiden olduğu gibi pencere bir esintiyle açılıverdi ve Peter pat diye yere indi.
Tıpatıp aynıydı. Wendy'nin ilk fark etiği, hala ağzında süt dişlerinin durduğuydu.
O küçük bir oğlan çocuğu, Wendy ise bir yetişkindi. Hareket etmeye cesaret edemeyerek şöminenin yanında büzüşen, çaresizlik, suçluluk içinde yetişkin bir kadın.
"Selam Wendy," dedi Peter, hiçbir değişiklik görememişti, çünkü aklı fikri kendisindeydi; o loş ışıkta Wendy'nin üzerindeki beyaz giysi, pekala da kızı ilk gördüğünde üzerinde olan beyaz gecelik olabilirdi.
"Selam Peter," diye yanıtladı Wendy zayıf bir sesle; büzüşmüş, olabildiğince küçülmüştü. İçinden bir ses şöyle haykırıyordu: "Kadın, kadın, içimden çık git."
"Hey, John nerede?" diye sordu oğlan, bir anda üçüncü yatağın olmadığını fark ederek.
"John artık burada değil," diye iç geçirdi Wendy.
"Michael uyuyor mu," diye öylesine sordu Jane'e bir bakış atarak.
"Evet," diye yanıtladı Wendy ve o an hem Jane'e hem de Peter'e karşı dürüst olmadığını fark etti.
"O Michael değil," dedi hızla daha fazla yanlış anlaşılmamak için.
Peter ona baktı, "Hey, bu yeni biri mi?"
"Evet."
"Kız mı, oğlan mı?"
"Kız."
Evet şimdi anlayacaktı durumu; ama hayır, hiçbir şey anlamamıştı.