Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.
Nietzsche’nin duygularını çok daha iyi anlıyordu şimdi; yeni şafaklar ve altın olasılıklar keşfetmek, zengin, cesur bir ruha aşık olmak; herkes, en azından bir kez yaşamında böyle bir şeye ihtiyaç duyar, diye düşündü Breuer.
"...benim de güçlü yanlarım var. İnsanların ruhlarındaki asaleti gören mükemmel gözlerim vardır. Böyle birini bulduğum zaman da onu kaybetmemeyi isterim."