Ah Çalıkuşu, Feridem... Senin o mağrur duruşun ve kendini müdafaa edişin öyle ilham verici ki! Yazıldığın günden bu yana eminim pek çok kadına yol gösterdin. Feride ile bugün konuşabiliyor olsaydım; 'verdiğin hiçbir karar için pişman olma' derdim ona.
Feride, bu ataerkil düzenle öyle asil bir şekilde savaştı ki... Hikayenin sonunda bir şeylere boyun eğmiş gibi görünmesi, o muazzam mücadelesinin kıymetinden tek bir zerre bile eksiltmiyor. Özellikle 1923 yılında, bir erkek yazarın kaleminden böylesine güçlü bir kadın portresi çıkmış olması beni gerçekten hayrete düşürdü. Ben gerçek anlamda kitaba bayıldım. Soluksuz okudum.
Neden daha önce okumadım diye kendime kızsam da, Feride ile tam da bu yaşımda, onu en iyi anlayabileceğim zamanda tanışmış olmanın buruk sevincini yaşıyorum.
Feride’yi de İnce Memed’in hemen yanına, kalbimin en sarsılmaz köşesine yerleştirdim.
Eğer hâlâ yolunuz bu Çalıkuşu ile kesişmediyse, kendinize bir iyilik yapın ve bu nadide eseri kütüphanenize ekleyin.
İran Edebiyatı’nın başyapıtı kabul edilen, Sadık Hidayet’in o meşhur Kör Baykuş’u ile nihayet tanıştım. Ancak itiraf etmeliyim ki; genel kanının aksine, bu kez o büyülü dünyaya tam olarak dahil olamadım.
Kişinin içerisinde yaşadığı buhran, dışlanmışlık ve istenmeme duygusunu çok içeriden hissettim; hatta yer yer Dostoyevski’nin o karanlık koridorlarında dolaşır gibiydim. Fakat yazarın yarattığı dünyada, özellikle kadına (karısına) bakış açısı okurken beni huzursuz eden bir noktadaydı. Bu huzursuzluk, kitabın edebi gücünden ziyade karakterin dünyasından yayılan o rahatsız edici frekanstan kaynaklanıyordu.
Evet, İran Edebiyatı’nda açtığı o devrimsel yolun kıymetini biliyor ve buna saygı duyuyorum. Ama bir okuyucu olarak bu kitap beni sarıp sarmalamadı, alıp bir yerlere götürmedi. Belki de Sadık Hidayet’in o meşhur gölgesi, benim dünyama bu defa fazla ağır geldi...
Ben bir uzman değil, sadece hislerini sizinle paylaşan sıradan bir okuyucuyum. Benim için bu kitabın özeti; büyük bir saygı ama derin bir mesafeydi.
Kitapla kalın