selim koç

selim koç
@grabowski
Tanrı sonsuzluktur, ebediyettir, mutlaktır. Demek oluyor ki insanın Tanrı'ya yönelik yolculuğu (hareketi), ebedi ve sürekli, duruşu olmayan, sonsuz tekamüle (gelişim ve olgunlaşım) ve sonsuz Aşkın'a (transcendens, müteal) yolculuktur.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu çalışma şartları içinde kadınlar klasik çekirdek aile biçimi ilişkilerinin dışına çıkmaktadırlar. Eskiden kadın kocası ile olan ilişkisinde, ondan "korkuyor", onu sayıyor, kocası da onu "koruyor", aile için çalışıp para kazanıyordu. Bugün bu şema artık işleyememektedir. Çünkü kadınlar korunan ve dışlanan, adam yerine konulmayan varlıklar olmadıklarını haykırmışlar ve bir başkaldırı odağı haline gelmişlerdir. Erkek-kadın ilişkileri denge unsurunun dışına çikmış ve kadının kendi özerkliği ve erkeğin kendi özerkliği olarak iki ayrı türden bir uyum içine oturmuş ve süreklilik yerini değişkenliğe bırakmıştır. Klasik aile biçiminde koca ile karısı arasında imzalanan bir sözleşme gereği, birbirleri ile devamlı sevgi ve saygı mekanizmaları, burjuvazinin adetleri ile mutsuz aile şekillerine dönüşmekteydi. Klasik kocalar, aşıklar bunlar arasındaki vodviller gözler önüne serilmekteydi. Bu- · gün, bu tip vodviller artık komikliğini yitirmektedir. Çünkü kimse kimseden bir şeyi saklamamaktadır. Evlilik mekanizması yerini beraber yaşamaya bıraktığı gibi, beraber yaşama ise yerini yalnız yaşamaya bırakmağa başlamaktadır.
Misak-ı Milli siyasi bağımsızlığı, Misak-ı İktisadi ekonomik bağımsızlığı amaçlamıştır. Atatürk’ün, “siyasal bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla taçlandırılmasın diye ifade ettiği durum ancak bu iki kavramın bir araya gelmesiyle mümkün olacaktır. Mazlum milletlere örnek teşkil eden Kemalist Ekonomi Modeli’nin en önemli kavramlarından biri Misak-ı İktisadi’dir.
Atatürk nasıl ki müzik çalışmalarıyla Türk Halk Müziği’nden beslenen Batı tekniğiyle işlenen Ulusal Türk Müziği yaratmak istemiş ise; tiyatro-opera-sinema çalışmalarıyla da Türk tarihinden, Türk kültüründen beslenen, Batı tekniğiyle işlenen Ulusal Türk Tiyatrosu-Operası-Sineması yaratmak istemiştir. Hep söylediği gibi ulusal kültürü işleyip çağdaş/evrensel uygarlığa (kendi ifadesiyle tek uygarlığa) katkıda bulunmak istemiştir.
Onlar ne sağcı, ne solcu, ne ülkücü, ne sanatçı, ne de...., ne de.Yanlışlıkla bişey olmuşlar.Ayaklarının kokusunda bile bu şey var. Sıradanlık, ödleklik, kötülük mayasıyla doldurulmuş topluluklar. Onlar için komik bi duyguyu ifade etmek bile çok zor. Önlerinde ne varsa onla savaşıyorlar. Seçmiyorlar, düşünmüyorlar, elemiyorlar, sevmiyorlar, görmüyorlar. Sadece yalan ve yavan olanı estetize ediyorlar. Temkinli hayaller kuruyorlar. Buna gerçekçilik ismini takmışlar. Ama rengi bozuk bi sürahi kadar gerçekler. Varlığı dışında hiç bi anlam taşımayan boş vitrin sürahileri..