Ez kurd im
Kîjan xwedawend xwediyê min e? nizanim Kîjan şeytan xwediyê min e? nizanim Ne asîman li xwîna min guhdar dike û Ne dad û ne qanûn... ne naqûsê kilîseyan... ne qubeyên mizgeftan... Ez ê bi kê û bi çi sond bixwim? nizanim Kê hewan û kê palpişt û kê kesê min e? nizanim Ez vêga şaxekî bê sond im Sonda min dûkel û gotina min xwelî... Hetanî koç heye, dê koç bibim Hetanî agir heye, dê bişewitim Hetanî av heye, dê xerq bibim Hetanî dirêş heye, ez qurbanî me Hetanî ax heye, ez bê ax im Hetanî çiya heye, dê bigindirim û Hetanî dar heye, dê min lê bidin Ez ji berî Mûsa, koçber im Berî îsa, li çarmîxê me Berî Qureyş bi zindî li gorê wer bûme Berî Huseyn, serê min hatiye birîn... -Şêrko Bêkes-
Kurdî
dema demjimêrk dibû dozdehê şevê gotineke derewîn di dilê min da zîz dibû,min xwe bi derewa haş dikir...bo ew gotina serê kêra xwe ko bike,ko nebû tûj dibû,dibû...
Kurdî
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gotina pêşiyan
"Mala bavê şirîn e, mala mêr hêlîn e."
AŞKIN 14 HÂLİ
💚AŞKIN 14 HÂLİ Aşkı sadece bir duygu mu sanıyorsunuz? Kadim dilde aşk, ruhun tekamülündeki 14 farklı duraktır. Her kelime; bir uyanışı, bir "dosya kapanışını" veya ruhun bir başka katmanındaki imtihanı fısıldar İrade uçurumundan (Hevâ) başlayıp, akıl tutulmasına (Huyâm)... + Al-Hawa (Hevâ): Kökeni "boşluktan düşmek" veya "rüzgarın esmesi"dir. Aşkın en tehlikeli halidir; çünkü iradenin devreden çıkıp kişinin kontrolsüzce bir boşluğa, bir uçuruma sürüklenmesini ifade eder. Al-Sabwa (Sabve): "Sıbâ" (çocukluk) kökünden gelir. Akıl baliğ olmamış bir çocuğun hesapsızlığı ve mantıksızlığıyla, aşkın rüzgarına kapılıp her şeyi riske atma halidir. Al-Shaghaf (Şagaf): "Şagaf" kalbin en dış zarının adıdır. Bu makamda aşk artık bir "his" olmaktan çıkıp kalbin koruyucu zarını delmiş, içeri sızmıştır. Savunma mekanizması çökmüştür. Al-Wajd (Vecd): "Vücud" (varlık) ve "vicdan" ile aynı köktendir. Aşkın bir varoluş sancısına dönüştüğü, aşığın ancak o aşkla kendini var hissettiği kendinden geçme halidir. Al-Kalaf (Kelef):
SAHTE TESLLİLERE SIĞINAMAYIZ... NE YAPMALI?
Yıl 1984. Yeni Devir gazetesi, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’yla bir röportaj gerçekleştiriyor. Röportajın bir yerinde tevcih edilen bir soruya, şöyle cevab veriyor Mütefekkir; Necip Fazıl'la Başbaşa adlı eserden takib ediyoruz: "Herkes bir şey yapıyor güyâ… Olunması gerekene âit en küçük bir imaj yok ki, ona doğru gidişte “herkes karınca kaderince çalışıyor” diyelim… Doğru yol üzerinde olunsa, Kâbe’ye giden karınca hikâyesi gibi, hiç olmazsa o gâye ve yolda gidiyor ya, diyebiliriz… Ama, hem karınca ayaklarıyla, hem de Vatikan’a doğru yürünüyorsa, herkes bir şeyler yapıyor demenin sahte tesellisine sığınamayız…" O hâlde, her türlü faaliyetten önce ihtiyacımız olan şey, bize rehberlik edici bir “bütün” ve bu “bütün”den hareketle teşkil edilmiş muhtelif “inşâ plânları” olarak karşımıza çıkıyor. Bu bakımdan, İBDA Mimarı, Salih Mirzabeyoğlu'nun Kültür Davamız Kültür Davamız -Temel Meseleler- adlı eserinde sorduğu sorudur herkesin kendisine sorması gereken: "Binanın bütünü görülmeden, taşların üst üste konmasıyla ortaya binâ mı çıkar, yoksa taş yığını mı?” İşte Kanunî’den bu yana cemiyetimizin ve yüzyıllarca bayraktarlığını yaptığımız Müslüman toplumların problemi de bizce bu noktada merkezîleşiyor: **Büyük Doğu-İBDA dışında, kimse bize ne olunması ve yapılması gerektiğine dair “bütün” bir “kültür-medeniyet” projesi, İslâmı hayata tatbik için gerekli “ruh ve sistem”i arzetmiyor, arzedemiyor. Uzatmaya ne gerek, kimsenin bir İdeolocya Örgüsü ve Başyücelik Devleti yok! Böyle olunca, birbirini bütünlemesi ve eksiklerini tamamlaması kıymeti belirtebilecek nice “parça” emek ve eser bir nevî hebâ oluyor, “ortak” hedefte buluşamıyor, gâyeyi tahakkuk ettiremiyor. Kısacası, “aynı” baraja aktığında müthiş bir enerji doğurabilecek sayısız nehir ve derenin taşıdığı bu potansiyel, ya dağda bayırda savrulup gidiyor
İslam Kültür ve Medeniyeti
Gotina xweş, bihara dilan e. 🌾
Kurdî